Konferans Konusu: Atatürk ĺlkeleri Işığında Son Siyasi Gelişmeler
1- Program Sunuşu:. Dr. Banu Diler  HE-ADD Yönetim Kurulu
2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı
3- Konuşmacı: Hulki Cevizoğlu  Gazeteci- Yazar

1.-Program sunuşu: Dr. Banu Diler  HE-ADD Yönetim Kurulu
Değerli konuklarımız,  Konuşma başlamadan önce herkezi Atatürk, demokrasi ve cumhuriyet Şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.
Derneğimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu demokratik lâik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatmak, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek ve Atatürkçü düşünceyi topluma, genç kuşaklara iletmek amacıyla kültürel, sosyal, bilimsel çalışmalar yapmaktadır. Derneğimizin genel faaliyetleri herkese açıktır. Derneğimiz hakkında bilgi edinmek için Adresimiz: www.he-add.org

 

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı                                (original tekst)

Değerli gazeteci yazar ve televizyon programcısı sayın Hulki Cevizoğlu, değerli konuklar ve sevgili gençler, 

Bugünkü konferansımıza hepiniz hoş geldiniz.  Hepinizi saygı ile selamlıyorum.  2002 yılından bu yana ülkemizde AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte, dış güçlerin desteğiyle planlı, programlı yapılan çalışmalar adeta bir karşı devrim niteliğindedir.  Bu oyunun aktörleri, planlı, programlı çalışmalarla Türk insanını tepkisizleştirdi, duyarsızlaştırdı.  İleri demokrasi ve demokratikleşme sözleriyle ve mağduriyet edebiyatıyla, adım adım demokrasiyi, hukuku, laikliği, ordunun Atatürkçü yapısını yıktılar ve insanların özel yaşantılarına karışmaya başladılar. 

Yurdumuzda hızla değişen ve değiştirilen gündemi Almanya’dan takip etmek bizler için kolay olmuyor.  Bu nedenle sizlere ülkemizdeki son gelişmeleri ve gündemdeki konuları, bilinmeyen yönleriyle anlatmak için, yaklaşık 20 yıldan beri, dürüst çizgisinden ödün vermeden sürdürdüğü, Ceviz Kabuğu programıyla tarihe geçen, izleyicileri sabah saatlerine kadar TV ekranlarına kilitleyen usta gazeteci, yazar ve televizyon program yapımcısı sayın Hulki Cevizoğlu’nu Frankfurt’a davet ettik.  Frankfurt’a hoş geldiniz sayın Cevizoğlu.

Değerli gazeteci, yazar sayın Cevizoğlu bugün bizlere Atatürk ilkelei ışığında son siyasi gelişmeler konulu bir konferans verecek.  Konferansa verilecek 20 dakikalık aradan hemen sonra sayın Cevizoğlu sizlerin sorularınızı yanıtlayarak Ülkemizde oynanan kirli oyunları da gözler önüne serecek. 

Değerli konuklar: Ben de bu konularla ilgili olarak derneğimizin kuruluş nedenlerini, Cumhuriyet’imizin kuruluşunu, Atatürk ilkelerini ve ülkemizdeki son durum hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. 

Biz Hessen Eyaleti  Atatürkçü Düşünce Derneği’mizi 15 Ekim 1995 te kurduk.  Yani on sekiz yılı aşkın bir zamandan beri derneğimiz faaliyette.  Neden böyle bir derneğin kurulmasına gerek duyduk?  Biz böyle bir dernek kurmak için eğitim görmedik.  Eğitim yıllarımızda Atatürkçü Düğünce Derneği gibi bir dernek kurmak aklımızın köşesinden bile geçmedi.  Ama taa 1990’lı yıllarda gördük ki Aratürk ilkeleri kenarında köşesinden makaslanarak yok edilmeye çalışılıyor.  İşte o zaman uyandık ve Atatürk ilkelerini yurttaşlarımıza hatırlatmak ve unutturmamak için yolaçıktık. 

15 Ekim 1995 tarihinde arkadaşlarımıza derneğimizin kurulması için  yazdığımız mektupta bakın şöyle demişiz: 

Hepinizin bildiği gibi, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önderimiz Atatürk’e, ilkelerine ve devrimlerine karşı yapılan saldırılar giderek artmaktadır.  Cumhuriyet’imize, çağdaş yaşama ve laikliğe karşı yapılan bu saldırılar, sadece içeriden değil aynı zamanda dışarıdan ve özellikle Almanya’dan yapılmaktadır.  Bu durumda Avrupa’da yaşayan bizlere önemli görevler düşmektedir.  Öncelikle demokratik bir şekilde, Atatürkçü düşünce sistemini, Atatürk ilke ve devrimlerini Avrupa’da, hem kendi insanımıza hem de yabancılara anlatmalı ve yaymalıyız.  Ülkemizin Avrupa Birligi’nde saygın bir yer alması için çalışmalarda bulunmalıyız.    

Bu amaçla biz, Türkiye ADD ile aynı doğrultuda çalışan Almanya ADD’nin Hessen Eyaleti şubesini Frankfurt’ta kurmak üzere sizleri Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya ve Atatürkçü düsünceye sahip çıkmaya davet ediyoruz. 

