Konferans Konusu: Cumhuriyet’in 89’ cu yılında Türk Medyası

1- Program Sunuşu:.Dr. Banu.Diler HE-ADD Yönetim Kurulu

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

3- Konuşmacı: Uğur Dündar  Gazeteci- Yazar- Yayıncı

1.-Program sunuşu: Bn. Banu.Diler HE-ADD Yönetim Kurulu

Değerli konuklarımız,

Sayın Uğur Dündar’ın konferansına başlamadan önce sizleri; Atatürk ve Cumhuriyet şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

Her yıl Cumhuriyet bayramı öncesi tertiplediğimiz Cumhuriyet konferanslarımızın bu yılki konuşmacısı değerli gazeteci yazar Sayın Uğur Dündar beyfendidir.  Sayın Dündar’ın konferans konusu ise ‘Cumhuriyetin 89 uncu yılında Türk Medyası’.Hepinize hoșgeldiniz, gelmekle bize șeref verdiniz diyorum.

Derneğimiz her sene Cumhuriyet bayramını coşkuyla kutluyor. Ülkemizde unutturulmaya çalışılan Cumhuriyet ve Cumhuriyet Bayramları kutlamalarını,  Cumhuriyet karşıtlarına inat olarak bu yıl daha coşkulu olarak 3 kasımda bu salonda gerçekleștireceğiz.

 (Vurgulamak isterim ki) Derneğimizce yapılan hiç bir etkinlik kar amaçlı değildir. Balodan elde edeceğimiz geliri ise Şehit çocuklarının eğitimine göndereceğiz.

Sayın misafirler, İzmir Alaçatı' daki Uğur Dündar beyin kitabının imza gecesinde kendisine kısa ilettiğim davetimizi sayın Başkanımız Mahmut Telli ve dernek arkadaşlarımızın da desteğiyle gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

 

Uğur Bey, Bizleri ve misafirleri onurlandırdınız. Türkiyemizin en değerli gazeteci ve ancormanı olarak Frankfurt` ta bizlerlesiniz. Sağ olun, tekrar hoşgeldiniz efendim.

 

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

Açış konuşması

3. - Konferans konusu: Cumhuriyet’in 89’ cu yılında Türk Medyası

 

3.1- Konuşmacının kısa biografisi: Dr. Banu.Diler

Sayın Uğur Dündar 1 Ocak 1943 İstanbul doğumlu. Evli ve 3 çocuk babasıdır. 1970 yılında TRT de başlayan televizyon ve araştırmacı yazar gazetecilik serüvenini özel televiyzonlarda günümüze kadar başarıyla getirmiştir. Arena programı hepimizin belleklerindedir.

Ayrıca İstanbul ve Marmara üniversitelerinde televizyon programcılığı üzerine lisans üstü hocalık yapmıştır.

Halen Sözcü gazetesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir.

 

(Ugur Dündar’a) Uğur bey, sizi anlatmak sayfalara sığmaz. Hatam olduysa affınıza sığınırım. Iyiki varsınız, Buyrun efendim, söz sizde.

3.2-Konferans: Uğur Dündar  Gazeteci- Yazar- Yayıncı

Değerli Hanımlar,Beyler, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve Şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğilirim.

 

Mutsuzluk  içindeyim...1970 li yıllarda TRT de görevliydim, Vatandaş sorunlarını tesbit etmek ve çözüm önermekti çalıştığım konu.  Çalışma Bakanliğının ilgili konuda görevli yöneticisi raporun kendisine verilmesinden 3-4 gün sonra istifasını verip dışarıda kendisine ayarladığı yeni işine gitmişti. Anladım ki birinci kuşak dış ülkelerde çalışanlar desteksız kalacaklardı ve öyle de oldu.. Onlar dar döviz boğazlarında çalıştılar, devlet destekli şirketler kurdular ve sonunda hortumlandılar.

Daha sonra ise din inanışıyla yeşıl sermayecilere yatırımlar yaptılar ve bu defa da yeşil sermayeciler onları hortumladı.

Bu zarara uğratılan işciler için bir anıt dikilmesi çok doğru olur.

Bugün dış ülkelerde her alanda başarı göstermiş değerlerimiz var.

 

Türk medyasının Cumhuriyetin 89 cu yılındaki durum:

Bir fıkra ile giriş yapayım; Napolyon yeniden dünyaya gelmiş. Obama ile görüşme yapmış ve demiş ki: “ o sizdeki silahlar bizde olsaydı harbi kaybetmezdim”. Sonra Moskowa’da Putin ile görüşmüş ve “sizin gizli teşkilatınız bende olsaydı savaşları kaybetmezdim” demiş. Daha sonra da Erdoğan ile konuşmuş ve ona :”sizin elinizdeki gibi bir medyam olsaydı harbi kaybettiğimi kimse duymazdı” demiş.

