Tarih ve yer: 19 Ekim 2013, Hilton Frankfurt Hotel, Hochstraße 4, 60313 Frankfurt

Konferans Konusu: Türkiye Cumhuriyetinin Doḡuṣundan Günümüze Türkiye

1- Program Sunuşu:. Dr. Banu Diler  HE-ADD Yönetim Kurulu
2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı
3- Konuşmacı: Prof.Dr.Ergun Aybarsi- Bilimadamı-Yazar

1.-Program sunuşu: Dr.Med. Banu Diler  HE-ADD Yönetim Kurulu

Konuşma başlamadan önce herkezi Atatürk, demokrasi ve cumhuriyet Şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum. Derneğimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu demokratik lâik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatmak, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek ve Atatürkçü düşünceyi topluma, genç kuşaklara iletmek amacıyla kültürel, sosyal, bilimsel çalışmalar yapmaktadır. Derneğimizin genel faaliyetleri herkese açıktır. Derneğimiz hakkında bilgi edinmek için Adresimiz: www.he-add.org

 

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı                                (original tekst)

 

İzmir 9 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. sayın Ergün Aybars, değerli konuklar ve sevgili gençler;  

 

Bugünkü konferansımıza hepiniz hoş geldiniz; hepinizi saygı ile selamlıyorum. Bugünkü konumuz ’Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşundan  günümüze Türkiye’.  Konuşmacımız da İzmir 9 Eylül Üniversitesi İnkılap Tarihi Bölümü Müdürü Sayın Prof. Dr. Ergün Aybars.  Sayın Aybars’ın Cumhuriyet Tarihi isimli kitapları Türkiye’de Liselerde ve Üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmaktadır.  Türkiye’de yayımlanan İstiklal Mahkemeleri ile ilgili yegane kitap da sayın Aybars’ındır.  Sayın Aybars bugün bizlere Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden başlayarak, Kurtuluş Savaşı, kuruluş yılları, isyanlar, devrimler, tek parti dönemi, Demokrat Parti ve Menderes’li yıllar, Adalet Partisi ve Demirel’li yıllar, ANAP ve Özal’lı yıllar, ihtilaller, muhtıralar, AKP’nin gelişi ve bugünü anlatarak 90 yılda Cumhuriyet’in geçirdiği evreleri ve bugünkü vahim durumu gözler önüne serecek.   

 

Konuşmama, Türkiye’de satış rekorları kıran ÇILGIN TÜRKLER kitabının, geçen ay kaybettiğimiz yazarı, çılgın Türk, Turgut Özakman’ı rahmetle anarak  başlayacağım.  Hayatını Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet yıllarını araşatırmaya ve o konuları bir kaç kitapta toplayıp bugünkü gençliğe ışık tutmaya adamış olan Turgut Özakman’ı rahmetle anıyorum.  Işık içinde yatsın.  Sözlerime de Çılgın Türkler isimli kitabının sonunda yazdığı bir paragrafla başlıyorum. Aynen şöyle diyor Turgut Özakman:

 

 ’Ulusal Kurtuluşa hainlikleri nedeniyle karşı çıkanların büyük bir bölümü Cumhuriyeti benimsedi.  Atatürk’e saygı ve minnet duydu.   

 

Yurt dışına kaçan hainlerin bir bölümü Cumhuriyet’e karşı cepheler kurdular.  Gazeteler çıkardılar; yalan ve iftira dolu kitaplar yayımladılar.  Ülkede kalan hainler ise  susup yeraltına çekildiler.  Fırsat kolladılar.  

 

Cumhuriyet’i yıkabilmenin ön şartının, Atatürk sevgisini, saygısını ve ulusal kurtuluşu küçültmek olduğunu düşündüler.  

 

Bu amaçla Atatürk karşıtı, baştan sona yalan, iftira, saptırma ve çarpıtma dolu yayınlar ve kitaplar yayımladılar.  Gençlerin kulaklarına bu yalanları fısıldadılar; ve bu saptırma ve çarpıtmaları gerçekmiş gibi benimsetmeye çabaladılar.“   

 

Bugün Türkiye’de Türk gençliği biri ötekine benzemeyen iki tarihe inanıyor.  Biıi bu kitabın esas aldığı sağlıklı ve dürüst belgelere dayalı, hepimize gurur veren gerçek tarih…  Öteki de Cumhuriyeti yıkmak için çabalayanların uydurdukları  yalanlarla dolanlarla dolu sahte tarih.