Bu çağrımıza 65  arkadaşımız katılmış ve katılanların hepsi de ogün üye olarak derneğimiz kurulmuştur.  Derneğimizin ilk toplantısını da 29 Ekim 1995’te Cumhuriyet’imizin 72 inci yıldönümü münasebetiyle yapmış ve sizlere Atatürk, Atatürkçülük ve Atatürkçülere düşen görevler hakkında bakın neler söylemişiz. 

Atatürk Türk milletinin yetiştirdiği en büyük Türktür.  O, milli mücadele yıllarında, milli birliğimizi sağlayan eşsiz bir lider, savaş meydanlarının efsanevi komutanı, devlet kuran büyük bir siyaset adamı ve milletimizin çehresini değiştiren güçlü bir devrimcidir.  Atatürk dünya tarihinin tanıdığı en büyük adamlardan biridir.  O yüzden Atatürk’le ne kadar övünsek azdır. Atatürk, yurdumuzu umutsuz bir çıkmazdan, düşmanların elinde paramparça olmuş bir durumdan kurtardı.  Yurdumuzu felaketten felakete sürükleyen çürümüş bir saltanat düzenini yıktı ve yerine taptaze bir Türkiye Cumhuriyeti kurdu.   

Bu Cumhuriyet kolay kurulmadı. İçeride ve dışarıda Atatürk’e çılgın dediler. Bütün cihanın kuvvetine karşı hareket yaratmak çocukca bir hayal, dediler.  Dünya vaziyetimizi biliyor. Hülyanın, blöfün sırası mı dediler.   Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman?  Kuzum Mustafa sen deli misin, diyerek Atatürk’le alay bile ettiler. Elde avuçta hiç bir sey yokken, emperyalizme, galip devletlere, Yunan ordusuna, Ermenilere, Pontus çetelerine karşı silahlı mücadeleye girişmeyi çılgınlık saydılar. 

Gerçekten de silahsızlandırılmış Türk ordusunun o tarihteki gücü kağıt üzerinde 35-40 bin kişi idi.  Oysa Türkiye’deki silahlı işgalcilerin sayısı aşağı yukarı 400 bin kişi idi.  Kurtuluş Savaşı’mızda yoksul, bitik Anadolu, bölünmez, bağımsız, hür ve çağdaş bir Türkiye, diyerek, 400 bin işgalciyi ve onbinlerce silahlı silahsız vatan hainlerini yenmeyi başardı.  

Atatürk kurduğu bu Cumhuriyet’te, ilk iş olarak halifeliği kaldırdı.  Medreseleri kapattı, Arap harflerini kaldırdı.  Medeni hukuğu kabul etti ve medeni kanunu getirdi.  Çağdaşlaşabilmek için çok üstün bir eğitim politikası benimsedi.  Türk dil kurumunu kurdu.  Milli kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyine çıkartmak için çalıştı.  Güzel sanatlara çok önem verdi.  Laiklik ilkesinin yerleştirilmesi için çok çaba harcadı.  Tekkeleri ve türbeleri kapattı.  Kıyafette değişiklik yaptı  Soyadı kanunu getirdi. Takvimi, saati, ölçüleri değiştirdi.  Kurduğu bu cumhuriyete geniş kapsamlı bir kültür devrimi ilave etti.  Korkunç yoksullukları ve engelleri ezerek hem yeni bir ekonomik düzen kurdu hem de 15 yıl gibi kısa bir sürede büyük bir ekonomik kalkınma sağladı.   

Bütün bu ekonomik, sosyal ve kültürel devrimlerin aslında bir tek amacı vardı.  Bu amac, son yıllarda dinamizmini yitirmiş Türk toplumunu yeniden dinamizmine kavuşturmak; Türk’e kendisine inanma duygusunu aşılamak, Türk’ü batı uygarlığına yöneltmek ve Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaktı.   

Değerli konuklar;   Hepimizin bildigi gibi, Kurtuluş Savaşımız; Türk milletini çağdaşlaştırmak icin yapılan devrimler ve kalkınmak için harcanan çabaların hepsi belli bir düşünce sisteminin ürünleridir.  İşte bu düşünce sistemine biz ‘Atatürkçülük’ diyoruz. 

Türk milletinin bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzura ve refaha sahip olması, devletin ulus egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve bilimin öncülüğünde, Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacı ile belirtilen devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata, toplumun diğer temel kurumlarına ilişkin gerçekçi düşüncelere ve ilkelere, Atatürkçü düşünce sistemi diyoruz.   

Atatürkçü düşünce sistemi, Türk milletinin, çağın ve bilimin gereklerine göre, mutluluğunu, esenliğini ve refahını sağlamak amacı ile Atatürk tarafından kurulmuştur.  Atatürkçü düşünce sistemini işleten ilkeler birbirine bağlıdır, bir bütünün parçalarıdır, bir sistemi işleten çarklardır.  Bu ilkelerin uygulanması iledir ki ulusumuz her alanda 90 yıl öncesi ile karşılaştırılamayacak derecede gelişmeler sağlamıştır.  Birbirine bağlı bu Atatürk ilkelerinin gerçeklestirilmesi, bu ilkelerin bazı ortak özelliklere sahip olması ile mümkün olmuştur. 