 

Gazetecilikte toplumdan gizlenmeye çalışılan “haber” dir ve gerisi reklamdır. Bugünün Türkiye’sinde ise iktidarın dediğini yazmak haber olup gerisi reklamdır.

 

ABD de Watergate skandalı Başkan Nixon’un başını yemisti. O yıllarda iki Gazeteci Bob Woodward ve Karl Bernstein kurduklari bir tesisle Nixon’a dinleme yapmışlar ve onun yasal olmıyan yoldan (dinleme detektörleri koydurtarak) Demokrat Partı binasındaki gizli konuşmaları dinlettiğini ortaya çıkarmışlardı.

Amerika’ da begenilen ve gazetecilere örnek sayilan bu aksiyon eğer Türkiye’de yapılmış olsaydı o gazeteciler ömür boyu hapisten çıkamazlardı.

 Bilirsiniz Ahmet Şık kitap yazdı. Belgelerle bakanları istifaya zorlamak iftihar edilecek birşeyken gözaltına alındi.

Zira hükümetin usulsüz yaptığı bir işlemi ortaya çıkarmak ”hükümeti çalışamaz hale getirmek gerekçesiyle” yargılanmayı gerektirebiliyor. Artık Türkiye’de “auto-sensur” denilen bir sistem aktif haldedir. Ekrana çıkacak haberlerde auto-sensur hangi haberin ekrana aksettirilebileceğini belirler. Örneğin 40 haber gelmişse bunların bir kısmı “Ankara kızar” diye atılıyor ve 15-20 habere indiriliyor.  Zira patronlara “bunların parasını sen veriyorsun, yaptırma!” diyen var.

 

Buharlaşan gazeteciler:

Ekranda bir süre seyrettiğiniz bir isim bakiyorsunuz birgün aniden ekranda yok, sanki buharlaşmış.  Yaratılmış öyle bir hava var ki, tarafsızlık bile sizi hasım yapabiliyor, buharlaşmanızı gerektiriyor. Star Haber’in devralındığından bir süre sonra baski altında birakılan patron bir gün konumacıyı çağırıp ona onun başarılı çalıştığını gördüğünü, onu , sevdiğini hatta ailesini de sevdiğini söyliyerek konuşmaya başlar ve birden kaşınarak sıkıntı içinde “ben TV yi sattım”der. Böylece takriben 70 person işsiz kalmakta ve tabii onların besledikleri aileleri de zor duruma düşmektedir. Konuşmacı”ben ne yapmalıyım” dediğinde, “sen yazmaya devam et” yanıtını alır.  Zira patron iktidar tarafından cendereye alınmıştır.

 

Doğruyu yazmak, haberi topluma ulaştırmaya çalışmak, konuşmacıyı Ecevit’in bile hışmına uğratmış. Opozisyonda sırtınızı sıvazlıyanlar iktidar olduklarında değişiyorlar diyor. Önceki hükümetlerden birinin devrinde kendisini kurtulmak için “Susurluk Çetesi” ne bile havale etmişler.

Darbe hükümeti devri ile bile mukayese yapılsa, basın mensuplarına bugün yapılmakda olan baskının çok daha büyük boyutlara ulaştığını görüyoruz. Zira yürüyüşlerin “istihbarat geldi” vb.  sebeplerle yasaklanması, buharlaştırılan gazeteciler, bu hükmü doğruluyor.

 

1977 de 3 haziranda S. Demirel’den B.Ecevit’e “seni öldürecekler” mesajı gelir. Bu arkasına saklanılarak Ecevit’n aktivitesini kısıtlamak için kullanılmış bir taktikdir. Halbuki orada Hükümete düşen görev,  böyle bir haber, doğru olsa bile tehlikeyi bertaraf etmektir.

 

Matematikçi ve filozof Decartes’in “düşünüyorum o halde varım” sözüne benzetip; “düşünmüyorsun o halde yoksun veya istihbarat aldım sen benim gibi düşünmüyorsun o halde gelme gibi” tefsir ve tertipler oluşturulmaktadır..

 

Konuşmacı kendisinin de yazar kadrosuna katıldıği  “Sözcü gazetesi “ nin trafsız bir gazete, olduğunu ve oradaki yazarlar arasında Emin Çölaşan’In da bulunduğunu, Sözcü gazetesinin yakın zamanda  Almanya’da da yayinlanacağını WEB sayfasının da olacağini bildirdi.

