19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı

Kategori
MİLLİ BAYRAMLARIMIZ
Tarih
19 Mayıs 2017
Place
Samsun, Turkey

I. Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti’nin fiilen ömrünü tamamladığına inanan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu (Sonradan 3. Ordu) Müfettişi sıfatıyla, 16 Mayıs 1919’da maiyeti ile birlikte Bandırma Vapuru’na binerek, akşam üzeri, İstanbul’dan Samsun’a gitmek üzere hareket etmişti. 17-18 Mayıs günlerinde, İnebolu ve Sinop üzerinden geçen Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 sabahı, Samsun rıhtımından Anadolu topraklarına ayak basmıştı6. 19 Mayıs 1919 günü, karanlık günler yaşamakta olan Türk Milleti için, yeni bir umut ışığı olmuştu. 1927 yılında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci olağanüstü kurultayında, aralıksız olarak altı gün boyunca, toplam 36,5 saatte okumuş olduğu ünlü Büyük Nutku’nda Atatürk: “1919 Senesi Mayısı’nın 19. günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve Manzara-i Umumiye” diyerek başladığı cümleleri ile, Türk Millî Mücadelesi’nin başlangıç günü olan 19 Mayıs 1919’da, Türk Milleti’nin ve devletin içinde bulunduğu durumu dile getirmektedir7. O’nun anlattığı biçimiyle, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup I. Cihan Harbi’nde mağlup olmuş, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütareke imzalanmıştı. Büyük harbin uzun seneleri içinde, millet yorgun ve fakir bir duruma düşmüş; millet ve memleketi savaşa sevkedenler, kendi hayatlarının kaygılarına düşerek, ülkeden firar etmişlerdi. Saltanat ve hilafet makamını işgal eden padişah Vahdettin tereddüt içinde, şahsını ve tahtını kurtarmayı sağlayacak önlemler peşindeydi. Hükümeti oluşturan Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki kabine “aciz, haysiyetsiz, korkak; yalnız padişahın iradesine tabi bir durumdaydı. İtilaf Devletleri, mütareke koşullarına uymaya gerek görmüyorlar, birer vesile ile, İtilaf Devletleri ve askerleri parça parça Ata Yurdu olan Türk topraklarını işgal ediyorlardı. Doğuda Ermeni, kuzeyde Pontus çeteleri, İstanbul’da Ermeni Patriği Zaven Efendi ve Mavri Mira Heyeti’ne bağlı olarak çalışıyorlardı. Kamuoyunda Amerikan Mandacılığı, İngiliz Himayeciliği ve Bölgesel Kurtuluş yollarına dayalı çalışmalar vardı. Pek çok dernek kuruluyor, temaslar yapılıyordu. Oysa Atatürk, bu kararların hiçbirinde mantık ve isabet görmüyordu. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, esassızdı. Gerçekte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı Memleketleri tamamen parçalanmıştı. Atatürk’e göre, orada bir avuç ata yurdu kalmıştı. Son mesele, bunun da taksimini sağlamaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklali, padişah, halife, hükümet; bunlar hepsi anlamı kalmamış bir takım anlamsız sözlerden ibaretti. Tek bir karar vardı; “O da, ulusal egemenliğe dayalı, kayıtsız-şartsız tam bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak”8. Atatürk Büyük Nutku’nda: “İşte daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da, Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar, bu karar olmuştur” diyordu9.

Gerçekten de Mustafa Kemal Paşa için, Samsun’da Anadolu topraklarına çıktığı an, tarihi bir görev başlamış bulunuyordu. Bundan sonraki evrelerde egemenlik adım adım Padişah’tan millete geçecek, Osmanlı Devleti aşama aşama iki elden idare edilecekti10. Anadolu’da millî mücadelenin cepheleri genişledikçe, “millî egemenlik” fikrinin etkinliği artacak; İstanbul’da padişah ve yakın çevresi İngilizlerle işbirliği içine girdikçe, adım adım “ihanet” sınırına yaklaşacaktı. Anadolu gün geçtikçe, adım adım İstanbul’a hâkim olacaktı. Mustafa Kemal Paşa gittiği her yerde halkın arasına giriyor, millî birlik ve beraberlik ruhunu millete aşılıyor, onlara mücadele azmi veriyordu. İstanbul Hükümeti gibi onları sükûnete değil, harekete geçirmeye çalışıyordu. Yine O, yalnızca bir komutan gibi davranmıyor, valiler, kumandanlar ve millî kuruluşlarla irtibata geçiyor, Türk milleti’ni düştüğü kötü durumdan haberdar ediyor, halkın dertlerini dinliyor, bu dertlere çare arıyordu. Böylece Mustafa Kemal Paşa, kongreler ve mitingler düzenleyip, halk adına, halkla birlikte kararlar alan bir önder olarak tarihteki yerini alıyordu”. Tarih boyunca esarete razı olmamış Türk Milleti, yedi bin yıllık şanlı geçmişinden güç alarak, 19 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal Atatürk ile yeniden doğuyordu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, bu millî mücadelede en çok güvendiği kesim hiç şüphesiz ki Türk Gençliği’ydi12. Ülkenin en karanlık günlerinde, kamuoyunun bütün kesimlerinde koyu bir karamsarlık hâkimken Atatürk, Türk Gençliği’ndeki özgürlük aşkını görmüş, bununla hem gurur duymuş, hem de iftihar etmişti. Daha 1918 yılında; “Herşeye rağmen muhakkak ki bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sınırsız muhabbetim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde, sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir” diyordu13.