 

 Hainlerin bu çabaları Cumhuriyet kurulduktan sonra da devam etti.  Atatürk karşıtlığı, Cumhuriyet karşıtlığı, cami cemaatlerinde de yıllarca devam etti.  Dikkat edin o tip cemaatler günümüzde de çok aktif ve çok etkili… 

 

Ben yaşımjn icabı, 1950 den bu yana olan olayları yakından takip ettim.  1950’li yıllarda öğrenci olarak yurdumuzda gelişen olayların içindeydim.  1950’de Demokrat Parti oyların %52,7’sini alarak hükümeti kurdu.  Daha sonra 1954’de oyların %57,5’ini aldı.  Demokrasiye geçmiştik, ama halk demokrasinin ne olduğunu bilmeden amblemi kır at olan Demokrat Parti’ye,  demir kır at, demir kır at diyerek oylarını verip duruyordu.  Güzel bir söylem yakalamıştı Demokrat Parti.  Dikkat edin şimdikiler de öyle.  Ak Parti…diyorlar kendilerine.

 

Dilimizde ters söylemler vardır.  Örneğin kışın bazen çok kar yağar; her taraf bembeyaz olur. Ne deriz? Kara kış geldi, bütün yurdu kara kış kapladı…  Halbuki her yer bembeyaz.  Bu kışın neresi kara?  Son yıllardaki seçimlerde de yolsuzluk iddialarına adı karışan kişilerin kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisinin adı da Ak Parti oldu.

 

İnsan kendi kendine soruyor.  Bu partinin neresi AK Allah aşkınaOrtalık karla bembeyaz olunca kara kış diyoruz;  kurucularinin isimleri yolsuzluklarla anılan kişilerin kurduğu partiye de AK Parti  diyoruz?  Galiba terslik bizlerde... 

 

1957 seçimlerinden sonra ekonomide olumsuzluklar başgösterdi. İktidar muhalefet ilişkileri gerginleşti.  Ardından 1957 seçimleri yapıldı ve iktidar oyları % 47,9 a düştü. Giderek ekonomi çok bozuldu ve gerginlik daha çok arttı.  İktidar Vatan cephesini kurdu.  Gazeteciler hapse atıldı. 1959’da Uşak olayları oldu.  Muhalefet lideri İsmet İnönü taşlandı.  Atılan taşlarla başı yarıldı.  İstanbul’da İzmir’de İnönü’ye saldırılar oldu.  1960’da iktidar ile muhalefet arasındaki kavga en yüksek düzeye ulaştı. Muhalif gazeteciler tutuklandı.  Basına sansür geldi. Geniş yetkilere sahip Tahkikat komisyonları luruldu.  İnönü’ye TBMM 12 oturumluk girmeme cezası verildi.  CHP grubu meclisten çıkarıldı.  Meclisteki kargaşa sokağa döküldü.  28,29 Nisan’da üniversitelerde olaylar çıktı. Olayların üzerine şiddetli gidildi.  30 Nisan’da Üniversite kurşunlandı.  19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı iptal edildi. 21 Mayıs’ta Harbokulu öğrencileri sessis yürüyüş yaptı.  Kaos iyice arttı.  Sokaklarda çatışmalar çıktı ve 27 Mayıs 1960 sabahı ihtilal oldu.  Açıkçası 27 Mayıs ihtilali resmen davet edildi...

 

Değerli konuklar,   İhtilal sevilir mi?  Ama o sabah Ankara’da halk çılgınlar gibi sevindi. Genç Harbokulu öğrencilerini halkımız bağrına bastı.  Ben bunlara şahit oldum.  27 Mayıs uzun yıllar resmi bayramımız oldu. Şimdi ne diyorlar?  27 Mayıs tu kaka oluyor ve 27 Mayıs ihtilaline kara gün diyorlar.  Elbette ihtilal iyi değil.  Ama ihtilali davet edenler kimler?  Atatürk ilke ve devrimlerini sulandıran siyasiler ve başrolde de Menderes.  Menderes ne yaptı?  İşte yaptıklarının  bazıları: 

 

-Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullandı.  Şimdi iki tanesi hariç bütün telvizyonlar öyle değil mi? 

 

-Yargı bağımsızlığını ihlal etti.  Şimdi nasıl? Bir düşünün. 

 

-Tahkikat komisyonunu kurup olağanüstü yetkilerle donattı.  15 DP Milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahip oldu. Bugünle kıyaslayın. 

 

-Seçimi kaybettiği Kırşehir ilini ilçe yaptı. 

 

-Fetullah Gülen’in hocası Saidi Nursiye göz kırptı. Risalei Nurlar yeniden gündeme geldi.  Nurculuk aldı yürüdü. 

 

-Hukukun üstünlüğünü savunan Yargıtay üyelerini emekliye sevketti.  Şimdi hukuk kaldı mı yoksa hukuk öldü mü? 

 

-İktidara gelir gelmez Genel Kurmay Başkanı ve  kuvvet Komutanlarını emekliye sevketti.  Ayrıca 15 general ve 150 Albayı da emekliye sevketti.  Şimdi Emekli Genel Kurmay Başkanı nerede?  İçeride kaç tane emekli ve muvazzaf subay var? 