Türkiye’de her seyirciye ulaşabilen tarafsız bir TV kanalı yok diyor ve ekliyor,”Ulusal kanal’ın seyirciye ulaşımı henüz kısıtlı kalmakta, teknik yönden Türkiye’nin her yerindeı dinlenmesi henüz tam sağlanamamıştır diyor. Avrupada özgür bir TV kurulmasının çok önemli olduğunu söylüyor.

 

Bugün gülebilmek bile zorlaştı, sanki gülmeyi unuttuk. Insanlar birbirlerine düşman gibi bakıyor.

 

Bir defasında bir yakın arkadaşının cenazesine katılmak isterken bir haber alır, gitmemesi aksi halde bir tetikçinin kendisini o kalabalıkta öldüreceği bildirilmiştir.  Kendisi emniyet müdürüne bildirir.Tesvikiye camiinde 7-8 polis memuru tarfından korunmaya alınır, bu defa da dostlarından izole edilmiş olur. Bir süre sonra koruyucularindan kendisine yaklaşmak istiyenlere  müsaade etmelerini rica eder.  Bu arada haber gelir tetikçi yakalanmıştır.

 

Doğruyu yazan gazetecilere Iftiralar, çamur atmalar her an mümkün. Yakin zamanda Emin Çölaşan için kontağı bile olmıyan bir dolandırıcı ile ilişkisi olduğu iftirası yapıldı.  Bu gibiler öyle kirlenmiş bir ruha sahipler ki diğerlerini de kendileri gibi zannediyorlar. Bu iftiracılar arasında başbakanın bir danışmanı da bulunuyordu.

 

Sorular ve yanıtlardan bazı özetler:

 

-ABD de yaınlanan bir istatistige göre şu sırada cezaevinde en çok gazeteci bulunan en despotik ülke Türkkiye’dir. Yani bu kötü birincilik rekoru bizde.

 

“Sizi destekliyoruz.., arkanizdayız..” gibi okuyucu mektupları geliyor.  Bizim arkamızda olmayın, önümüze geçin. Hep birlikte şunu veya bunu yapalım demiyorum! Yan yana,omuz omuza olacağız. Demokrasilerde devlet birey içindir.Birey önemlidir. Fakat demokratik hakların en büyük güç olduğu bilinci korkudan hiçbir oluşum gerçekleştiremiyor.

 

-Gazetecilerin tutuklu olması demokratik hukuk devleti kuralları ile bağdaşmaz. Hukuk devletlerinde evrensel gazeteci kurallarina bağlı gazeteciye saygı vardır. Bu ülkelerde “gazeteci buharlaşması”  yoktur.

Bir Uğur mumcu’nun katillerini bilmesine rağmen üstüne gitmiyen bir devlet saygın olabilir mi?  Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç ve diğerleri ... onlar bizim ideallerimiz insanlardı. Çetin Emeç gece 22 lere kadar büroda çalışırdı. Ben de onu beklerdim. Ben o sirada TRT den kovulmuştum. ÇetinEmeç daha çok güzel işler yapacağiz derdi, kurşunlandı.. Bu çok değerli vatan evlatlarının kanlari yerde iken o katillerin arkasındakı devletlerin insanları ile kol kola oldular. 

Bir gezide Özal ile beraberdik, bomba atıldıgi haberi gelmişti. Bir süre sonra  Despotluğu destekliyenlerle kolkola olundu, ve şimdi de düşman oldular.

 

-Çok çeşitli dinlerin bir mozaik gibi barış içinde yaşadıği Hatay korku şehri oldu. Böyle bir politika doğru olabilir mi?

-Türkiyede çalışan vakıfların ulusal medya ayakta durmaya çalışırken negatif faaliyetleri üzerinde bilgi verilmesi istendi. Konumacı yabancı vakıflar üzerinde konuşabilmek için gerekli belgelerin beraberinde olmadığıni söyledi.

 

- Yayın kuruluşunun bağımsız olması onu daha etkin, daha inandırıcı yapar. Gazetenin de tarafsız olması gerekir.Örneğin  AKP ye 52% oy veriyorlar fakat onun tarafını tutan gazetelerde bir satış patlaması olamıyor.

 

-Türkiye’yi yok etmek istiyenler için “gecenin en karanlik olduğu an gün doğmasının en yakın olduğu andır!”. “Her tünelin sonunda bir işik vardır yeter ki birlikte yürüyebilelim”.

 

-Insanların Atatürk için ve Cumhuriyet Bayramı için bir araya gelmesi önlenemiyecektir.  Engellemek istiyenler Türkiye Cumhuriyeti var olduğu için gelebildiler. Vicdanlara sığmıyan yasaklar yaşıyamaz.

