Tarih ve yer: 29.12.2012, Türk Kültür Merkezi Höhenstr.44, 60385 Frankfurt

Konferans Konusu: Atatürk’ün Liderlik Sırları

1- Program Sunuşu: Eren Tiryaki  HE-ADD Genel Sekretär

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

3- Konuşmacı: Mehmet Seçkin, Emekli Jandarma Kurmay Albay, yazar

 1.-Program sunuşu: Dr. Eren Tiryaki  HE-ADD Genel Sekretär

Konuşma başlamadan önce herkesi Atatürk, demokrasi ve Cumhuriyet Şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum. Derneğimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu demokratik lâik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatmak, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek ve Atatürkçü düşünceyi topluma, genç kuşaklara iletmek amacıyla kültürel, sosyal, bilimsel çalışmalar yapmaktadır. Derneğimizin genel faaliyetleri herkese açıktır. Derneğimiz hakkında bilgi edinmek için Adresimiz: www.he-add.org

Derneğin gençlik kolları olarak oluşturduğumuz „ADD Hessen“ adındaki Facebook sayfamıza üye oldunuz mu? Derneğimizin gençlik kollarına destek vermek için Facebook sayfamızı beğenin ve arkadaşlarınızla paylaşın! Teşekkür ederiz!

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

 

Konu: Başarıda Başkalarının Rolü ve Liderlik     (original tekst)

Geçtiğimiz son 25 yıl içinde Almanya’da binlerce dernek kuruldu. Bu dernek kurma furyası yıllarca devam etti.   Öyle oldu ki, iki Türk bir araya gelse üç tane dernek kurulur denilmeye başlandı.  Dernek kurma işlemi hala da devamediyor.  Her hafta yeni yeni dernekler kuruluyor.  Dernek kurmak büyük bir heves oldu artık.  Halbuki bu heveslerin yerini hedefler almalıydı.   Kurulan derneklerin büyük bir çoğunluğu şimdi yok oldu gitti.  Kimilerinin ismi var cismi yok, kimilerinin de ne adı kaldı ne de sanı; çoğu unutuldu gitti.  Piyasada ismini duyduğumuz, etkinliklerini medyadan takip edebildiğimiz pek az dernek kaldı.  Kaybolan o derneklerin şimdi hedefleri mi değişti? O nedenle mi  yok oldular yoksa hevesleri mi bitti? 

Dernekçilikte büyük bir başarısızlık yaşandı.  Başarının nedenleri olduğu gibi başarısızlığın da nedenleri var.   Hiç kimseyi suçlamıyorum ama derneklerin ve toplumların birlik ve beraberlik içinde çalışarak başarılı olması için hedef gibi, iletişim gibi, insan ilişkileri gibi, motivasyon gibi, liderlik gibi bazı önemli kriterleri vardır.  Dernek kuranlar acaba bu kriterlerin hangisinden haberdardır ve bu kriterler hakkında ne kadar bilgileri vardır?.

Bazı dernek kurucuları dernek başkanı olunca hemen bir kartvizit bastırıyor ve sağa sola kartvizit gönderiyor.  Tamamen kendi propogandasını yapıyor.  Etkinlik mi?  Etkinlik yok.  Ama dernek başkanlığı var.  Doğal olarak öyle dernekler, kağıt üzerinde kalıyor ve ortada dernek kalmıyor. Dernek yok olup gidiyor.,,

Yok olan derneklerin hepsi böyle değil.  Yok olmaya mahkum, hatta yok olmaya doğru yol alan, başka dernekler de var.  Onlar da  değişimin farkında olmayan dernekler.  Sürekli aynı şeyleri tekrar edip duran dernekler.  Hareket halinde olmayı  başarı sanan dernekler.   Değişimin farkında olmayan dernekler hep aynı şeyi terar ettiklerinden, doğal olarak kendileriyle ilgilenenler azalıyor. Çevrelerini yitiren bu kuruluşlar küçülüyor, küçülüyor ve sonuçta da hedefsizlikten, görüş eksikliğinden, iletişim eksikliğinden, İlişki eksikliğinden,  motivasyon noksanlığından ve etkili lidersizlikten dolayı yok oluyorlar.  Bana öyle geliyor ki saydığım bu kriterlerin ya hepsi yada bir kısmı eksik uygulandığından dolayı o dernekler yok oldular, yok oluyorlar.