 

-Türkçe okunan ezanı kaldırdı ve yerine bugün dinlediğimiz arapça ezanı getirdi.  Şimdi Türkçe ezana zulüm diyorlar.  Türk’e Türkçe ezan dinletmek nasıl zulüm oluyor.  Anlamadığı dilde ezan dinletmek de iyi oluyormuş.  Baksanıza herkes memnun. 

 

Ama Menderes hiç olmazsa, Türküm, doğruyum, çalışkanım diye başlayan andımızı kaldırmadı. Andımızı kaldırmak da bugünkü iktidara nasip oldu.  

 

Andımızı kaldıran AKP’li Başbakanımız bakın ne diyor? 

 

Andımız metninin yazarı tartışmalı bir isim olan doktor Reşit Galip’ti dıyor.  Andımızın yazarı, Türkçe ezan zulmünün mimarlarından, Türkçe ezan metninin yazarlarındandı diyor.

 

Başbakan bu söylemiyle halkı,anlamadığı bir dilde ibadete zorlayarak, sürekli uyutup, onları oy deposu haline getirme mantığını kullanıyor.  Türkçe ezanı zulüm sayan başbakan, acaba bir Arap devletinin mi başbakanı?  Araplara Türkçe ezan okutsanız onlara elbette zulüm yapmış olursunuz zira adamlar Türkçe bilmezler. Ama Türklere Türkçe ezanı nasıl zulüm sayarsınız...  Doğrusu anlaşılır gibi değil. 

 

Ülkeler ibadetlerini kendi resmi dilleri ile yaparken, ülkemizde Arapça’yı, kutsal ilan ederek anlaşılmayan bir dilde ibadet etmek,  1950’lerden beri süren karanlığı devam ettirmek anlamına gelmektedir.  Karanlıktan beslenen DP gelişinden bir ay sonra 1950 Haziran’ında ezanı   Arapça’ya çevirerek Arapça’ya bir dönüş yapmıştır.  Bugün esas zulüm, insanları anlamadığı ve anlamını bilmeden sadece ezberleyerek Arapça ibadet etmeye, zorlamaktır.

 

 Değerli konuklar,  Biliyorsunuz geçen günlerde ulusal andımız kaldırıldı.  Ulusal andımızın her kelimesinden rahatsızlık duyarak andımızı kaldıran siyasi iktidarın önde gelenlerinin asıl amaçları, ulusal bütünlüğümüzü parçalamak ve islam ümmetinin bir parçası haline getirmektir.  Onun için geçen yıl ilkokullardan tek tip kıyafeti kaldırdılar.   Kıyafet serbest olsun dediler. Kimseden ses çıkmadı.  Herkes kabullendi.  Ardından  türban takmayı özgürlük saymaya başladılar ve türbanı serbest biraktılar.  Yine kimseden ses çıkmadı.  Bunların asıl amaçları dinsel amaç taşıyan giyim kuşamı ilkokullara kadar yaygınlaştırmaktır.Yakın tarihte, ilkokullardan başlayarak bütün okullarımız, imam giysili din dersi hocalarının hutbeleri ve öğrencilerle tekrarlanacak dua ve öğütleriyle açılırsa hiç şaşmayalım.  Amaç Türkiye’nin ulusal birliği değil, İslam ümmetinin bir parçası olmasıdır; yani ulusun ümmetleşmesidir. 

 

Gördüğünüz gibi bugün Türklükten gocunanlar Araplara ve Arapçaya sığınmaktadır.  Laiklikten derdi olanlar karanlığı istemektedirler. Aydınlıktan korkanlar da Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyet’e düşmandırlar.

 

Değerli konuklar, Kırk yıl düşünseniz TSK’nin bu duruma düşeceği aklınıza gelir miydi?  İçerdekiler Atatürkçü; dışardakiler neci?  Biz Türk halkı değil miyiz?  Türk’ü kaldır.  Ne halkıyız?  Bir halkın bir milliyeti olmaz mı?  Türk’ü kaldırırsan o halkın milliyeti ne olacak?  

 

Subaylarımızla hapishanelerde kedi fare ile oynar gibi oynuyorlar.  Bu değerli subayların rütbeleri sökülecek.  Madalyaları alınacak.  Maaşları kesilecek ve statüleri de er olacak.  Ayrıca da 20’şer yıl hapis yatacaklar.  Açıkçasi 60 – 70 yaşında olan bu subaylar hapishanelerde öleceklerNiçin?  Mustafa Kemalin askerleri oldukları için.  Yazıklar olsun... 

