Tarih ve yer: 12.02.2012, Türk Alman Kulübü, Strahlenberger Str.129, 63067 Offenbach

Konferans Konusu: Dünya Dinamikleri,Türkiye Stratejileri ve Karar Sistemleri
1- Program Sunuşu:.Dr. Yalın Gündüz  HE-ADD Yönetim Kurulu
2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı
3- Konuşmacı: Prof Dr.Orhan Güvenen Ankara Bilkent Üniversitesi

1.-Program sunuşu: Dr. Yalın Gündüz  HE-ADD Yönetim Kurulu

Konuşma başlamadan önce herkezi Atatürk, demokrasi ve cumhuriyet Şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum. Derneğimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu demokratik lâik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatmak, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek ve Atatürkçü düşünceyi topluma, genç kuşaklara iletmek amacıyla kültürel, sosyal, bilimsel çalışmalar yapmaktadır. Derneğimizin genel faaliyetleri herkese açıktır. Derneğimiz hakkında bilgi edinmek için Adresimiz: www.he-add.org;

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

Sayın Prof. Dr. Orhan Güvenen, değerli konuklar, sevgili gençler,

Bugün Türkiye’de herkesin kafası bozuk, aydınlar ve Atatürkçüler çıldırmak üzere.  Biliyorsunuz Cumhuriyet Bayramı bir bahane bulunarak kutlanmadı, 19 Mayıs iptal ediliyor,  23 Nisan’a kutlu doğum haftası denk getiriliyor ve 23 Nisan devre dışı bırakılmaya çalışılıyor, 30 Ağustoslarda yandaş medyada plevne müdafası anlatılıyor; zafer bayramından hiç söz edilmiyor.  Televizyonlarda Atatürk aleyhine ısmarlama diziler yayına girdi girecek.  Şimdi de Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi okul hitaplarından çıkartılacak. Geçen gün Levent Kıcanın bir yazısını okuyordum. Kırca, delirmek üzereyim diyordu.  ‚Yazıyoruz, yazıyoruz sonra dönüp aynı şeyi tekrar yazıyoruz’ diyordu.  Delirmek işten değil diyordu.  Atatürkçü yazarların bir kısmının görüşüne göre Türkiye, Cemaat Cumhuriyeti oldu.  Cemaat Cumhuriyetinde neler olduğunu yazan yazarlar var.  Örneğin yazar Mustafa Peköz Cemaat Cumhuriyetinde neler oluyor başlıklı yazısında bakın neler söylüyor:

’Türkiyede bir rejim değişikliğinin yaşandığını artık herkes kabul ediyor.  Halen adı resmileştirilmemiş bir cemaat rejimi oluşmuş durumda.  Son hamlelerin yapılması bekleniyor.  Bunlardan birincisi anayasa, ikincisi de ordudur. Peki, Cemaat Cumhuriyetinde neler oluyor?  Bunları alt alta sıralamaya kalkarsak sayfalar dolusu yazı ortaya çıkar.  Ancak bunları bir kaç alt başlık altında toplamakta yarar var’ diyerek  bakın neler yazıyor…

1.     Cemaatin devleti, ülkeyi çok ciddi bir ekonomik krize sürüklüyor.

2.     Cemaatin iktidarı ülkeyi, kirli para cenneti haline getirdi.

3.     Cemaatin rejiminde ekonomik ve sosyal adaletsizlik en üst düzeye çıktı.

4.     Cemaatin sisteminde toplumsal yozlaşma ve çürüme en üst boyuttadır.

5.     Adalet mülkün temeli olmaktan çıktı ve cemaatin temeli haline geldi.

6.     Dördüncü kuvvet denilen medyayı koşulsuz teslim aldı.

7.     Bütün demokratik kitle ördütleri cemaatin hedef tahtasındadırlar.

8.     Cemaat iktidarını sağlamlaştırmak için, istihbarat kurumlarını kullanıyor.

9.     Cemaatin silahlı güçleri ele geçirme stratejisi devam ediyor.

Diyor ve bütün bunlara rağmen cemaatin rejimi sanıldığı kadar güçlü değildir diyerek yazıdını sonuçlandırıyor.

Değerli konuklar ve sevgili gençler,

bugünkü konumuz aslında bu söylediklerim değil ama ülkemizde olanlar bana bunları söyletti.  Öyleki bu konuşmayı geçen hafta yazmıştım ama bu hafta, sık sık değişen gündem yine değişti. Türkiyede ortalık toz duman.  Milli İstihbarat Teşkilatı çatırdıyor.  Neredeyse Milli İstihbarat Teşkilatımız, Milli İhanet Teşkilatına dönüşüyor.  Yarın yeni bir gündemle hafta başlıyor.