Bildiğiniz gibi derneklerin, toplumların başarılı olması, Vizyon yada görüş sahibi olan liderlerinin başarısı ile başlar  başkaları ile devam ederBaşarılı liderin de olumlu düşünceyi uygulaması, görüş sahibi olması, derneğine hedefler belirlemeyi bilmesi gerekir.  Bunlara ek olarak liderin, insan ilişkilerine değer vermesi, etrafıyla iletişimi geliştirmesi, motivasyona iyice inanması ve etkin bir lider olması da derneğine başarıyı getiren etmenlerdir.

Çok insan başarısızlıklarında suçu başkalarında arar.  Bazı insanlar da başarılarını, tamamen başkalarına borçlu olduğunu düşünür,  Her ikisi de eksik ve yanlış düşünce.  Önce başarının ne olduğunu düşünelim.  Başarı, önceden belirlenmiş bir hedefe çeşitli aşamalardan geçerek ulaşmak ve o hedefi gerçekleştirmektir.  Doğru olan da, başarının insanın kendisiyle başladığıdır.  Başarı sizinle başlar ve başkaları ile devameder.  Başarılı olmak için önce hedefiniz olacak.  Hedefiniz yoksa kimse size yardım edemez.   Başkalarının size yardımcı olmaya çalışması tamamen sizin tutumunuza bağlıdır.  İnsan ne ekerse onu biçer.  Eğer olumlu bir kişi iseniz, siz de, derneğiniz de,  başarılı olmaya en büyük namzetsiniz

 Kendisi ile barışık olmayan bir liderin takındığı olumsuz tavır da mutlaka başarısızlık getirir.  Olumlu düşünen lider etrafına mutluluk, güven ve amaç saçar.  İnsanlara güven verir, pireyi deve yapmaz, tepki değil etki üretir, alıcı değil verici olur.  Eleştiriden, risk almaktan, yenilgiden korkmaz; umutlu ve inançlı olur.  O nedenle de kendini başarıya giden yolun üstünde bulur. 

Başarılı liderler organizasyonlarına hedef  belirlerler.  Hedefler başarıya giden yollardaki kilometre taşlarıdır, o nedenle çok önemlidir.  Eğer hedefiniz yoksa yaşamdan zevk almazsınız, hevesiniz azalır, moraliniz bozulur ve pes edersiniz.   Hedefin gücünü asla küçümsememek gerekir.  Hedefin gerçekleşmesi için fırsat kollamak gerekir.  Unutmayın firsatlar hiç bir zaman onları bekleyene gitmez.  Saldırmayı göze alanlar tarafından yakalanır. O nedenle hedef belirleyip geleceğimizin yolunu çizmemiz gerekir.  Nereye gittiğini bilen adama da herkes yardım eder.

Bir örgütün başarılı olabilmesi için liderinin görüş sahibi olması, başarısızlığın  hakkından gelmeyi bilmesi, çok çalışması, ve zamanı iyi yönetmeyi bilmesi önemlidir.  Başarılı liderler reaktif olmayıp proaktif olanlardır.  Proaktif liderler her şeyi önceden planlayarak hareket eden atılgan tiplerdir.  Her şey olup bittikten sonra reaksiyon göstermenin bir anlamı yoktur.

Theodor Roosvelt,“Başarı formülünün tek bileşeni insanlarla iyi geçinmeyi bilmektir“ diyor. Gerçekten de işlerinden atılan üç kişiden ikisi mutlaka diğerleri ile iyi geçinemedikleri için işlerinden atılmışlardır.  Diğerleri ile ilişkilerinizi nasıl yürüteceğinizi biliyorsanız, hangi işte olursanız olun, başarıya giden yolun %80 ini katetmişsinizdir demektir.  Unutmayın ilişkilerimiz bizi rezil de eder vezir de. O halde başarılı olmak istiyorsak mutlaka insanlarla iyi geçinmeyi öğrenmeliyiz. 