 

Yargıtay’ın Balyoz kararlarından sonra , komutanlar için ER oldular, şeklindeki haberlerden sonra, tutuklu asker yakınlarından oluşan, VARDİYA BİZDE PLATFORMU bir açıklama yaptı,  İşte  o açıklama:  

 

Babalarımız, eşlerimiz, çocuklarımız, peygamber ocağı olan orduya katılırken, ne şan, ne şöhret ve ne de rütbeyi düşünmediler.  Onların tek gayesi vatana ve millete layıkıyla hizmet etmekti.  Onların şimdi er olacaklarını haykırıyor malum medya.  Er, vatandaş rahat uyusun diye dağda yatan şehittir.  Er şereftir, onurdur, haysiyettir.  Er Mehmetçiktir.  Babalarımız er olacaklarsa, biz bunlardan sadece gurur duyarız. 

 

Sahte delillerle verilen bu hükmün Yargıtay tarafından onanmasıyla, Türk hukuk sisteminin çökmüş olması gibi ülkemiz ve adalet adına hazin sonuçlar doğuracak meseleler varken, bu rütbe meselesinin malum medyada bu kadar coşku ile manşetlere taşınması, aslında bu davanın gözü dönmüş bir siyasi hesaplaşma olduğunu çok net olarak ortaya koymaktadır. 

 

Sökülen rütbelere halay çekenler bilsinler ki, asıl değerli rütbeler onların asla ulaşamayacakları, halkın gönlündeki yıldızlardır. 

 

Kamu oyuna saygıyla duyrulur diyor Vardiya Bizde Platformu.. 

 

Değerli konuklar,  Bugün ülkemizde Hitler‘in Propoganda Bakanı Göbels usulü yanlış bilgilendirme  bombardımanı var. Bu yanlış bilgilendirmeyi kimin veya kimlerin yaptığını iyi biliyorsunuz.  Öte yandan dünya kamuoyunda bu iktidar itibar kaybetti.  80 yıl Batılılaşan Türkiye şimdi, Batı’nın gözünde, Arap olmayan, ancak Arap olmaya özenen, bir ülke oldu...  Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.  

 

3. - Konferans

 

3.1- Konuşmacının kısa özgeçmişi: Dr.Med. Banu Diler  HE-ADD Yönetim Kurulu

 

Ergün Aybars 1941’de İstanbul’da doğdu. Çankırı Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Aynı Fakülte de Türk İnkilâp Tarihi Enstitüsü’ne asistan oldu.

 

1972’de “İstiklâl Mahkemeleri 1920-1923”konulu teziyle Tarih Doktor’u oldu. 1973-1974 döneminde yedek subaylığını Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı’nda takdirname alarak tamamladı. 1976-1977 arası bir yıl süreyle araştırmaları için İngiltere’de bulundu. 1979 yılında “İstiklâl Mahkemeleri 1923-1927” konulu teziyle doçent oldu. 1980 yılında Ege Üniverisitesi Edebiyat Fakültesinde Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Doçenti olarak göreve başladı. Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri Bölüm Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı ve Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

 

1983 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi bilim kurulu üyeliğine atandı. 1995 yılında bu üyeliğinden istifa etti. 1987 Şubat ayında Profesör olan Ergün Aybars, Türk Silahlı Kuvvetleri Atatürk Araştırma ve Eğitim Merkezi bilim kurulu üyesidir, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Enstitüsü Müdürlüğü görevine atanmıṣtır. (alıntı kaynaḡı:www.kim kimdir.gen.tr)

 

3.2- (konuṣmacı)  Prof.Dr.Ergun Aybarsi- Bilimadamı-Yazar

 

Konu:Türkiye Cumhuriyetinin Doḡuṣundan Günümüze Türkiye (konuṣma esnasında yazılan notlar)

 

Sayin Prof. Aybars konusmasina 67 yaṣından sonra Türkiye‘deki uygulama gereḡi Profesörlerin emekli sayıldıḡıni, kendisinin bu yilin haziran ayindan itibaren aylıḡını Emekli sandıḡından aldıḡını söyliyerek baṣladı.

 

Türkiye’de demokrasi ve hürriyetin ne olduḡunu henüz bilmiyenler var.“ 20 ci asrın baṣlangıcında Osmanli devletinde Padiṣah Abdülhamit tahta çıkarken diḡer tarafta Ṣemseddin Sami zamanının  en deḡerli eserlerinden biri olan ve izleri günümüze kadar gelen meṣhur Kamus-i Türki Lügatlerini tamamlamıṣti. Osmanli Padiṣahinın sansürü bazı kelimelerin lugate alınmasını önlemiṣti.“ (Bugüne paralel bir durum!)

 

Avrupada Demokrasi için yol açan olaylar en az 400 yıl önce 1576 daki katolik Protestan katliamları ile baṣlamıṣtı. Italya‘da 1595 de bir filozof ve bilim adamı dünya yuvarlaktir diyerek Katolik kilise tezine karṣı geldiḡi için 1600 de yakılarak öldürülürken (Giordano Bruno),  Osmanlı‘da  Ṣeyhüslam fetva çıkarıp „yıldızlarla uḡraṣmak günahtır“ dedi bilimde ilerlemeyi yasaklamıṣ oldu. Daha sonra 1789 Fransiz Devrimi Avrupa‘da ilk hürriyet ve demokrasi fikirlerinin yayılmasına yaradı.