Yarınki gündemi düşüneceğimize, şimdi esas konumuza geçelim.  Bu günkü konumuz. Dünya dinamikleri, Türkiye stratejileri ve karar sistemleri.  Konuşmacımız da Paris Üniversitesi ve Ankara Bilkent Üniversitesi  öğretim üyesi sayın Prof. Dr. Orhan Güvenen.  Sayın Güvenen 23 Şubat 2002’de, yani on yıl önce konuğumuz olmuş ve bize Türkiye’nin orta ve uzun dönem hedefleri konulu bir konferans vermişti.  Sayın Prof. Dr. Güvenen’e Frankfurt’a  tekrar hoşgeldiniz diyorum.

Değerli konuklar,

Doksanlı yılların başına kadar, hepimizin bildiği gibi iki kutuplu bir dünya sistemi hüküm sürmekteydi ve Türkiye bu sistemde Batı Bloğunu tercih etmişti. 1990’lardan sonra, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin tek süper güç olduğu düşünülmeye başlandı. Ama özellikle 11 Eylül 2001’den sonra bunun doğru olmadığı anlaşıldı. 11 Eylül olayları dünyada çok boyutlu bir sistemin şekillenmekte olduğunu ve yeni güç dengelerinin kurulmakta olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Bu dönemde ABD ve AB dışında, Çin, Hindistan ve Rusya gibi teknoloji ve insan kaynağı olarak benzer donanımlara sahip güçlerin ortaya çıktığını gördük. Ayrıca Brezilya, Türkiye, Meksika gibi bir takım bölgesel güçler de uluslararası alanda kendilerini hissettirmeye başladılar.  Bu çok kutupluluk uluslararası ilişkileri çok bilinmeyenli denklem haline getirmiş ve uluslararası alandaki oyuncuları çok boyutlu politikalar geliştirmeye zorlamıştır.

Küresel ekonomi açısından son dönemde, önemli bir nokta, ön plana çıkmaktadır: O da şudur:  Dünyadaki iktisadi pasta hızla Doğu’ya doğru kaymaktadır. Dünya ekonomisinin geleceği ile ilgili analizlerden, 21. yüzyılın önemli finans, mal ve bilgi akışı ABD-Avrupa-Asya üçgeni üzerinde yoğunlaşacağı anlaşılılıyor.

Türkiye çok güçlü geçmişi ve devlet geleneği olan birkaç ülkeden birisidir.  Bu itibarla kendi bulunduğu coğrafya içerisinde hem jeostratejik, hem de medeniyet perspektifi bakımından çok önemli bir konumdadır.  Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu bölgeleri ile  coğrafi, ekonomik ve kültürel bağlara sahiptir. Türkiye, Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları ile doğrudan ve özgün ilişkiler ağına sahip belki de tek ülke konumundadır.  Bu çerçevede Türkiye, kendi gücünün sınırlarını da çok iyi belirlemeli ve elindeki ımkanları en iyi verimli şekilde kullanmalıdır.

Önümüzdeki yıllarda  büyük güçler için  yeni çatışma alanı Afrika ve onun el değmemiş doğal kaynakları olacaktır.  Türkiyemiz ise bu gelişmeler çerçevesinde önümüzdeki yıllarda, uluslarası politika dinamiklerini şekillendirecek ve Türk dış politika sürecini etkileyecek, iki önemli stratejik görüşün kesiştiği coğrafyada yer almaya devam edecektirdır.  Her ikisi de Batının projeleri olan bir iki ayrı görüşün varlığı bile Batının kendi içindeki ayrılığı gösteriyor.  Bu projelerin ilki  Geniş Avrupa Siyaseti yani AB’nin genişlemesi diğeri de Büyük Ortadoğu Projesi yani BOP’tur.  Türkiyaden beklenen de  Geniş Avrupa Projesinde yani AB’de köprü olmak ve BOP’ta da model olmak rolüdür.  Bu projelerin ilkinde, Türkiye’nin Batı çıkarlarının korunmasında coğrafi bir stratejik köprü olması; ikincisinde de ABD’nin küresel hakimiyetini sürdürme amacı için model olmasıdır.   Türkiye’nin Balkanlara coğrafi yakınlığı ve Orta Asya ülkeleriyle kültürel akrabalık ilişkileri vardır.  NATO üyesi de olan Türkiye, AB ve İsrail ile yürüttüğü yakın ilişkilerin yanısıra, bölgedeki büyük askeri güç olması dolayısıyle, önemli bir stratejik ortak konumundadır. Önemli olan Türkiye’nin kendisine biçilen rollerin avantajlarını kullanabilmesi ve bu rollerden uzun vadede bir yarar sağlanamayacağını bilmesidir.  O nedenle Türkiye milli hedefleri doğrultusunda, kendı dış politikasına uygun stratejiler üzerinden hareket etmelidir..