 

-Gencler yönünden karamsar değilim. En büyük teminat kadınlarımız. Korku imparatorluğunda kadınlarimız erkeklerden daha cesur çıktılar. Onlar Istiklal Savaşımızda da öyle idiler. Kadınları ikincı sınıf insan yapmak istiyen bir zihniyet var. Bu kadınların baş kaldırmasını sağladı. Bir toplumda kadınlar önde ise o toplum yıkılmaz.

 

-TRT de çalışırken Hakkari’ye gittik.  Yolda kar, tipiye yakalandık.  Şehre girerken bir yerde Halil Rifat Paşa’nin bir sözü yazılıydı : “Gidemediğin yer senin değildir”.

Hakkari’de üst düzeydeki insanlarla beraber yemek yerken şu özellikler dikkat çekiciydi. Sofradakiler: Karayaolları Şefi, bir savcı ve sicili bozukoldugu için oraya sürülmüș birkaç memur ve bir müteahhit inşaat firması şefi olan oraya sürülmüş bir eşkiya.  Hemen hepsi sürgünlerden oluşan bir gurup. Eşkiya, bu sofradakilerin en efendisi idi.  Öbürleri gibi içip kendisını kaybetmedi. Düşündüm, siz oradaki insanları sicili bozuklarla yönetmek isterseniz orası nasıl sizin olur?

Ankara’ya dönünce hemen bir rapor yazdım, bir Güneydoğu,Doğu propogandası yapalım dedim. O rapordan sonra istihbaratlar beni takibe başladı, kasetlerim kontrol edildi.

Kısacası eğer TRT’nin daha tek kanal olduğu sıralarda iktidarların borazanlığını yapmayıp dürüst ve özgür yayın yapması engellenmeseydi bugün çok başka olurduk.

 

-Meşhur gazeteci Burhan Felek der ki; “bir aile evinde ılık bir atmosferde oturuyor, dışarısı soğuk kar yağıyor, o sırada bir hırsız yatak odasına girerse bu haber olur.

Bir Çiller Ailesi olayı anımsatayım: Devlete ait 1700 m² arsa Zübeyde Hanim Vakfı  üzerinden şehit yakınlarına pansiyon yapılması için tahsis edilir. Fakat Özer Çiller oraya pansiyon yerine beş yıldızli bir otel inşa ettirir ve inşaat tamamlanınca da bir firmaya kiralar. Yapılanların ikisi de suçtur. O devirde mümkündü, gereği yapıldı, Mal müdürlüğü Özer Çiller’i mahkemeye verdi ve arsa geri alındı.

AKP gökten zembille inmedi,kaynaklar dışarı transfer edilip bankalar hortumlandıktan sonra geldi. Türkiye’deki kırizler onlara bu koltukları sağladı. Sonucu birlikte görüyoruz.

 

Ekonomik bir sarsınti olursa halk onları gömer. Despotizmin sürüp gittiği hiçbir dönem tarihte görülmemistir. Istedikleri kadar hesaplar yapsınlar, yeter ki biz içimizden korkuyu atalım. Laik Cumhuriyet akıl, bilim ve cesaretle korunursa yerinde kalır, eğer başkası yapsin dersek netice alamayız.

 

-Bugün okula gidenler laik cumhuriyetin ilkelerini öğrenemiyecekler.  Bu yönde ailelere büyük bilgilendirme görevi düşüyor.

 

--Emperyalizm için cihat olur mu? Suriye’de rejim devirmek için çalışanların cahilliğine bakın, super güc için çalıştıklarinın farkında değiller. Görünürde biz Israel’e karşıyız, gerçekte ise Obama’nin söylediği üzere ABD ve Israel ile beraber çalısıyoruz. Önemli olan gerçeği örtüsüz görmek ve göremiyenlere anlatmaktır.Medyanın rüzgarı halktır.

 

-Şimdiki iktidarin gelmesinde sizin de rolünüz oldu deniyor ne dersiniz?

 

-Ben gerçekleri yazdım, yolsuzlukların bitmesi için mücadele ettim. Biz Utopya peindeydik, 2001 krizi insanlara geleceğini kaybettirdi. Biz gazeteciler mühendislik hesabı yapmadık, sadece yolsuzlukları açığa çıkarıp anlattık.  Bu yüzden kumarhane medyasının bile hedefi oldum.

 

-Soru ve yanıtlar bölümü biraz da bazı soru soranların sorudan çok uzun tasvirlere girișmeleri yüzünden uzun zaman aldıği için sonunda bir genç bayanın sorusuna zaman nedeniyle izin verilmeden konferans bitirilmiș oldu.

Konferansla ilgili derleme*: Mak.Y.Müh. Ural Kabartaş/ 28.10.2012
Joomla templates by a4joomla