Bu ilkelerin ilk ortak özelliği milliyetçilik duygusundan kaynaklanmaktadır.  Her ilke Türk ulusunu ileri ve üstün bir uygarlık düzeyine çıkarmayı hedeflemektedir.  Altı temel ilkenin içindeki millyetçilik ilkesi aynı zamanda diğer ilkelerin de özünü oluşturmaktadır.  Cumhuriyetimiz, Türk ulusunun yönetimi için bulduğu ve ulusun egemenliğinden alınan bir ilkedir.  Halkçılık Türk halkının dertleri ile ilgilenmektir. Devletçilik, Türk devletinin her alanda vatandaşının yanında olmasıdır.  Laiklik, Türkleri inançlarında özgür bırakmak ve bu yolla Türk demokrasisini sağlamlaştırmak amacıyla konulmuşolup din ile devlet işlerini birbirinden ayırmaktır.  Devrimcilik, bütün bu ilkelerin geliştirilip sürdürülmesidir.  Milliyetçilik diger 5 ilkeye can vermekte ve hepsinin ortak özelliği olmaktadır.    

Değerli konuklar, sevgili gençler, 

Biz bunları söyleyerek 1995’te kurduğumuz derneğimizde sizleri aydınlatmak amacıyla yıllarca değerli Türk aydınlarımızı Frankfurt’a davet ettik.  Hepinizin bildiği gibi onlar da geldiler ve fikirlerini bizlerle paylaştılar, bizleri aydınlattılar.  Bu arada ülkemizde durum her gün kötüye gitti.  2002’de AKP geldi.  AKP’nin gelişiyle birlikte yurdumuzda zaten bozuk olan gelir dağılımı daha da bozuldu, işsizlik arttı ve eğitim sorunları büyüdü.  Siyasi yozlaşma, sosyal dokumuzu zedeledi,  Ekonomik bozukluğun sonucu ülkemizde hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekarlık ve yolsuzluk gibi ahlaksızlıklar arttı. 

AKP’nin gelişine kadar, siyasi hayatta Atatürk ilke ve devrimleri zaten birer birer kenarından köşesinden aşındırılmaya başlamıştı.  İktidara gelen güçler, kökten dinci ideolojinin devlet denetiminde yaygınlaşmasından yana olmuşlar ve irtica en büyük tehlike halini almıştı.  Asker irtica tehlikesini her zaman dile getirmekteydi.  Bazı mürteciler irticayı geri getirme eylemlerine girişmişler, polisin önünde hizbut-tahrir gibi örgütler, irticanutukları atmışlar sonra da ellerini kollarını sallaya sallaya çekip gitmişlerdi; ama yetkililer bunları yakalayıp gereken cezayı vermemişlerdi.  Ayrıca hatırlayın; eroin kaçakçılığı yapan Van milletvekilinin oğlunu kurtarmak için, eşkiya T.C. Van karakolunu basmış ve göz altında tutulan eroin kaçakçısını kaçırmıştı.  Eroin kacakçısı olan Van milletvekilinin oğlunu eşkiya  kaçırırken devlet aciz duruma düşmüştü.  Buna mukabil Van Üniversitesi’nde çöreklenen tarikat mensuplarının da etkisi ile Van Üniversitesi’nin Atatürkçü Rektörü tutuklanmış ve hapsedilmişti.  Bu olaylarla yargıya gölge düşmüştü.  Bu olaylarla yargı siyasallaşmıştı. Hükumet bu tutuklamayla, üniversiteleri medreseleştirme çabası içinde olduğu söylentilerini, haklı çıkartıyordu. Biz de o yıllarda, irtica bundan sonra bir de askere, orduya yönelirse işte o zaman vay ülkemizin haline diyorduk.  Ayrıca bölücü terör yeniden hortlamıştı.  Yurdumuz siyasal, sosyal ve ekonomik bir istikrarsızlığa ve bir kardeş kavgasına sürüklenmek istenmektedir, diyorduk. 

Diyorduk ama yine de her şey, geride kalan yılların olaylarının hiç içaçıcı olmadığını gösteriyordu.  Biz yıllarca en büyük tehlikenin bölücü terör ve irtica olduğunu söyledik durduk.  Bunu sadece biz değil sağduyu sahibi olan herkes yazdıi çizdi ve söyledi. 2007’de durum, daha da kötü oldu.  Bölücü terör ve irtica daha da büyüdü.  ‘Tehlikenin farkında mısınız?’ diye aydın çevreler biribirini uyandırmaya başladı; mitingler yapıldı.  Miting meydanlarına milyonlar koştu; gelmekte olan tehlikeyi işaret eden konuşmalar yapıldı.  Atatürk ilke ve devrimlerinin savunucusu 10’uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi sona erdi.  Erken seçim yapıldı ve işte o seçimlerde olan oldu.  Bölücüsü de gericisi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.  

Yıllarca kenarından köşesinden budanan Cumhuriyet devrimleri artık karşı devrimciler tarafından yavaş yavaş etkisiz hale getiriliyordu.  Belirli bir kesimin milli üniforması olan  türbanın sayısı her geçen gün arttı. Oylarını birkaç kilo kömüre, bulgura, mercimeğe satan halkımız buna layık olmalı ki bu yönetimi getirdi.  Bu da demokrasinin doğal bir sonucu oldu! 