Dış politika aynı zamanda bir ülkenin iç dinamiklerinin de bir sonucudur. Yine son yıllarda ve özellikle 2009’da iç siyaset sahnemizde dış ilişkilerimizi etkileyen değişiklikler oldu. Bunlardan birincisi Ahmet Davutoğlu faktörüdür. Dışişleri Bakanı Davutoğlu Türk dış politikasının yeniden ele alınması ve kavramsallaştırılması gerektiğine inanan bir akademisyendir.  Davutoğlu Türkiye’nin dünya sahnesinde bir rol oynaması zamanının geldiğini düşünüyor. Davutoğlu’nun, göreve gelir gelmez bu düşüncesini süratle gerçekleştirmeye koyulduğunu gördük. Dokuz yıldır iktidarda bulunan AKP, Türkiye’nin Avrupa ve Atlantik toplumu içindeki yerinin önemini reddetmiyor. Ama aynı zamanda gerek bölgemizde ve gerek dünyada İslam dayanışmasına da çok önem veriyor. Son yıllarda İsrail ile aramızda açılan mesafe, hükümetimizi oluşturan AKP’nin bu özelliğini kanıtlamaktadır. Bu partinin bölgemize ve Müslüman ülkelere ilgisi sadece İslam dayanışmasıyla sınırlı değildir.  Erdoğan hükümeti bölgemizde ve Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’yı da kapsayan alanda, ticaret ve ekonomik işbirliği ile enerji alanında mevcut olanakların, bilincindedir.  AKP bu olanakların değerlendirilmesini hedeflemektedir. Bir başka faktör de, Ortadoğu’da Türkiye’nin kontrolü dışında meydana gelen gelişmelerdir.  Irak’ın ve Afganistan’ın işgali, İsrail ve Filistin arasındaki ihtilafın ulaştığı boyutlar ve İran’ın nükleer emellerini, bunlar arasında sayabiliriz. Türk diplomasisinin o bölgeye doğru yönelmesinde başka bir önemli nokta daha vardır. O da, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyon idealine Sarkozy ve Merkel gibi Avrupalı liderlerin verdiği cevaplar ve  bilhassa Kıbrıs sorunun çözümü konusunda Türkiye’ye verilen sözlerin tutulmamasıdır.  Bilindiği gibi Kıbrıslı Rumlar barış ve birleşme planını reddetti.   AB destekli Birleşmiş Milletler de, Kıbrıslı Rumların, Avrupa Birliğine alınarak bizim üyeliğimizi veto etmelerine yeşil ışık yaktı. Buna karşılık bu planı kabul eden Kıbrıslı Türkler de yalnızlaştırıldı.

Bir yandan Ortadoğu’da ve bölgemizdeki  gelişmeler, öte yandan AKP hükümetlerinin izlediği politikalar Türkiye’nin Ortadoğu ve İslam Dünyası’ndaki profilini yükseltmiştir.  Ama buna rağmen Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik ve stratejik çıkarları, Türkiye ve Avrupa/Atlantik dünyasını,

daha uzun yıllar karşılıklı dayanışma içinde aynı ittifak çerçevesinde bir arada tutmaya devam edecektir. Bununla birlikte eğer Türkiye’nin Batı seçeneği şu veya bu sebeple kapanacak olursa, o zaman Türk diplomasisindeki bölgeselleşme kalıcı bir dönüşüm eğilimi içine girebilir.

 

 İç politika ve dış politika dinamikleri birbirini etkiler. Dış politikada radikalleşme, içerde radikalleşme riskini beraberinde getirir. Böyle bir gelişmenin ilk sonucunun Türkiye’de çağdaş demokrasi hedefine yönelik reform çabaları olacağına şüphe yoktur. Bu sonuçtan bölgedeki demokratik eğilimler de payını alır. Buna mukabil eğer Türkiye Avrupa Birliği’nden beklediği karşılığı görerek, katılım sürecine ve tam üyelik hedefine tekrar kilitlenebilirse, o zaman Türkiye’deki demokratik atılımlarla siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmelerin yaratacağı dinamikler tüm Ortadoğu’da barışı, istikrarı, refahı ve demokratik atılımları tetikleyecektir.   2012 yılı sarkacın hangi tarafa doğru evrilme göstereceğinin muhtemelen ilk işaretlerini verecektir,

Diyor ve sözü bu konun uzamanı değerli konuşmacımız sayın Prof. Dr. Orhan Güvenen’e bırakıyorum.   Teşekkür ederim.