Türk Gençliği son çeyrek yüzyılda, tartışılamaz biçimde büyük fedakârlıklarda bulunmuştu. Türk Kurtuluş Savaşı’nda; “Dağ başını duman almış/Gümüş dere durmaz akar” dizeleriyle başlayan marş Türk Gençliği’nin marşı olmuş, bütün bir gençlik, o yıllardan bu yana coşkuyla bu marşı söylemişti14. Atatürk, Ankara Halkevi’nde yaptığı bir konuşmasında, 19 Mayıs 1919 gününü ve “Gençlik Marşı”nın tarihsel anlamını şu sözlerle değerlendirmişti: “Ben 1919 senesi Mayıs’ı içinde Samsun’a çıktığım gün, elimde hiç bir maddi kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milleti’ne güvenerek işe başladım. Samsun’dan Anadolu içlerine kırık bir otomobille gidiyordum… O kırık otomobil Anadolu içlerinde ilerlerken ben daima düşünür ve yaverime “Dağ Başını Duman Almış” marşını söyletirdim. Ben Türk ufuklarından bir gün behemahal bir güneş doğacağına, bunun hareket ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. O marşı okutup tekrar ettirmekteki maksadım, Türk’ün bu güneşi doğunca, muvaffak olacağını anlatmaktı15.

Atatürk’ün anladığı gençlik, “genç fikirli” demekti. Genç fikirli ise doğruyu gören ve anlayan “gerçek fikirli” demekti16. Nitekim Sivas Kongresi günlerinde, yakın çevresindeki pek çok önemli kişi, Amerikan Mandacılığı’nı bir kurtuluş yolu olarak savunurken, Askeri Tıbbiye öğrencileri adına kongreye katılmış olan Hikmet Bey adlı bir gencin: “Mandayı kabul edemeyiz. Kabul edenler varsa, bunları kim olurlarsa olsunlar reddeder ve suçlu sayarız” diye başlayan ve sonra da Mustafa Kemal Paşa’ya dönerek: “Farz-ı mahal (varsayalım ki) siz dahi kabul etseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i ‘vatan kurtarıcı’ değil, vatan batına olarak adlandırır ve tel’in ederiz” diyerek haykırışı, Mustafa Kemal Paşa’nın gençliğe bu denli güvenmekte ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştu. Mustafa Kemal Paşa, Hikmet Bey’in bu heyecanlı çıkışına karşı, kongrede bulunan delegelere dönerek: “Arkadaşlar! Gençliğe bakın! Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin’“ demiş, sonra da Hikmet Bey’e dönerek sözlerini şöyle tamamlamıştı: “Evlat müsterih ol! Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum.Biz, ekalliyette kalsak dahi, mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya İstiklal ya ölüm”. Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözleri üzerine, “Varol Paşam” diyen Hikmet Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın elini öpmüş; Mustafa Kemal Paşa’da Hikmet Bey’i alnından öpmüştü. Sonra da Atatürk, şu ünlü sözünü söylemişti: “Gençler! Vatanın bütün ümit ve istikbali size, nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır”17.

Atatürk’ün Türk Gençliği’ne güvenini belirten sözleri teker teker ele alınamayacak kadar çoktur. Gerçekten de Millî Mücadele’nin gerek aksiyon, gerekse düşünce boyutunun önde gelen insanları gençlerden oluşuyordu. Mustafa Kemal Atatürk de, Türk Devrimi’nin mimarı ve önderi olarak, daha çok genç yaşlarda iken önemli başarılar elde etmişti. Atatürk Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurduğunda henüz 25, Çanakkale Cephesi’nde yurt müdafaası için savaşırken 35; 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında ise, 38 yaşında bulunuyordu. İsmet Paşa, Kazım (Özalp) Paşa, Rauf Bey, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy ve Kâzım Karabekir gibi ünlü komutanlar 37-38; Ruşen Eşref, Yakup Kadri, Falih Rıfkı Atay ve Yahya Kemal gibi ünlü edebiyat ve fikir adamları 25-30 yaşlarındaydı18. Tarihte hiç bir lider Atatürk kadar gençliğe güvenmemiş, O’nun kadar gençlikle bütünleşmemiştir19. “Benim en büyük eserimdir” dediği cumhuriyeti, sonsuz güven duyduğu Türk Gençliği’ne emanet etmiştir. “Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Birgün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan çok memnunum ve mesudum” diye seslenen Atatürk, geleceğin Türk Gençliği sayesinde Türk Milleti için çok aydınlık ve mesut günler getireceğine inanmaktadır20.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gün olan 19 Mayıs gününü Atatürk, Türk Gençliği’ne millî bayram olarak armağan etmiştir. Bu önemli tarihin yıldönümleri, 20 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan 3466 sayılı bir yasayla “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmiştir. Türkiye’nin her yanında beden eğitimi ve spor gösterileriyle kutlanan bu ulusal bayrama, 593 km.lik Gençlik ve Spor Bayramı Koşusu da ayn bir anlam katmaktadır.

 
 

Powered by iCagenda

Joomla templates by a4joomla