Son birkaç yıl içinde sokaklarda, meydanlarda, televizyon ekranlarında gördüğümüz insanların, hanımların kıyafetleriyle birlikte kafa yapıları da değişti. Türban her yere yerleşti.  Erkeklerin de çoğu sakallı bıyıklı oldu.  Televizyonlarda konuşanların bazıları da saldırgan bir eda ile dinin yetersizliklerinden söz etmeye başladı.  Demek ki türban ve türbanlıdan sonra sıra erkek kıyafetine ve erkek kafa yapısına gelecek.  Şimdi fes geri geldi geliyor.  Yakında şalvar da gelir, yeşil cüppe de gelir.  Suratlar nasıl olsa medreseli molla suratı oldu.  Eh artık bundan sonra şalvarlı, fesli yada yeşil cüppeli, dolmalık biber gibi insanları görürsek hiç şaşırmayalım. Demokrasi bizi, Arap’lardan daha Arap, İran’lıdan daha İran’li yapmaya doğru götürüyor.  Bakalım önümüzdeki yıllar neler getirecek ve bizi nerelere götürecek... 

Değerli konuklar, sevgili gençler, 

Ülkemizde karşı devrim var. Şeriatın en büyük destekçisi olan, cemaat mensuplarının etkin olduğu bir hükümet iktidardadır.  TSK mensupları tutuklandı, asker düşmanlığı yaratıldı.  Askeri şehit eden de terörist; askerin komutanı da terörist sayıldı.  Hukukun üstünlüğü yok oldu.  Ülkemizde hukuksuzluk var; TSK ile savaşan, dindar görünümünde, dinci ve kindar bir hükümet var. Şeriata  esir düşen bir T.C. var.  Bütün bunlara rağmen Türk halkı, iktidarın yoğun propogandası ile bu geriye gidişi maalesef göremiyor.  Halkın uyanması gerek.  Halkımızın sağduyusu ve şaşmaz öngörüsü ile bu gidişe, demokratik yollarla dur deme zamanı gelmiştir.  

 Şimdi gelin son bir iki aydaki bilançoya bir bakalım:
- Karşı devrimin simgesi olan türban kamuya girdi…
- Andımız yasaklandı ve andımızı okuyan öğrenciler gözaltına alındı…
- Türbanlı milletvekilleri alkışlarla Meclis’e geldiler…
- Atatürk’ün ölüm günü zihniyetin en önde gelen AKİT isimli gazete tam sayfa “Olmasaydı da olurduk” diye ilan yayımladı…
- Tekke ve zaviyelerin serbest bırakılması için kanun teklifi verildi…
- Başbakan öğrenci evlerini hedef gösterdi…
- Polis öğrenci evlerini basmaya başladı…
- THY uçaklarında ilk ezan okundu…
- Polis, arabasına Atatürk posteri asanı durdurup sökmek istedi, toplanan yürekli insanlar izin vermediler...

- Futbolda ‘Yüce Atatürk’ pankartı açan takım disiplin kuruluna verildi...

Bunlar sadece son günlerde oldu…
Önümüzdeki, hedeflenen 2023’e varacak olan on yılda bu gidişle acaba neler olacak?…

Bugün Türkiye’de herkesin kafası bozuk, aydınlar ve Atatürkçüler çıldırmak üzere.  Biliyorsunuz Cumhuriyet Bayramı bir bahane bulunarak kutlanmıyor, 19 Mayıs iptal ediliyor,  23 Nisan’a kutlu doğum haftası denk getiriliyor ve 23 Nisan devre dışı bırakılmaya çalışılıyor, 30 Ağustoslarda yandaş medyada Plevne müdafasını anlatılıyor; zafer bayramından hiç söz edilmiyor.  Şimdi de Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi okul hitaplarından çıkartılacak. Geçtiğimiz aylarda  Levent Kırcanın bir yazısını okuyordum. Kırca, delirmek üzereyim diyordu.  ’Yazıyoruz, yazıyoruz sonra dönüp aynı şeyi tekrar yazıyoruz’ diyordu.  Delirmek işten değil diyordu.  Atatürkçü yazarların bir kısmının görüşüne göre Türkiye, Cemaat Cumhuriyeti oldu.  Cemaat Cumhuriyetinde neler olduğunu yazan yazarlar var. 

Türkiye’de bir rejim değişikliğinin yaşandığını artık herkes kabul ediyor.  Halen adı resmileştirilmemiş bir cemaat rejimi oluşmuş durumda. 

Tarikat ve cemaat mensupları demokrasi adına Türkiye’yi değiştiriyorlar.  Sürekli Türkiye’nin temel taşları ile oynanan yasalar çıkardılar ve çıkarıyorlar.  Bürokraside inanılmaz atamalar yaptılar.  Medyayı ele geçirdiler, yargıya darbe vurdular ve sonra onu da ele geçirdiler.  Türkiye’nin direnç noktaları olan ordu, yargı, bürokrasi, medya, üniversite ve aydınların hepsinin çökertilmesine çalıştılar. 

Değerli konuklar, sevgili gençler, Tüm bu gerçekler karşısında, T. C. yurttaşı olmanın bize verdiği bazı görevler vardır. Bizim gibi demokrasiye bağlanmış, hukukun üstünlüğüne inanmış, ülkesini ve halkını gerçekten sevenlere düşen görev meşru zeminde örgütlenerek, haksız saldırılara karşı akılcı ve bilimsel yöntemlerle  karşı koymaktır.  Ancak ciddi çalışmalarla Türkiyemizi, güzel yurdumuzu, dahili ve harici düşmanlara karşı koruyabiliriz.     Teşekkür ederim.