3. - Konferans Konusu: Dünya Dinamikleri,Türkiye Stratejileri ve Karar Sistemleri

3.1- Konuşmacının kısa özgeçmişi: Dr. Yalın Gündüz  HE-ADD Yönetim Kurulu

3.2- Konuşmacı: Prof Dr.Orhan Güvenen Ankara Bilkent Üniversitesi

Sayın HE ADD Başkanı,Yönetim Kurulu üyeleri, Değerli ADD mensupları, sizlere hitab edebilmek onurdur.

Dünya dinamikleri: Bugün insansayısı yedi milyarlık dünyadamızda “Birleşmiş Milletler”e kayıtlı 193 ülke ve kayıtlı olmıyanlarla birlikte 200 ü aşan ülke var. Gittikçe mekanikleşen bir dünya oluştu. Teknoljilerin dünya ekonomisine etkileri buharın makinalarda kullanımı, sömürgecilik, köle kullanımı gibi anlamlar batıyı varlıklı kılan temelde bulunan olgulardır.

Teknolojide iletişim ilerlemesine çok önemli bir örnek:  “saniyede 2500 trilyon işlem yapabilen bilgisayarlardan Çin’de 141 adet var,  ABD de ise 200 ün üstünde hızlı işlem yapan bilgisayar varsa da erişebildiği işlem yapma hızı henüz 1800 trilyon/saniye.  

1959 da fizik bilimci  1959 da ”insanlık bugüne kadar evrenlerin büyüğüne ilgi gösterdi, küçük evreni de araştırmalıyız” demişti. Atomları inceleme hızla ilerledi, Nano Teknoloji’ ye gelindi.

Türkiye’de de bu konuda çalışan bilim adamları var, fakat  bizzat Nano Teknoloji Merkezinde gördüğüm bir olay örnektir;  belki 300 € değerinde bir malzeme temini için bir hafta beklenirse sorarım, ilerlemiş ülkelerle nasıl yarışabilir siniz?

Kurşun işlemez bir elbise yapabilen Türk bilim adamları bunu pazarlayıp patent alabilmeliler ki araştırmalı çalışmaları finanse edilebilsin. Halbuki ilk yapan olarak patent alabilmeleri için Amerikan patenti gerekir, bu konularda internasyonal çalışan patent büroları var, onların buluşunuzu Patent Dairesine sunmaları ve takip etmeleri gerekiyor. Bu işlerde büyük paralar, hatta ulusal menfaatler rol oynadığı için onlara gönderdiğiniz bilgi hemen çalınabiliyor ve sizin emeğinizin patenti başka büyük bir firmaya malediliyor ve siz bunu engelliyemiyorsunuz.

Örnegin bir Türk bilim adamı buluşu ile gelen güneş ışınlarından temin edilen enrjiyi 4 ila 6 hatta 10 katı arttırabilecek bir ışık kırılması neticesi onun bugünkü maliyet masrafını 1/5 e düşüren bir buluş yaptı. Biz bunun patentini alamadık, Israel’e kaptırdık ABD de de  uygulanıyor. Bu buluş milyarlar getirecek bir buluştu ve kazanılacak para yeni buluşları da finanse edecekti.

Biz bilime destek vermiyenlerin ülkesindeyiz. Matbaanın 300 yıl geç ülkeye girmesi engelinin başında gelen sebep Topkapı sarayı etrafında konuklanmış 9 bin hattattır. Eğer matbaa gelseydi işlerinden olacaklardı, girişi önlediler. Bu, sanayi devriminin önemini algılıyamayıp engellemeler bizi devamlı olarak satınalmaya sevketti.

Matematik eski Yunan’da başlamıştı, Yunan filozoflarının düşünceleri henüz batıya geçememişti. Batı kültürel korkunç karanlıkta yaşıyordu. Denebilir ki 1543 de vefat eden Astronom Kopernikus’un kitabının ölümünden sonra yayınlanmasi ile bilimde gelişme ve sanayı devrimine yol açıldı.  1540 lı yıllarda Osmanlı’da Kanuni devrinde Fransız kralı protestanlığın yayılmasıan izin vermediği için orayı terkedip Isviçre’ye giden  Protestant papaz Johannes Calvin   “.ibadete devam ediniz, fakat servet ve başarıya önem verceksiniz “ demiştir. Bu fikir ve söylem batıda ilgi görür ve bir hedef çizerken Islam’da her ne kadar Hz. Muhammet ticarete önem vermişse de o çağlarda böyle bir yön veriş olamadı..