Vasat bir yöneticinin, çalışma gücünün dörtte üçünü, üzerinde uğraşarak geçirdiği şey, insandır… 

Pek çok işte en pahalı kalem insandır…  

Her hangi bir kuruluşun sahip olduğu en değerli ve en büyük kaynak yine insandır… 

Bir liderin bütün tasarılarını gerçekleştiren ya da gerçekleştiremeyen yine insandır..

O nedenle insanlarla iyi ilişkiler kurmakta yararlar vardır.

Başarılı bir lider insanlara çok değer verir.   İnsanlarla iletişim kurar, yüreklerinde taşıdıklsrı hayalleri dinler, onlarla iyi geçinir. Onları eleştirirken bile çok dikkatlidir. Hiç kimse olumsuz eleştiriden hoşlanmaz.  Eleştiriden, kavgadan uzak durmalıyız.  Kavgayı kazansak bile diğer insanla ilişkilerimize zarar vermiş olur sonunda yine biz kaybederiz..  Başarı için insan ilişkileri çok önemli bir faktördür.  İnsanlarla iyi geçinebilmek için onlarla olumlu insan ilişkileri geliştirmeliyiz.  O nedenle insanların değerini küçümsememeli, onlardan çıkar sağlamamalı, onlara çok önem vermeli, ve onlar hakkında çok şeyler bilmeliyiz.  İnsanlar ne kadar bildiğinize önem vermez ta ki sizin onlara ne kadar önem verdiğinizi bilene dek.  Napolyon Bonapart ordusundaki her subayı ismiyle bilirdi; onlara çok ilgili görünürdü; o nedenle de çok sevilirdi.  Liderini seven ordu da o liderin isteklerini yerine getirmek için canını verir.

İnsanlar hünerlerini göstermeye bayılan duygusal yaratıklardır.  O nedenle insanların hislerini dikkate almalı, onlardan bize öğüt vermelerini istemeli ve onlara yardım edebilmek için tetikte olmalıyız.  İnsanların mantıklarına baş vurmak yerine duygularına hitabederek onları daha başarılı yönetebilirsiniz. İnsanlar doğal olarak kendilerine yardım edene bağlanırlar.  O nedenle onlarayapacağınız en küçük bir yardımla onları kendinize bağlamış olursunuz.  Güvenilir ve tutarlı da olursanız, insanlarla hem dostluğunuz güçlenir hem de is ilişkileriniz.

Herkese ve her seye karşı olumsuz davranırsanız, her fırsatta insanları eleştirirseniz, hele bu eleştirileriniz yıkıcı olursa vay halinize.  Zira karşı taraf da boş durmaz ve “Ben sana gösteririm” dercesine hareket etmeye başlarsa işte o zaman kavga başlar.  O kavgayı kazansanız da kaybetseniz de gene zararlı siz olursunuz.  O halde en iyisi kazanmak olduğuna göre insanlarla iyi geçinmenin yollarını arayacaksınız.

İnsanlarla iyi geçinmek için onlarla konuşun, onlarla iletişim kurun, nasıl düşündüklerini öğrenin, onları çok iyi dinleyin.  İletişim becerilerinizi geliştirmek için öncelikle, konuşmayı kesin.  Sürekli konuşursanız dinleyemezsiniz. 

Karşınızdakinin ne söyleyeceğini bilseniz bile onun sözünü kesmeyin. Karşınızdakinin kendini önemli hissetmesini sağlayın.  Sabırlı olun.  Sabrıııız ona duyduğunuz saygının bir ifadesidir. Her zaman insanları eleştiri ile yıkmak yerine onları güçlendirmek için elinizden geleni yapın.

Liderler her zaman büyük grupları yönetmez.  Bazen de küçük grupları yönetir.  Küçük gruplardaki iletişim birebir iletişim üzerine kurulur.  Küçük grup toplantıları herkesin konuştuğu , bazılarının dinlemediği ve çoğunun tartıştığı bir yer olabilir.  Bu durumlarda liderin her insanı iyi tanıması gerekir.  Zira her insan farklı bir kişiliğe sahiptir. 