3. - Konferans Konusu: Atatürk ĺlkeleri Işığında Son Siyasi Gelişmeler

3.1- Konuşmacının kısa biografisi: Dr. Banu Diler HE-ADD Yönetim Kurulu

Sayın Mustafa Hulki Cevizoğlu 01.05 1958 Giresun doğumludur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. Eski DSHP Genel Başkanı. Gazeteci, yazar ve televizyon programcısı olan Cevizoğlu 23 Kasım 2009 tarihinde DSHP Kurucu Genel Başkanı olmuş ve 39 gün başkanlık yaptıktan sonra istifa etmiştir.Aslen Tirebolu kökenli olan Cevizoğlu, kendisi ile özdeşleşen Ceviz Kabuğu programı ile birçok ödüle layık görülmüştür.

Sayın Cevizoğlu’nun 40 ın üzerinde yayınlanmış kitabı bulunmaktadir.

1980 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde 'Siyaset Bilimi' lisansı ve ardından 'İşletmecilik' yüksek lisansını tamamladı. 1981'de gazeteciliğe başladığı Hürriyet'te aralıksız 8 yıl çalıştıktan sonra çeşitli basın kuruluşlarında muhabir ve yönetici olarak görev yaptı. 1994'te başladığı Ceviz Kabuğu programına 2 yıllık zorunlu ara vermiştir.Ardından Karadeniz TV'de tekrar başlanan program şu an Ulusal Kanal'da devam etmektedir. 22 Temmuz2007 Türkiye genel seçimleri'nde Ankara 1. bölgeden bağımsız milletvekili adayı olmuş, fakat seçilememiştir. Demokratik Sol Halk Partisi Genel Başkanı olmuş, 13 Ocak2010 tarihi itibarıyla DSHP genel başkanlığından istifa etmiştir.

Hulki Cevizoğlu, 2011 Türkiye genel seçimlerindeAnkara 1. Bölge'den bağımsız milletvekili adayı oldu. Cevizoğlu, bu seçimlerde adaylık için önce CHP'ye başvurmuş ancak listeye alınmamıştı. *(Kaynak: Wikipedia)

3. - Konferans

3.2- (konuṣmacı)  Hulki Cevizoğlu  Gazeteci- Yazar

Konu: Atatürk ĺlkeleri Işığında Son Siyasi Gelişmeler  (konuṣma esnasında yazılan notlar)

Sevgili Başkan, değerli konutlar, hoşgeldiniz.. Sayın Mahmut Telli hepsini anlattı, bana birşey bırakmadı, herseyi açıkladı. Fakat ona katılmadığım bir nokta var. Ben AKP’ye teşekkür ediyorum. Zira AKP nin şu andaki uygulamalarını gördükten sonra Atatürk’ü daha iyi anlamaya başladık. Eğer bizler AKP öncesi „Atatürk olmasaydı ne olurduk“ diye yeterince düşünseydik bugünkü durumlara düşmezdik. Bir çok operasyonlar sonunda, gerçekleri yazabilen iki buçuk gazete kalmasına rağmen  Turgut Özal deyimiyle beklenen „dibe vuruş“ reaksiyonunu gerçekleşemedi. Türkiye Cumhuriyetinin koruyucusunu niçin yetiştiremedik? Atatürk öğretmenlere, gençlere Türkiye çumhuriyetini koruma görevini vermişti.  Biz neden AKP ye muhtaç olduk? Demek ki yan gelip yatmışız.

2007 de bir kıvılcımlanma oldu, dört milyon insan Anıt Gömüt’ü ziyaret etti. Ama sonra hayal kırıklığı yaşadık. Bazıları ülkeyi terketmek istedi. 28 Şubatçılar‘ın başı derde girdi.

Eleştiri bizi kendimize getirir. Örneğin Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesi dahil birçok gazetelerde, sitelerde yazı ve söyleşileri olan bir kimsedir ve  Atatürk’çü eşinin baskısıyla yazılarında Atatürk’e yer verdi. Haccetepe UNI de doçent idi, yayın yönetmenliğine geldi. Fakat eski patronlara eleştirme yapamıyor, „yandaş medya“ diyemiyor, ana akım medya“ diyor; yani güçlünün yanında yer almaya çalışıyor.

Konuşmacı bir „Bilim Yayınları dergisi“ çıkarıyor, 20 yaşındaki oğlundan bir yıl önce yayına başlamış. Dergi 21 yıldır yaşamayı başarmış.

Atatürkçü bir gazeteye el konursa yani yönü saptırılırsa veya içindeki yazıları beğenilen, aranan Atatürkçü yazarlar gazeteden ayrılırsa o gazetenin tırajı azalır diye düşünüyorduk, örneğin Emin Çölaşan, Bekir Coşkun Hürriyet’ten çıkarıldılar, fakat gazetenin satış sayısında hissedilir bir azalma olmadı. Bazıları „şimdi Yılmaz Özdil için okuyoruz“ diyorlar.

Atatürk „bir tek şeye ihtiyaç var o da çalışmaktır, kalem kılıçtan üstündür, askeri zaferler ekonomi ile taçlandırılmadıkça değeri yoktur“ der

Türk öğün, çalış, güven“ derken „Türksün yani Türk olmakla öğünmelisin demiş. Neden „önce çalış sonra öğün“ dememiş? Bunu kendisi birçok yerde „benim en büyük vasfım Türk olmaktır“ diyerek açıklıyor.