Başarı ve servet olgusu Çin ve Japon’da da büyük önem taşımaya başladı, ve onların sanayıdaeki ilerlemelerini temin etti.

 

Bugün “Güç ve para gücü” en önemli olgu oldu. Bu yapı neticesinde bir insan bir anda yüz binleri yok edebilecek güce ulaştı. Diğer tarafta ise 3 milyarın üzerinde insan günde 2 €/d  bile kazanamaz durumda. Mevcut resorslar tüketilmekte,  birgün bu yarı aç topluluğun zenginleşmiş ülkelere akın etmiyeceğini kimse söyliyemez.

 

Amerika’da bir Üniversitenin araştırama yapan bir bölümünde yaptığı bir ziyarette konferansçı görür ki her yerde elektronik koruma vardır. Tam bunu tabii bulmaya alışırken birgün giriş kapısı önündeki bir metre çapındaki ağaç dikkatini çeker, “ ya kötü niyetli birisi bu ağacın arkasında saklanmışsa!” diye düşünür ve sorar, ancak öğrenir ki, bu husus emniyet sınırları dışında kalmıştır, düşünülmemiştir.

 

Dünyada milli gelirlerin 4 % si güvenlik, koruma vs. tedbirleri için harcanıyor. Buna karşılık yoksulun kaybedecek birşeyi yok,  o nedenle de kaçakçılık, hırsızlık hızla artıyor. Böyle bir dünyada güvenlik tedbirlerine ne kadar yatırım yapsanız huzur sağlayamazsınız.

 

Ingiliz eski başbakanı T. Blair “biz Irak’a saldırdığimizda orada Atom silahları olmadığını biliyorduk”  dedi. Irak’a açilan savaşta 350 bin Peşmerge bize sığınmıştı. Bizim insanlarımız onlara baktı. Onların büyük bir kısmı geri döndüler.  Bir kısmı döndükten sonra öldürüldü kimse hesabını sormadı.

 

Algoritma *(herhangi bir sorunun çözümü için izlenecek yol) İbn Musa el Harezmi adındaki Özbekistan’lı . (Avrupalılar Iran’lı sayarlar) bir bilim adamınin verdiği isimdir. Kendisi m.s. 850 -900 arasinda “Algoritma” ismini vermiş ve kullanmıstır. onun bilgisine eserlerine ilgi gösteren batı oldu. Gutenberg matbaayı bulduğunda 1453 de Çin’liler çoktan taş baskısı yapmaktaydılar. Bilmek ve sahip çıkmak gerekir.

 

Toplumbilimcilerimizin bazıları oradan buradan alıntı yapıp bize ne derecede uyar, araştırmadan kitap yazıyorlar.  2008 Dünya kırizi bir ahlaksızlık kırizi idi. Dünya milli geliri 60 trilyon iken 600 trilyonmuş gibi işlem yaptılar.

Sayın Prof.Orhan Güvenen kendi sözleriyle “Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı, Dünya İstatistik Birliği Başkanlığı gibi organizasyonları yönetmiş bir insan” olduğu için yapılan hataları geniş kapsamda görebilmektedir.

 

Doçentlik sınavında bir namzet kendi modelini “1 % hata yapan sistem” olarak sunmak ister. Sayın Konuşmacı “gelen bilgilerin hata payına baktınız mı?. Örneğin Türkiye’de sanayi statistikleri 10 % hata ile veriliyor, o halde siz nasıl olur da 1 % hatadan bahsedebilir siniz?”  der.

 

Küreselleşme: Haçlı seferleri de küreselleşme için yapıldı, gerçek amaç ticari idi, fakat amaca din elbisesi giydirilmişti.

 

Real ekonomi: Son 30 yılda dünya zenginleşti. Gerçekte zenginleşenler belirli küçük bir kesimdir. Uygulanan sistem bilim ve teknolojik değerler sistemidir. Bu sistem bir etik, kültür ve karar verebilme sistemi olarak işletilirse, yani buna dönüştürülürse, işte ancak böyle bir ortamda biz paranın kölesi olmaktan kurtuluruz.

Şu andaki işleyişte iki seçenek var:  “ya ölümü ya da Robinson gibi yaşamayı seçeceksiniz”.