İşte size sorunlu bazı kişilik tipleri:

1)  Hevesliler:  Bunlar hemen harekete geçen tiplerdir.  Her fırsatta bir fikirle ilk olarak onlar ortaya çıkar.

2)Yerinden oynatılamayan cisimler: Bunlar da tüm fikir ve tavsiyelere direnen inatçı kişilerdir.

3) Çürütmeciler: Çürütmeciler kendilerini, ortaya konan her fikrin, en kötü yönlerini ortaya koymaya mecbur hisseder ve başka bir alternatif sunmazlar.

4) Ayırt etmeden kabul edenler:  Bunlar her şeyi hemen kabul eden sevimli tiplerdir.

5) Ayırt etmeden karşı çıkanlar:  Bunlar da zıt olmaktan hoşlanan veya kişisel sorunları olan mücadeleci tiplerdir.

6)  Konuşmayan konuşmacılar:  Bunlar iyi fikirleri olan ama düşündüklerini ifade etmekte zorluk çeken tiplerdir.

7) Kenar konuşmacıları: Bunlar toplantı sırasında sürekli başkasıyle konuşur, kouşmacının dikkatini dağıtır ve şaşırtır.

8) Gezinenler:  Gezinenler, esas konunun dışındaki her konuda kendi fikrini söylemekten hoşlanan tiplerdir.

9) Suskunlar:  Konuşmazlar.  Nedenleri de: Korkaklık, güvensizlik, üstünlük, ilgisizlik, can sıkıntısı v.s.

10) Dikkatsizler: Bunlar da cismen orada oldukları halde zihnen orada olmayanlardır.

11) Sıkıntı verenler: Bunlar ufak bir uyuşmazlığa yada mantıklı bir şikayete bağırarak cevap veren sıkıntılı tiplerdir.

Problem olan bu kişilikleri olumlu tarzda ele almayı öğrendiğinizde gruptaki herkesle çalışmanız kolaylaşır ve onlara liderlik yapabilirsiniz.

O nedenle insanlarınızı iyi tanıyın.  Onları eğitin, onlara sorumluluk vererek geliştirin ve güçlendirin.  O zaman onları motive etme ve onlara, sizinle beraber yürümelerinde, liderlik etme hususunda iyi bir konumda olursunuz.  İnsanları motive edemezseniz onlara liderlik yapamazsınız.  Liderlik yapamayınca da, gerçekleştirmek istediğiniz her şeyi kendiniz yapmak zorunda kalırsımız ki  o da oldukca kısır bir durum olur ve başarı zorlaşır.

İletişim kurmayı öğrenmek zaman alan bir iştir.  Fazla tecrübeniz yoksa başlangıçta zor gelebilir.  Hatalar yapılabilir.  Özür dilemeye hazırlıklı olun.  Unutmayın; özür dilemek karşınızdakinin silahını elinden almaktır.  

İletişimi iyice öğrendikten sonra sizi yepyeni bir dünya bekleyecektir.  O zaman başkalarını motive etme ve onlara sizinle beraber yürümelerinde liderlik etme hususunda çok iyi bir durumda olacaksınız.

Motivasyonu ve liderliği biraz irdelemede yarar var saniyorum. Dünyayı yerinden oynatan üç şey vardır.  Bunlar fikirler, fikirleri insanlara beğendirmek ve o fikirleri uygulamaya koymak yani harekete geçirmektir.  Bir insanı motive etmek de, onu harekete geçiren, içindeki bir şeyle bağlantı sağlamaktır.  Başarı için motivasyona inanmak, insanları motive etmek ve onları harekete geçirmek şarttır.  Başkalarını motive etmek için önce kendimizi motive etmemiz gerekir.  Kendisi ilham duymayan bir kişi başkasına ilham veremez.  Önce kendi gitmeye karar vermemiş bir insanı kimse takip etmez.  İnsanları harekete geçirmek için kullandığınız yaklaşım ne olursa olsun yapacagınız en önemli şey onlara örnek olmaktır.  İnsanlar sizin ayak izlerinizi, tavsiyelerinizden daha çabuk takip ederler.  Bir liderin örnek olarak kullandığı sözsüz mesaj, tüm motivasyon araçlarının en güçlüsüdür.  Sözsüz mesajın dışında insanları başka türlü de motive edebilirsiniz.  Örneğin yaptıkları işin kendisine ve çevresine ne kadar yararlar sağlayabileceğinin üzerinde durabilirsiniz. 