Atatürk’ün bizim belleğimizde ve gönüllerimizde yaşaması yetmez, bu ruhu somutlaştırmak gerekir. Atatürk, tekkeleri boşuna kapattırmamıştı. (tekkelerin doğanın kurallarını araştırma ve sorgulayıp öğrenmeyi engelliyen, böylece bilimde ilerlemek yerine, ezberciliği tercih eden kuruluşlar olduğunu gördügü için).

Şimdi sizin buralarda da  tekkeler açıktır, değil mi?

CHP‘ nin bir genç kadın milletvekili „ben Atatürk’ün savunucusu değilim“ diyor.  Insan CHP‘ nin içindeki yapıya bakıp „ u… böyle parti olur mu? demek istiyor.

Konuşmacı 2007 de ve 2011 de CHP’ ne girmek istemiş, ve alınmamış!  Gazeteci Cüneyt Arcayürek (Cumhuriyet Gazetesi), Tuncay Özkan (2008 de kapanan Kanal Türk kurucusu) ile birlikte Kanal Türk’te  program yaparlarken CHP nin„kerameti kendinden menkul (= kerameti söylenegelmiş) bireyine „almadığınız insanların alınmama sebebi nedir? sorusunu yöneltmiş. Her zaman animsanacak bir söz„Yönetici yaptığınız insanın öz cevherine bakınız“ diyor Atatürk.

And‘ımız kaldırılırken Tayyip „Türküm demekle Türk olunmaz“ demişti. Onun gibi Müslümanım demekle de Müslüman olunmuyor. Cami yalanı anlatabilen kişi, postalla camiye giren, Irak’da on binlerce kadına tecavüz eden Amerikan askerlerine sesini çıkaramıyor, bunun yanında  demonstrasyon hakkını kullananlara Toma’larla saldırılırken „yaratanı sevdiğimiz için yaratığı severiz“ gibi vecizeler sarfediyor. Demokrasi diyor, Meclis diyor her ikisinde de kendisini kastediyor. PKK yalanları halkını aldatmak için. Birkaç gün önce Orhan Çekiç ile „Sokak TV“ kurduk, o yurt gazetesinde de yazıyor. Digitürk de devletin oldu.  Henüz bizi almadı devlet.

Tuncay Mollaveisoğlu (eski hesap uzmani ve 1904 de Kanaltürk’de „Yolsuzluk ve yoksulluk“programını, hazırlıyan, Deniz Feneri yolsuzluğunu ve Başbakanın villalarının fotograflarını ilk defa publik yapan kişi), konuşurken bazı sözleri referanslı kullanmak gerekir demişti, mesela ulan ..vs.gibi. Bir defa 1995 de Aziz Nesin yanlışlıkla Tayyip’e bağlanır ve „elinizden gelse beni kazıyıp atacaksınız“ der, onun (şimdiki Başbakan) yanıtlamasi:„sen kimsin ki kazıyalım“.olur. Çünkü güçlü sadece kendisidir.

„ Bir insan çıkıp da ben ataistim diyebiliyor da, ben niye ben şeriatçıyım diyemiyeyim? diyor Başbakan. 

Konuşmacının bir kitabında bu konuda deşifrajlar bulunmaktadır. Her çocuk nerede nasıl, kaç tane doğurulacak, öğrenci yurtları kuralları Tayyip’e sorulacak ama örneğin Deniz Feneri ağıza alınmıyacak. Bir taraftan oyun kuralları değişmez derken diğer taraftan kendisi kural ve yasaları değiştirmekte. Hocalarını (N.Erbakan) mahkum ettiler, fakat o işte imzası olan A.Gül Cumhurbaşkanı yapıldı. Kendisi 4 ay içeride kaldı, dvamlı bahseder, halbuki 5 veya 7 yıl çeride tutulanlar var. Abdullah Şener’in dediği gibi, o söylediklerinin tersini yapıyor.

Nihal Atsız (eski Türkçü Orhun’cu) oğlu Yağmur Atsız „saf irk yoktur diyor. Türklük bir kültür milliyetçiliğidir. Atatürk „Türkiye Cumhuriyetini kuran millete Türk milleti denir“ diye tanımlamıştı.

Tayyip konuşmaları ayrıştırma yapıyor, etnik ve mezhep ayrımına zemin hazırlıyor. Alevi vatandaşlar Türkiye’nin bekçisi oldular, sırf dayanışma olsun diye CHP yi desteklediler. Prof.Yaşar Nuri Öztürk „benim mezhebim yok diyor, Cemevi de ibadethane olsun“diyor. Sünni ise, gencine yaşlısına doğurana,doğana karışıp, „Cemevi ibadet yeri olmaz“ diyor. Dindar gençlik isteyen, yalan söyleyen için birşey söyleyemiyor.

Şair Mehmet Akif: “ Sen Allah’ı uşağın yaptın, Çevirdin dinini maskara yaptın“  diyor dini politikaya alet edenlere. Ve sonra „Biz senden yardim istiyoruz, Sen bize alev gönderiyorsun“ diyor. Şiirin bu mıisrağlarını AKP ye okusanız bu şiiri dinsizlik ilan eder.