 

Kararsal sistem ulusal devlettir, fakat ulusal devletten her probleme çözüm gelemez. Hem problemleri çözecek hem de seçim kazanmayı düşünecek bir devlet mekanizması da tam çözümü getiremez.  Ulusal kurumlar bütçelerini devletten aldığı için onlar da çok başarılı olamazlar. Ulusalın üstünde firmalar ise, örneğin petrol firmları gibileri,  kendi çıkarlarının yönünde etkili olurlar.

En etkin çözümler ülkesindeki dinamiklerin nasıl işlediğini görebilen insanlardan gelir.  Örneğin bir seçmen “siz seçilirken verdiğiniz sözü tutmadınız, veya halka zarar verdinizdiyebiliyor ve ona göre seçebiliyorsa, o seçmen çözüme katkıda bulunabilir.

 

Avrupa Birliği: AB kurma fikri ilk olarak 1776 da doğdu.  Avrupa Birliğinin kuruluşunda ana düşünce ülkeler arasındaki harplere son vermekti. Bu bakımdan insani bir değer taşır. Ekonomik bağlantıyı arttırmak savaşı önler. AB krizi yapısal bir krizdir. Yunanistan’in AB ye alınması o zamanki Fransız Cumhurbaşkanı V. Giscard desteği sayesinde oldu. O tarihte Yunanistan bizden daha yoksuldu. Ve o tarihte (1975 de) başbakan olan B. Ecevit ve S.Demirel istemiş olsalardı Türkiye AB ye alınmış olacaktı  ve o zaman Kıbrıs sorunu olmıyacağı gibi Türkiye AB den 200 milyar $ yardım almış olacaktı, hatta 1984 de başlıyan PKK sorunu da olmayacaktı.

AB den Yunanistan 95 milyar$,  Ispanya 150 milyar $ yardım aldılar, biz bu fırsatların hepsini kaçırmış olduk.

 

AB sınırlarını 15 ülkeden fazla genişletmemeliydi, sayıyı 27 ülkeye çıkardılar. AB “Lizbon kriterleri dedi, biz ABD geçeceğiz dedi”.  Halbuki iyi beyinler hala ABD ye gidiyor.  Türkiye’ den de birçok iyi beyinler dışarıya gidiyorlar.

 

Stent tıkanmasını önliyen bir buluş ilk olarak bir Türk tarafından gerçekleştirildi, o eğer patentini alabilseydi milyarlik gelir sağlanacaktı. Biraz önce anlattiğımız patent zorlukları hemen aşılamadığı için bu “tıkanmıyan stent” patentini başkalarına kaptırdık.

 

AB nin 27 ülkeli oluşu ona yapısal bir olumsuzluk getirdi, zira matematik olarak alt kümelerden karıştırarak bir optimal  yapılamaz, bileşik kaplar örneği. Almanya direksiyona geçmiş uğraşıyor, fakat istenenlerin zayıf alt yapılı ülkelerce kabul edilmesi ihtimali çok sınırlıdır.

Türkiye stratejileri: 1923 de muhteşem bir zeka bir ülkeyi yok olmaktan kurtarıyor. O olmasaydı bugün biz „Dönme“ olmuştuk.  

Softaların Tanrı ile insan arasına girmeye hakları yok. Ermenilerle biz asırlar boyu iyi geçindik. Sonra Ingiliz ve Rusların kışkırtmalarıyla örgütlenip sivil halka saldırmaya başladılar. Rus Ermenileri yüzbinlerce savunmasız sivil halki öldürdüler, Ruslara karşı savaşan askerlerimizin ikmal yollarını ,telefon hatlarını keserek, onlari arkadan vurarak büyük kayıplar verdirdiler. Bunlara rağmen sayın konuşmacının annesi oğluna „dininden olmıyanlara da dua et“ dermiş.

1915 lerde Osmanli topraklarında yaşıyan toplam Ermeni sayısı 1,3 ila 1,5 milyonu aşmamaktadır. *(Bu sayı üzerinde bütün tarihi kayıtlar birleşiyor). Zorunlu göçe tabi tutulduklarında eşkıyaların saldırıları ve hastalıklar sebebiyle 350- 400 bin Ermeni hayatını kaybetmiştir. Tabii bu acı bir olaydır. Fakat Ermenilerle yapılan karşılıklı savaşmalar 1948 de Birleşmiş Milletler‘de tanımı yapılan „soykırımı“ kapsamına girmez.

Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kurduğunda Türk‘lerin 80 % i kırsal bölgede yaşıyan köylülerden oluşuyordu, mühendislik Macar kökenli, banka işleri ve ticaret Ermeni,Rum, Yahudi kökenli vatandaşların elindeydi. Para yoktu, sosyal sermaye yani yetişmış mühendis, iş adamı, doktor v.s. yok denecek kadar azdı.

Şevket Süreyya’nın „Tek Adam“ kitabının ismi „Tek ve Yanlız Adam“ olsaydı o zamanki duruma tam uyardı, zira yetişmiş ve batının ilerlemelerini yakından izliyebilen bir nesil yoktu. Motor, makine,.. kısacası bütün sanayi ürünlerini dışarıdan alıyorduk.

15 yılda Atatürk’ün Türkiye’sinde milli gelirin ortalama büyüme hızı 7 % e ulaştı. O olmasaydi Türkler „ Dönme „ olurlardı. Ondan sonra gelen özellikle 1950 den sonra gelen hükümetlerin kalkınmamızın aksamasında  büyük vebali vardır. Demirel-Ecevit hükümeti devrinde sadece 6 ay kişisel ihtiraslar yüzünden Cumhurbaşkanı seçilemedi. Ülkede 1980 li yıllara yaklaşırken ideolojik fikir ayrımları birbirini öldürmelere kadar radikalleşmişti. Konuşmacı amcasının Erzurum plakalı bir otomobille Kars’a girmekten korktuğu günleri hala anımsıyor. „1980“ nin gelmesinde Demirel-Ecevit’in büyük vebali vardır.

Konuşmacı kendisinin Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası yönetim kurulu başkanlıği sırasındaki bir konferansta Türkmenistan Cumhurbaşkanı Nazarbeyof’dan bahsederek: yüksekten atarak konuşan ve 10 dakikada 15 kere „demokrası“ kelimesini kullanan Amerika‘li bakana, .„ABD de hala sorun var, siz çok dikte etmeye kalkarsanız karşınızda demokratlar değil Taliban‘lar bulursunuz“ dediğini batının yüksekten bakan tavrına örnek gösterdi.

ABD Irak’a girerken orayı „demokrat yapmak amacı“ nı propogandasına almıştı, sonunda yüzbinlerce insan öldürüldü ve gerçek anlamda bir demokrasi kurulamadı.

Aşiret bir digital sisteme benzer. Güneydoğuda çok sayıda muhtelif aşiretler var. Nakşibendilik de bunlardan biri, kökü 11 ci yüzyıla gider. Düzen sağlıyabilmek için sistemin matematiğini bilmek gerekir. Fizik’de deneyim vardır onun için hata azdır. Toplumbilimde boyutlar „doyma, üreme, kendini koruma“ dan oluşur, hata çok olabilir.

Sayın konuşmacı 1995 de kendi deyimiyle  „.. ülkeden uzaklaştırılarak atandığı Paris Büyükelçiliğinde“  iken Almanya’daki Türk iş adamlarının da bulunduğu bir ortamda konuşma yapması istenir. Konu „dünyada bir Türk Işadamları Derneği“ kurulmasıdır.  Böyle bir olgu hala sağlanamamiştır..

Çok zeki, çalışkan, vicdanlı olup dünya dinamiklerini bilerek karar verip çözüm üretmeliyiz. Boşluk olan alanları zekamızla bulup o alanlarda Türk halkı ve insanlık için optimal üretimler yapabilmek… Bunun için Türkiye ve dünya dinamiklerini bilmek, güclü devletlerin çıkar alanlarındaki boşlukları dikkate alarak hareket etmek stratejimiz olmalı.

Konuşmacı,  „Norveç gibi  teşekkür ederim, ihtiyacım yok!  diyebilecek bir pozisyonda olmayı çok isterdim“  diyerek konuşmasına son verdi..

 

Sorular ve yanıtlarından özetler:  

- Yunanistan‘ a Türkiye’yi  ekonomik gelişmelerde örnek alması söyleniyor.  Türkiyenin ekonomisindeki büyüme sağlıklı mı?   Türkiye model ülke olabilir mi?

- Konuşmacı ilk konusmasını Akdeniz ülkelerinden gelen temsilciler arasında 21 yaşinda iken 40 kişilik bir gurup içinde yapar. Bir Tunuslu „siz kanlı şekilde geldiniz“ der.  Ona konuşmacının yanıtı şöyle olur: H.Burgiba „.benim örnegim Mustafa Kemal Atatürk’tür“ demişti. „Oraya gelenler içinde anne veya baba tarafı Türk olanlar Türkler‘e saygılıydılar“.