 

Daha önceleri Osmanlı saraylarındaki kanlı kardes ve evlat katliamlarını hepiniz biliyorsunuz. Benzeri öldürmeler Avrupa saraylarinda da cereyan etmiṣti.

 

Ülkelerarası savaṣlardan sonra Avrupa ticaret sistemine geçerken, Osmanlı’da yenilgilerle baṣlıyan ganimet kapıların kapanması ve böylece alıṣılmıṣ olan talan sisteminden ticaret sistemine geçemeyiṣ, çökmeyi getirdi.  

 

Önceleri Avrupa hep doḡuya bakıyordu, 1683 Karlofça anlaṣması Osmanlıların Avrupa’ya yürüyüṣünün sonunu bildiriyordu. Ancak Rus Çarı „Osmanlılar’dan kurtulmak gerekir“ diye saldırınca Avrupa Osmanlı’ya sahip çıktı.

 

Toprak kayıplarını isyanlar takibetti, Mora isyanında ca. 24000,-Türk bebeklerine varıncaya kadar acımasızca katledildi. Bu isyan 1824 de bastırıldi, Isyancilardan sonra onlara destek veren Rus ordusu 1828 de Istanbul kapilarına dayandı.

 

1878 Berlin kongresinde alınan kararlar sonra Sevr Anlaṣması’na zemin hazirlamıṣtir.

 

Birinci dünya savaṣi sonunda savaṣtan yenik çiktı sayılan Osmanli Imparatorluḡu 1919 da artık yok edilmiṣti, o tarihteki Paris Anlaṣması gereḡi Izmir çevrsinde „asayıṣ saḡlamak için“ Yunan ordusu Izmir’e çikar. Özellikle bu aksiyonu o tarihlerde Ingiliz baṣbakanı  olan Lord Curzon Marmaraya açilan Bogaz’lari almak Trakyayi Bulgar‘larla ele geçirmek için öngörmüṣtür.. Churchill „Asker çıkarmıyalım, mezarımız olur“ diye ikaz ettiyse de karar uygulandı.

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün  Selanik’te olması, orada Istanbul Hükümetinin denetiminden uzakta bulunması onun çaḡdaṣ kitaplari okuyabilmesini Fransizca öḡrenip yabanci eserleri izliyebilmesini, ufkunu geniṣletebilmesini saḡlamıṣtı. O, böylece durum analizi yaparak Osmanlı devletini kurtarmanın gereksizliḡini gördü.

 

Çin’de Mao, Lenin, Gandi ve Atatürk en çok sayılan devlet adamları. Özellikle Atatürk mutlak monarṣiye, autokratie’ye karṣı aydınlık devrimcisi olarak tanınıyor. Latın Amerika da O‘nu emperyalizme karṣi savaṣan devrimci olarak tanır ve sayar, zira orada da Ispanyol, Portekiz istilası vardı. Cezayir‘de Fransızlar’a karṣı savaṣanların ceplerinde Atatürk resimleri vardı. Churchill „biz Çanakkale’yi geçip Istanbul’u Bulgarlar’a istila ettirecektik, ve oradan Almanya’ya karṣı yeni cephe açacaktık, ama Anafartalar’da belkemiḡimiz kırıldı“ demiṣtir.. Çanakkale savaṣları sırasında türkler 225.000- kayıp verirken müstevliler 330.000- kiṣi kayıp verdiler.

 

„Biz Atatürk’ü layık olduḡu kadar tanıyor muyuz?“..Onun iç düṣmanların kullandıklari yalan: 1955 den 1995 e kadar  „ Dumlupınar zaferini minare boyunda evliyalar kazandı“ idi. Ṣimdi baṣladılar Çanakkale savaṣi için anynı yalanı yaymaya. Birazcik akli ve bilgisi olan insanın sorması gerekir; „Uhut savaṣinda Peygamber’e yardıma geldi mi evliyalar?, Balkan katliamları yapilırken o evliyalar neden müslümanları koruyamadı? vs.

 

Tarihin akıṣını deḡiṣtiren büyük insan yalanlarla küçültmek istenirken, bugün imam eleṣtirilemez kanısı var. Ikinci dünya savaṣi baṣlamadan önce, Türkiye Cumhuriyetinde insanlar hür yaṣarken Avrupa‘da Almanya ve Italya’da faṣizm gelmiṣti..