Yarın yatak odanızdaki lambadan „hop hop..“ diye birisi -Georg Orwell 1984’kitabına benzer tarzda- konuşursa şaşmayın. Insanlara karışılmasaydı Gezi Olayıi olmazdı.

 Ejdadına bakıyor ve ağlatı Bakanı Bülend Arınç’la birlikte „ejdadımız öpmezdi „diyor.Demek ejdadı öpmeden çocuk yapmış!! Ejdad’da çocuk katledenlerden bahsedilmiyor, kundaktaki, beş yaşındaki çocklar öldürtülmüş, „yapma istemedinse“ diyen olmamış.

Mehter takımında Tuğcubaşı imiş, o zaman „Türk Milleti“ diyor, „Aşk ile sev milleti „ diye şarkı söylüyor, ama sonra „ben milliyetçiliği ayaklarımla ezerim“ diyebiliyor.

Bir AKP-Cemaat kavgası var. Eğer barışırlarsa işte o zaman görürsünüz. Gazeteci Baransu Atatürk ve Asker aleyhinde yazdıği zaman beğeniliyor, 2004 de MGK kararnamesini imzaliyan 8 kişinin ismini açıklayınca (aralarında A.Gül  ve T.Erdoğan da var) bu suç sayıldı.

TRT milli güvenlik ve Atatürk ilkelerini savunmasi gereken bir kurumdur. Bu kurumun başkanı ise ölünce Mustafa Sabri hazretlerinin mezarına gömülmek istedigini bildirmiş! Mustafa Sabri hazret kimdir? O “ hazret“ Vahdettin’in Mustafa Kemal ve silah arkadaşları için „öldürmek caizdir, dini vazifedir“ diye fetva çıkaran şeyhülislamıdır. Bu bireyin diğer bir niteliği de „bir özel Batı Devleti kurulsun, başına da bir hıristiyan gelsin“ demiş oluşu ve daha sonra da „Allah huzurunda Türklük’ten istifa ediyorum, elimden gelse hepsini Arap yaparım“ diyen birisi oluşudur.   

Davutoğlu (Avutoğlu demek daha doğru olur) tersi çıkan ileri görşleriyle dışişleri faaliyetlerine devam ediyor.

Hürriyet gazetesi „Kürdistan bütçede“  diye başlık atmış, bildiriyor, yazıda 17 kez Kürdistan kelimesi geçiyor ve „Türk halk önderi sayın Öcalan“ deniyor. Türklük yok Kürtlük var, sadece iyi bişey yoksa o zaman Türk var, 30 bin Kürdü öldüren, 1,5 milyon Ermeni’yi öldüren Türk gibi. (Ermenilerin o tarihteki nüfusları kendi tarihçilerinin kayıtlarına göre takriben 1,3 milyon idi) . Iyi birşeyler varsa „Türk Irkı yaptı“ diyemiyorlar.

 

Burada George Washington’un su sözlerini anımsamakta yarar var:

„Belirli bir millete sevda ile bağlanmaktan kaçınınız. Başka bir ülkeye nefret ya da sevgi duyguları beslemeyi adet edinen milletler köleleşirler, kendi görev ve çıkarlarını unuturlar. (…..) Büyük  ve güçlü bir ülkeyle öyle bir ilişki kuran küçük ya da zayıf bir millet ötekinin uydusu olmaktan kurtulamaz. Yabancı entrikaların aleti durumunda olan kişiler, güvenini ve alkişını aldikları halkını aldatarak, onun çıkarlarını başkalarına teslim etmesini sağlarken, bütün bunlara karşı çıkan yurtseverler şüpheli duruma düşürülüp lanetlenebilirler.

Biz işte o ülkeyi yöneten oligarşiyi koruyoruz. Onlar bizden dört yüz yüz yılın hesabını soruyorlar, sen ders almıyor, emperyalizmin kalesi olayım diyorsan söyliyecek birşey yok.

Sorular ve Yanıtlardan özetler:

- Biz konuşmak isteyince hak tanınmıyor, Osman Özbek de göztaltına alınmış.

- Tayyip zulmü alkışlıyamam diyordu, biz kimden yardım istiyeceğiz? Ülkeyi yönetenler „Toplumun huzur ve refahı için çalışacağım“  diyenlerdi. Hani ettiğiniz  yeminler? Atatürk hainlere, yetkisini kötüye kullanmak istiyenlere izin vermem diyordu. Suiistimallerden neden ilgili Bakan sorumlu tutulamıyor?

- Iktidar intikam alma yeri değildir. Faşizmin yayılmaması için Obama’dan mı yardım istiyeceğiz? Bazıları eğer başı derde girmiyecekse Atatürkçü, eğer tehlike varsa Humeyni’yi sevdiğini TV önünde söyleyen kız gibi.

- Biz başımız derde girecekse de Atatürkçüyüz.

- Bugünkü gidişle Iran’a mı benzemek istiyorlar?

- Biz ne şeriatla yönetilmek, ne de emperyalizme boyun eğmek istiyoruz.

- Bir çözüm yolu ne olabilir?