İnsanları motive etmek için onların duygularına seslenin.  Duygusal bir yaklaşım insanları çabuklukla ve coşkuyla harekete geçirebilir.   Espri, aşk, nefret, öfke, sevgi, vatan, millet v.b.nin tümü etkili bir biçimde kullanılabilir.

İnsanların ihtiyaçlarına hitabedin.  İnsan talepleri olan yaratıktır.  İhtiyaçlarından birisi karşılanır karşılanmaz, onun yerine bir başkası belirir.  Bu bitmeyen bir süreçtir.  Bu ihtiyaçlar; güvenlik ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, farkedilme ihtiyacı, yenilikleri deneme ihtiyacı gibi gruplara ayrılabilir.

İnsanların yeteneklerine hitabedin.  İnsanlar uzman olmaya bayılır.  Örneğin birisine, ‘sizin bunu yapmanızı istiyoruz, çünkü bunu sizden iyi yapacak adam yok’ dediğinizde o kişiyi kazanabilirsiniz.

İnsanların sadakatlarına hitabediniz.  İnsanların pek çoğu, ülkelerine, ilkelerine, toplumlarına, ailelerine sadık kalır ve sadık oldukları bu şeylere de yardım etmeyi ve onları savunmayı severler.  Bu da onların hareketlenmesini sağlar.

Onların inançlarına hitabedin.  En uzun süre kaybolmayan hitaplar insanların inançlarına yapılan seslenişlerdir.  Bunlar dini inanç, sınıf, kültür, sosyoekonomik grup, aile ve benzeri olabilir.    

Bütün basarılı insanlar motivasyona sahiptir.  Başarılı liderlerin de başka bir yeteneği vardır.   Onlar görüşlerini yalnız kendi yaptıkları ile değil, başkalarının da katkıları ile gerçeklestirir, çünkü insanları anlamakta ve onların nasıl motive olacaklarını bilmektedirler.

Liderlik de en geniş anlamda vizyonu yani görüşü gerçeğe dönüştürme yeteneğidir.  Lider de görüşünü sadece kendi gayretleriyle değil, başkalarının da gayretlerini ekleyerek gerçekleştiren kişidir. Liderlik bir bakıma etkidir.  O nedenle her şey liderlikle yükselir ya da ona bağlı olarak düşer. Liderlik otorite kullanmak değil insanları güçlendirmektir.  En iyi liderler, sürekli büyüyen, esneyen ve öğrenen kişilerdir.  Kişisel nitelikleri iyi olan güvenilir kişiler daha iyi liderlerdir.  Liderler insanları gitmek istedikleri yere götürür ama büyük liderler insanları gitmeleri gereken yerlere götürür.  Liderliğin temelleri değişmez ama tarzları değişir.

İşte size sık sık görülen liderlik tipleri:

Baskıcı lider:

1)  Bazı liderler baskıcı olurlar ve bütün dikkatlerini işleri halletme üzerinde toplarlar  ve bunları emirlerle gerçekleştirirler. Bu tip liderlik sevilmez  ve benimsenmez; tavsiye de edilmez.  Ancak kriz anlarında bu tip liderlik gereklidir.  Askeriye bu tip liderlik kullanır; özellile de savaşta.

2) Anlaşmacı lider:

Bazi liderler anlaşmacı olurlar.  Tarzları kaybedici değil, diğerlerinin de kazanmasına yardımcı olan bir galibin tarzıdır. Başarılı bir anlaşmacı lider, herkesin kazançlı çıkacağı bir durum oluşturmayı ister.  Kazançlı olmasını istediği taraflar da; organizasyon, takipşçileri ve kendisidir.