 

Bir cumhuriyeti bir gecede kurabilirsiniz, ama demokrasiyi birikimsiz kuramazsınız. Lloyd George „bizim 400 yılda kurduḡumuz demokrasiyi Atatürk 4 yilda kurdu“ dedi. Gerçekten

 

Atatürk demokrasiden vazgeçmedi, kendisi Demokrasi kitabı yazdı. Ona diktator diyenlere karṣi söylenecek ṣudur: Atatürk bir kere gereken yerde ülkeyi kurtararmak için 1921 de diktatörlük yapti, Baṣkomutan oldu, ama Kurtuluṣ savaṣını kazandırıp Cumhuriyeti kurduktan sonra diktator olmadı.

 

Bugünün Türkiyesinde demokrasi ve insan hakları üzerinde teokratik baskı var. Türkiye’de komonizmin yerleṣmesi tehlikesi olmadi, fakat hep varmıṣ gibi karṣı yasalar yapıldi.

 

Ikinci Dünya harbinden sonra dünya iki ideoloji gurubuna ayrıldi. Batı, NATO adiyla bir askeri birlik kurdu. Türkiye bu birliḡe önce 1950 de Güney Kore’ye Birlesmiṣ Milletler adina asker gönderdikten sonra 1952 de devamli üye yapıldı.

 

Atatürk Cumhurbaṣkanı iken birçok isyanlar oldu (sayisı için: Cumhuriyet devri isyanlari-Wikipedia). Bunlardan günümüzde konuṣulan Tunceli (Dersim) isyani feodal aḡaların isyanıdır. Bu isyan bastırılmasında hiçbir zaman soykırımı yapılmadi.

 

 Pontus isyani da 1920-1923 sirasında bastırılmıṣ olup Pontus dosyası ABD-Dostlarimiza verilmiṣ. (Wikipedia bilgisi:1920-1923 Pontus isyani kurtuluṣ savaṣı sırasında baṣlamıṣ, Topal Osman birlikleri tarafından bastirılmıṣ, Yunanistan 19 mayısı Pontus iṣyaninda ölen Rum’ları anma günü yapmıṣ)

 

Atatürk hem komonist hem de faṣist rejime karṣi idi. O belki sevdiḡi „Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir şairim“ diyen Tevfik Fikret‘ ten kaynaklanarak „Yurtta barıṣ, dünyada barıṣ“ fikrini getirdi.

 

1945 de Ismet Inönü M.K.Atatürk’ün yapmak istediḡi fakat halkın olgunlaṣmasını beklemek için ertelediḡi çok parti sistemini getirdi. Onun hatasi Milli Eḡitimin iki özverili ve çok baṣarılı insanını;  Ismail Hakki Tonguç ve Hasan Ali Yücel’i uzaklaṣtirilmasıni engellemeyiṣi ve ABD ye yaklaṣması oldu.. Bir diḡer hatası da 1949 da nisbi (orantılı) seçim sistemini bırakıp generallerin tavsiyesine uyarak çoḡunluk sistemine geçiṣ oldu. Bu ṣekilde diktatörlüḡün yolunu açmıṣ oldu.

 

Batıya bakınca 3 model görüyoruz: 1-Ingiliz devrimi, monarṣiyi yıkmadan demokrasiyi getirdi. 2-ABD de baṣkanlik sistemi, demokrasi ve eyaletlerden birleṣik devletlere geçiṣ. 3-Almanya federal eyaletlerden oluṣan bir uniter devlet sistemi..

 

Türkiye Cumhuriyeti üniter ve laik bir devlet yapısındadır. Fransa da laik unniter bir devlettir.

 

1952 de Nato’ya girildi demiṣtik yukarıda. 2002 de konuṣmacı Genel Kurmayda yaptıḡi deḡerlendirme konuṣmasında NATO ya giriṣ için ṣu sebepleri sayar: 1- Agresivleṣen Stalin/ SSCB ne karṣı korunma, 2- ABD den teknolojı transferi yapabilmek.

 

ABD ise Türkiye’yi Avrupanin ve kendisinin ortadoḡudaki menfaatlerini koruması için NATO ya aldırdı. Sonunda biz görevimizi yapmiṣ olduk, NATO bunu deḡerlendirmedi. Beklenen teknoloji transferi sınırlı kaldı, bilakis teknolojide bize engellemeler getirildi ve getirilmekte.

 

Demokrasi demokrasiyi kullanarak demokrasiyi yok etmek istiyenler için deḡildir. Ancak dikkat edilmezse marjinal güçlerce kolayca istismar edilebilir. 1960 Anayasası Avrupa’da yazilmıṣ en iyi anayasalardan biridir. Yani yeni bir anayasa yapılma gereḡi yoktur.

 

Sokrates, „siyaset pisliktir, siz onu yöneltmezseniz o sizi yönetir“ der.

 

Konuṣmacı „bu ülkenin insanı dinden ve Atatürk’ten vazgeçmez“ görüṣünde.