- Sizin beklentiniz sizin de bildiğinizin dışında değil, sandik’a gideceksiniz, çözüm bu. 11 milyon insan sandığa gitmemiş, bunların 6 milyonu ilk defa oy vereceklerden oluşuyor, fakat gitmemişler. Ben 40 kitap yazdım,  buna rağmen ihmal etmiyor, konferanslara da gidiyorum. 50 milyon seçmen var, AKP „her iki kişiden biri bana oy verdi“ diyor. Halbuki son seçimde 13 milyon seçmen oy kullanmamış. Hepsini hesaplarsanız 1/3 seçmen AKP ye oy verdi oluyor. O halde seçmenlerin 2/3 ü  AKP ye karşı idi.

- Atatürk’e küfür eden onun kurduğu partiye alınmamalı.

- 2014 de üç seçim var. AKP adaylari belli etti.Opozisyon hala açıklamadı. Ilk seçime 3,5 ay kaldı.

-Türkiye’de Milli Meclis diye bir çalışma var. Ama bir birleşme yok.

- Insanlar yüksek yere çıkınca ayaği yerden kesiliyor ve inanılmaz mesajlar veriyor, ayağı yere değince fikirler de değişiyor.Milli merkez içinde ve CHP ile anlaşmazlık var, CHP eleştiriliyor. Ümit Zileli IP, Can Ataklı CHP için aday olmak istiyor ama CHP yi eleştiriyorlar.

- Biz sadece Atatürk gençliği olarak yürüyüş yapıyoruz, ama oylar çalışmıyor.

- T.Erdoğan“ halka gideceksiniz, kovulsanız bile gene gideceksiniz“ diyor. Yani yılmıyacağız.

- Oylar çalınıyor, bilgisayarda bir yerine üç yazıldı deniyor.

- Sandıklar açılırken birçok yerde muhalefetin temsilcisi yoktu, onlar hem dua ediyor hem de çalışıyorlar.

- Darwin hergün dua edenler ve etmiyenler arasında hangisi uzun yaşıyor diye statistik yapmış. Dua etmiyenler uzun yaşıyor neticesi çıkmış.

- Tuncay Özkan, Sabih Kanatoglu, Hulki Cevizoğlu, Ilber Ortaylı CHP de olsun isterdim.

- CHP aynı zamanda cemaatin başına saygı sunan bir başkanın,  „Atatürk’ü ben korumak zorunda değilim“ diyen insanların da partisi. Istanbul’da Mustafa Sarıgül, Mustafa Balbay arasında ikiye bölünme söylentisi var.

- Balbay haksızlık yapana beş yıl içeride tutulan kimse olarak neden hesap sormaz? (hesap sormıyacağını açıkladı) .

- CHP, Erdoğan karşısında halkı kucaklıyacak bir başkan seçemedi. Laik devlette Başörtüsü sorun olmaz diye vizyon verilemez.

- Özal koalisyonlar hükümeti zayıflatır demiş ve 10 % yi getirmişti. Peki  BDP liler nasıl aştılar bu barajı? Çankaya ki, aydınların yoğun olduğu semttir, 29  bin  çift oy çıktı sandıktan. Aydın olması gerekenler bu hatayı yapıyor da, okuma yazması olmıyanların daha fazla olduğu yerlerde BDP nasıl seçilebildi?  Bu konuda Televizyon konuşmasında „arkanızda PKK var da ondan“ dedim. Gerçekte Türkçe okuyamıyan insan dikkatli olursa  pek ala 10 %  barajı aşılabiliyor.

- Türban yasaklandı da AKP gelemedi mi? Meseleyi insan hakları düzeyinde almalıyız.

- Siyaset simgesiz olmaz, sen en büyük simgemiz olan Atatürk’ü kullanamıyorsun.

- 1919 şifresi kitabında konuşmacı birçoklarımızın bilmediğimiz bir gerçeği açıklıyor:

1919      da karşımızda Amerika da var. Yunan,  Samsun ve Trabzon’u bombalarken Paris’de batılılar toplanti yapıyorlar. Türkiye’yi parçalama ve işgal toplantısı. Amerikan deniz kuvvetlerinin 7 tane harp gemisi Dolmabahçe önlerine gelmiş. Prof.Dr. Bilgin Sönmez (kalp cerrahı) bu gemilerin o tarihte çekilmiş bir resmini vermişti.  Bunu biz neden duymadık? G.Orwell’in bir sözüdür: „bir güç yayınını istemediği bilgileri kitaplardan çıkartır

- Milli Anayasa’cilar yeni anayasa yapılmasını önledi. Gezi olayları bir diriliştir, halk ayağa kalkmıştır. Milli hükümet düşünce olarak var, fakat oyu kime vereceğiz? Atatürk’te birleşerek karanlığı yenmek gerekir.

- Ekonomi son on yılda üç misli büyümüş görünüyor, bu başarı sayılamaz mı?

- Milli kurumların ve milli kaynakların elden çıkarılmasının o sayılarda çok büyük payı olduğu hesaplanırsa  rakkamların gerçeği yansıtmadığı belirlenir.

- Milli hükümet için biraraya gelen değerli insanların opozisyon partileriyle konuşup  birlik için anlaşma çağrısı yapmaya başlaması önerilemez mi?

 

Konferansla ilgili derleme*: Mak.Y.Müh. Ural Kabartaş/ 15.12.2013

*devrik yazılar sonradan kitaplardan veya Wikipedia yazılarından alınan tamamlayıcı bilgilerdir.

 

Joomla templates by a4joomla