3) İkna edici lider:

Bazen bir lider kendisini, organizasyon ve takipçileri için, en iyi olanı bildiği, ancak onların bu inancı henüz paylaşmadığı bir durumda bulabilir.  Böyle durumlarda ikna edici bir lider, takipçilerine sözlü hitaplarda bulunarak onları ikna etmeye çalışır. İkna edici liderler için temel noktalar, görüs, iletisim ve motivasyondur. İkna edici bir lider olarak görüsünüzü diğerlerine iletebiliyorsanız ve onları harekete geçirmek üzere motive edebiliyorsanız başarıya ulaşabilirsiniz.

4) Örnek olan lider:

Bazi liderler örnek olan liderlerdir.  Örnek olmak insanlar üzerinde muazzam etkilidir.  Örnek olan bir liderin sadik takipçileri çoktur. 

5) Güç verici lider:

Liderliğin en yüksek biçimi güç verici olanıdır.  Bu tip liderler kendilerinden daha büyük görüşe sahiptirler, insanlara inanirlar, onlari geliştirirler, kendileri ile barışıktırlar, bir hizmetkar yüreğine sahiptirler ve çok basarılıdılar.   Etrafındaki insanlar onun başarılarını paylaşırlar.  Ama bu tip liderler, takipçilere bağımlı hale gelebilirler.

Etkili liderler:

Etkili liderler, liderlik türlerinin tümünü bazı zamanlarda kullanırlar ancak en büyük liderler güçlendirmeyi hedef olarak seçerler.  Kaynaklarını, güçlerini ve nihayet başarılarını  insanlarla paylaşırlar.

Başarısız toplumların ya da derneklerin küçülmesi ya da yok olması büyük bir olasılıkla motivasyon eksikliginden ya da etkili ve güçlendirici lider eksikliğinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.   

Teşekkür ederim.

3. - Konferans Konusu: Atatürk’ün Liderlik Sırları

3.1- Konuşmacının kısa özgeçmişi: Eren Tiryaki  HE-ADD Genel Sekretär

Sayın Mehmet Seckin 1957 yılında Kayseri ili Sarıoğlan İlçesi Burunören Köyü’nde doğdu. 1969 yılında Orta Okulu, 1972 yılında Orta Okulu, 1975 yılında Liseyi, 1980 yılında Kara Harp Okulu’nu bitirdi. 1994 yılında girdiği Kara Harp Akademisi’nden 1996 yılında Jandarma Kurmay Binbaşı olarak mezun oldu.  Jandarmanın çeşitli kademelerinde Takım, Bölük, Tabur ve Alay Komutanlığı ile Şube Müdürlüğü ve Kurmay Başkanlığı yapan Emekli Jandarma Kurmay Albay Mehmet Seçkin, Fransızca bilmekte olup, evli ve iki çocuk babasıdır ve Çankaya/Ankara’da yaşamaktadır. Askeri alandaki başarılı kariyeri yanında yazarlığı ile de öne çıkmıştır.

Yayınlanan kitaplarının arasında
"Atatürkçüler Neleri Bilmeli?"
"Atatürk'ün Liderlik Sırları"
"Nutuk / Kurtuluş ve Kuruluşun Temel Kitabı"
"Çağın Ozanı Turani Baba"

adlı değerli çalışmaları bulunmaktadır.

3.2- Konferans: Mehmet Seçkin  E.Jandarma Kurmay Albay

Sayın Başkan,sayın dinleyiciler hepinizi saygı ile selamlarım.  

Atatürk’ün Liderlik Sırları’ni anlatmaya başlamadan önce O’nun kısaca bütün yaşamını gözönüne getirmeliyiz. Hep yenmiş hiç yenilmemeiş bir komutan, Çanakkale, Sakarya, Büyük Taarruz anlatılmadan M.K.Atatürk anlatılamaz.

Atatürk kendi ulusunu çöküntü ve yok olmaktan kurtaran insan olmaktan başka, insanlık ideali için de insanlara barış, güvenlik, özgürlük ve bağımsızlık ilkeleri ile hedef göstermiş “uluslararası önemli” bir liderdir.

Bugün insanlık nasıl ABD’ ni Washington, Kuba’yı Castro, Çin Cumhuriyeti’ni Mao, Kıbrıs’ı R.Denktaş la birleştirerek düşünüyorsa Türkiye Cumhuriyeti’ni de M.K.Atatürk’süz düşnünmek mümkün değildir.