 

Türkiye gündemi çabuk deḡiṣen bir ülkedir. Ṣu sirada sınırımızda PKK bayrakları dalgalanırken Arap’larin sorunlarina girmek büyük hatadır.

 

.Fransa’da De Gaulle askeri darbe ile geldi, anayasayı deḡiṣtirdi, bugün aynı anayasa hala geçerli. Ondan sonra alti tane cumhurbaṣkanı geldi hiçbiri deḡiṣtirmeye kalkmadı.

 

Marshall planına imza atmak hataydı, bu hata Ismet Inönü zamanında yapildi.

 

Türkiyedeki Kürt vatandaṣ geliṣmeyi istiyor. Atatürk Türk-Kürt ayrımi yapmadı. Kürtlerden çok hakları gaspedilenler Aleviler‘dir. Laik devlet dine karıṣmaz, laik devlet memuru dinini mezhebini simgeleyen giysi de taṣiyamaz.

 

Sivas katliaminda devlet var mıydı? diye sormak yerindedir, Olay sirasindaki Basbakan Süleyman Demirel ve Baṣbakan Yardımcısı Erdal Inönü kalabalıḡi daḡıttırmamakla görevini yapmayan valiyi cezalandirmadılar,bu konuda her ikisi de hatalıydi.

 

Demokrat Parti son devresinde „Vatan Cephesi“ kurdu. Cephe bir düṣmana karṣi kurulur. Menderes istifa edip erken seçim yapsaydı, 27-Mayıs Devrimi olmazdı. Daha sonra gelen bir hükümet koalisyon dıṣında kalanlara karṣi Milli Cephe kurdu. Demirel „ben iktidarı sola teslim etmem „ dedi. Neticede 1980 de asker geldi. Kenan Evren solu ezdi, tarikatlarla çalıṣtı. Onlara zemin hazırladı.

 

28 ṣubat bir darbe deḡildir. Milli güvenlik kurulunda alınan kararlar mevcut Anayasa kararlarıdır.

 

Konuṣmacı bir televizyon diskusyonunda karṣısındaki Nazlı Ilıcak’ın konu dıṣı damdan düṣme sorusu „Askeri darbe ihtimali var mı“ karṣısında; „bu soruyu Avrupa’da kimse sormaz, darbe olursa itfaiye bulunur“ diye yanıtlar.

 

Konuṣmacı Anayasa deḡiṣikliḡi ile AKP hükümetince görevlendirilen Prof.Ergun Özbudun ile konuṣurken „Demokrasi varken darbe olmaz“ demiṣ, ve sormuṣ „1961 Anayasına karṣı mısınız? diye.  Özbudun „hayır“ demiṣ..

 

Sorular ve Yanıtlardan özetler:

 

-Hocamız yüz yılın analizini yaptı, geliṣmeler nelere hamile, itfaiye yolda mı?

 

-Istanbul Kızkulesine yakın geçen gemiler toslıyacak sanırsınız, fakat toslamaz, veya Türkiye duvara toslıyacak mı? Hayır, toslamaz. Teokratik rejime dünya bırakmaz.

 

-1919 da Atatürk ümmet ülkesinde Ulus fikrini yaydi. Istiklal savaṣı sirasında kurulan  Istiklal Mahkemeleri 1) Asker kaçaḡının yakalanıp cepheye yollanması, kaçtıysa sopa atilip tekrar cepheye yollanması, 2) Eḡer tekrar kaçıp ayrıca tecavüz veya baṣka bir aḡır vukuat iṣlediyse cezalandırmak için kuruldu. Çok aḡır vakalarda idam cezası uygulandı. „Istiklal Mahkemeleri konusu“ konuṣmacınin doktora tezidir.  14 adet Istiklal Mahkemesi kurulmuṣ. „120 bin kiṣi idam edildi“  diyenlere karṣı konuṣmacı araṣtırmaları neticesine dayanarak bu sayınin 1350- civarında olduḡunu söylüyor.

 

Ṣapka giymedi diye kimse asılmadı. „Sadece Allah’a karṣı sorumluyum“ diyen Osmanlı Devleti yerine, Atatürk,  kendi halkına ve tarihe karṣi sorumluluk duyan devlet kurdu.

 

Özal Rusya’daki rejim deḡiṣikliḡi sonrası M.Altan’a sira Türkiye’de rejim deḡiṣikliḡine geldi demiṣti. Halbuki Stalin kaidesinde kan vardır, Kemal Atatürk devrimlerinde kan yoktur.

 

Yakın tarihimizi politikaya alet ederseniz ülkeyi bölersiniz. Refet Paṣa Konya isyninda 700- kiṣiyi astırdı, o günlerde insan hakları dikkate alınmıyabiliyordu.

 

-Aziz Nesin halkın 60 % ni aptal demiṣti, ṣimdi görseydi 90% nı derdi. Bir ülkede halkin  10% u üstün zekalı ise bu ülkenin kalkınması için yeter. Fakat 10 % namussuz ise ülke batar.