Vahabilik Ingiliz gizli servisinin Osmanlıları diğer Islamdan koparmak için hazırladığı bir mezhepti. Bir Imam Vahap tarafından temsil edildi. Dünya dinamiklerine iyi bakmak lazım.

-Türkiye’ye verilmek istenen bir yön var. Biz vagon olmayıp lokomotif olmaliyız.Türkiye iyi yönetilmedi, iyi eğitim de verilmedi.  Cumhuriyet generasyonu olan birinci ,ikinci kuşak içinde kırsal kesimden gelenler ezilmiş kesim oldukları için, sağlam basarlar, kendilerine dönüktürler ve iktidara gelmişlerdir. Bunların iktidara  gelmelerinin vebali  1950 den sonra gelenlerde.

- Devlet bakanı Ali Babacan ODTÜ ve Bilkent UNI’den geldi. Zeki, bilgili ve iş dünyasını bilen bir kimse. Okul hayatında hep birinci olmuş bir insan, Chikago’da hala onun yaptığı programları satıyorlar. Babacan’in müsteşari da 9 yıldır birlikte, o da Siyasal Bilgiler Fakültesi birincisi.  Ekonomiyi iyi götürdüler.

-„Eylül 1999 da ekonominin krize gireceğini söylediğim için Başbakanlık teftiş kurulu beni sorguladı.“

-AB ye alınan 10 doğu Avrupa ülkesi günah çıkarmak için alınan ülkelerdir, zira onlar bir süre Rus’lara terkedilmişlerdi. AB kurucuları akıllı davranabilselerdi Ukraine ve Türkiye’yi AB ye alırlardı.  General Ch.De Gaule iki kere Ingiltere’nin AB ye girmesini önlemişti. Bugün görünenler onun ileriyi gördüğünü kabul ettiriyor.. Dünya artık büyük devlet adamı çıkaramıyor. Çünkü artık güç ve para gücü geçerli.  

-Çanakkale şavaşlarında canlarını verenler için Atatürk her yıl masraflarını kendi cebinden ödeyerek yaverini Çanakkaleye gönderir mevlüt okuttururdu.                                                            1936 yılında M.K.Atatürk Ankara’nın Beypazarı ilcesine gelir, sokakta bir tezgahda bir Kuran görür. Sahibine bir sayfasını açıp okumasını söyler. Adam okur, Atatürk „güzel okudunuz, mealini anlatın“ der. Satıcı okuduğunun anlamını bilemediğini söyleyince. Atatürk okunan sayfadaki sözlerin  türkçesini söyler…   Eğer O olmasaydı, biz olmazdik, dedelerimiz de „Dönme“ olurdu.

-Israel’de 6,5 milyon, New York’da 4 milyon Yahudi var, bütün entertainment onların elinde. Onlar hangi filmi seçip göndermişse biz o filme bakabiliyoruz. Dünyada hiçbir millet yoktur ki tarihi beyaz olsun.

-Suriye’nin büyük kesimi Sünni’dir, içlerinde Türkler de vardır.

-Türkiye’yi yöneltmek Ingiltere’yi yöneltmekten çok daha zor, zira biz Islamız batıda yadırganıyoruz,hepimiz çağdaş olamadık, dışarıda barbar sayılıyoruz  ve Sevr unutulmadı.  Vagon olmayı bırakıp lokomotif  olmaya çalışmalıyız.

-Lokomotif olmayı konuştuk, kişilik 0,6 yaşta başlıyor, temelin iyi atılması görevi annelerde.

-Temel ailede, aileyi düzgün tutabilmek ise annenin elinde. Türkiye’nin çok değerli evlatları var. Dışarıda yaşamak önemli değil, dünyanın neresinde olursanız, önemli olan Türkiye’yi vatan olarak bilip unutmamak.

-Bilgi birikiminizi çok duyarlı anlattınız. Çok teşekkür ederiz. Benim 7 yaşında bir oğlum var, „anne,  Atatürk Türkiye’yi kurtaran insan, onu ben çok seviyorum, fakat onu sevenleri bugün Türkiye’de hapse atıyorlar, o halde biz Türkiye’ye gitmiyelim, beni de hapse atmalarını istemiyorum.“ diyor.

-„Çok duyarlı konuştunuz, önceden bilseydim bu kürsüden sizin konuşmanzı isterdim“

Konferansla ilgili derleme*: Mak.Y.Müh. Ural Kabartaş/ 12.02.2012

*devrik yazılar sonradan kitaplardan veya Wikipedia yazılarından alinan küçük tamamlayıcı bilgilerdir.

Joomla templates by a4joomla