 

-UNESCO insanlıḡa bilim ve kültür hizmetinde bulunanlari ölümünün 50 ci yılında anar.  1963 de ilk defa bu kuralını çiḡnedi ve  1963 yılında  M.K.Atatürk’ü ölümünden 25 yil sonra andı. 1981 de 100 cü dogum yılında (UNESCO nun ilgilendigi alanlarda olaganüstü reformcu ve dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması yolunda çalışmaları olağanüstü bir örnek olduğunu için)tekrar anıldı. Atatürk faṣist olsaydı anılmazdı..

 

-Sartre bir eserinde hayali mahkeme kurdu ve soy kırımlarını yargıladı. Ermenilere soy kırımı yapıldıḡi inancı konusunda kendisine yanıldıḡı söylendı, „incele ondan sonra yaz“ denildi. Sartre kendisini bilgilendirdi ve kitabından „Ermeni‘lere soy kırımı bölümünü‘nı çıkardi.

 

-Türk insanı pragmatiktir, gücün, güçlünün arkasından gider. Böylece 1)Ümmetleṣtirildi, sadakacı yapıldi, 2)Büyük sermayeler herṣeye hakim oldular.

 

-En güvendiḡiniz kurumlar hangileridir sorusuna karṣi alinan yeni anket neticeleri:         Parlemento: 25%.; TSK: 75% ṣeklinde oldu. Türk halkı Din ve Atatürk düṣmanlarına oy vermez.

 

- Demokratikleṣme paketi ve çözüm süresi üzerinde fikirler?  „Ikisine de inanmıyorum! Demokrasiye inanmıyanların hazırladıḡina nasıl inanabilirsiniz?.

 

-Köy Enstitülerinin erken kapatılması ile bugüne etkisi arasında kesin bir baglantı kurmak zor. Esas kırılma Bülent Ecevit ve Mesut Yilmaz erken seçime gidince oluṣtu. Bu hareket öngörüden uzakti, istatistikler MHP nin (10% yasasi deḡiṣtirilmeyince) barajın altina gideceḡini gösteriyordu.

 

-Atatürk’ün gizli vasiyeti var miydı?. Açiklamadan bilemeyiz!

 

-Ne yapmalıyız?

 

- Demokrasi dıṣında bir çözüm düṣünemiyorum. 1997 de bir yemekte ABD konsolosunca iktidara kimlerin geleceḡi söylendi. Ekonominin ne zaman patlıyacaḡini kimse kestiremez.

 

28 ṣubat bildirisi üzerine o sırada baṣbakan olan Erbakan gitmedi, zaten partilerarası anlaṣma gereḡi yerini Çiller’e bırakacaktı. Ancak Demirel, Çiller yerine Mesut Yilmaz’ı getirdi. 1999 seçiminde Ecevit baṣbakan oldu ve koalisyon hükümetinde üç parti parsellediler yerlerini.

 

Bir ara Üniversite Rektör atamalari üçe bölünmüṣtü.. 1/3 S. Demirel, 1/3 T. Özal, 1/3 E. Inönü  Rektörleri getirdiler. Ilk ikisi atamalarında ṣeriatçı getirmeye çalıṣtılar.

 

-Demokrasiyi korumak parlementarların görevidir. 1961 Anayasası Cumhurbaṣkanı için 7 yıl öngörür. O ölürse Anayasa gereḡi 15 günde yenisi seçilir. Yerine 15 günden fazla Meclis Baṣkanı temsilen oturur ve bu aylarca sürarse bu anayasal suçtur. Partiler öngörülen süre içinde yeni Cumhurbaṣkanı seçemezlerse Meclisin feshedilmesi gerekir ki, uygulamada bu yapılmadi.

 

- Atatürk Islamiyeti pislikten kurtardi temizledi. Hz.Muhammet akıl adamiydi. Islamda İçtihatı (yorum ve  yeni kurallar koymak) kapatarak dinin akla ve bilime göre yorumlanmasının ve çağa uydurulmasının önünü Imam Gazali (Ghazali 1058-1111) kesmiṣtir..

 

-Suiistimali örnek almak hatadır.Ṣeriat’ın birçok hükümleri barbarlıktır. Hamurabi kanunları Mezopotamya’dan çıkan birçok dinleri kapsar. (Sümerolog Hilmiye Çiḡ arastirmaları).

 

- Bu ülke insanları genelde hep aydınlıḡın yolunu bulmuṣtur, bulacaktır.

 

 

 

Konferansla ilgili derleme*: Mak.Y.Müh. Ural Kabartaş/ 19.10.2013

(*devrik yazılar:  sonradan Wikipedia yazılarından alinan tamamlayıcı bilgilerdir.)

Joomla templates by a4joomla