Halbuki yaşadığımız günlerde ülkesinde ona hep saldırı var. Zira birçok saldıranlar bilmiyerek veya bilmek istemiyerek kendi zamanımızın imkanları içinden karşılaştırmalar yaparak da O’na saldırıyorlar. Ülkeyi kurtarmaya başladıği zamanların şartları göz önüne getirilirse; birçok savaşlardan kayıplar vererek çıkmış yoksul, eğitimsiz bırakılmış bir halk, yol yok, elektrik yok, otomobil, tank, uçak yok...

Atatürk’ün hayatını üç devreye ayırarak incelemek doğru olur.

1881-1905:  24 yıl, Çocukluk ve öğrenim yılları

1905-1922:  12 yıl, bizzat savaş yılları

1922-1938:  Devlet adamı ve politikacı yılları

1981-1905 Dönemi:

1881 de doğan Mustafa Kemal’in Babası Aydın- Söke tarafından olup, Annesi Konya- Karaman tarafından Oğuz Türkmenleri’ndendir.

1905-1922 Dönemi:

1905 den sonra kesintisiz harpler başladığı için Harb Okulunu kesintisiz bitiren de yok.

M.K.Atatürk ilkönce Şam’daki 5 ci Ordu’ya gönderiliyor. O tarihlerde milliyetci akımlar başlamış vaziyette, fakat kimse “ben Türk’üm “diyemiyor. “Türküm” diyememenin nelere malolduğunu gördük. Osmanli devletinin o sıralardaki Paşaları yeteneklerine göre değil Padişah’a yakınlıklarına göre seçilirlerdi. Orduya siyaset karışmıştı. Kaybedilen savaşlar, örneğin Çatalca önlerine kadar uğranılan mağlubiyetler bu durumun neticeleriydi.

Atatürk’ün dikkat ederseniz her konuşmasında hemen biçok cümlesinde Türk kelimesi vardır, O bunu Türk olmanın önemine ihtiyaç olduğunu bilerek, bilinçli olarak kullandı.

Atatürk motive ettiği mağlubiyetlerle tükenmiş, demoralize olmuş ordu birlikleriyle, çağının “Altın Kuşak”subaylarıyla başarılar yarattı.

20.01.1915 de O’nu yeni kurulan 19 cu Tümen’in komutanı yaptılar.Çatalca’daydı, 18 mayıs 1915 de Ingiliz –Fransız donanmalarıyla savaş başladı, düşman karaya çıkarma yapacaktı. 19 cu Tümen General Liman von Sanders kumandası altındaydı. Düşmanın çıkarma yapması Genel Karargah’ça muhtemel görünen yerlere Türk Ordusu birlikleri yerleştirilmiş, diğer yerler karakol seviyesinde çok küçük birliklerin korumasına bırakılmıştı. Arıburnu zayıf bırakılan yerlerdendi. Işgal kuvvetleri o zayıf noktada çıkarmayı yaptılar. M.K Atatürk bu zayıf noktayı önceden düşünmüştü, emir almadan birliklerini oraya savaş alanına sürdü. O ana kadar işgal kuvvetleri zorlukla karşılaşmadan ilerlemekteydiler. Bir an geldi ki mevziler arasi mesafe 8 metreye indi. Iki mermi çekirdeğinin karşılaştığı tek savaş Çanakkale savaşıdır. Orada düşman durduruldu. Bu ilk başarı başkenti fethedilmekten kurtardı. Başarısı nedeniyle 8.ağustos 1915 de Atatürk’e  Anafartalar Grup komutanlıği 3.cü Kolordu kumandanlığı görevi verilir, rütbesi henüz yarbaydır.

Çanakkale savaşlarına 350 bin kadar Türk askeri katıldı, 57 bin Şehit savaş alanında (ayrica hastahanede Şehit olanlar 21500, toplam Şehit sayisı  76625) verdik, düşman ölüleri daha fazla sayıdaydı. Bir Tümen komutanın bir savaşın kaderini değiştirmesi tarihte az görülen bir olaydır.. Savaşan Anzak birliklerinin kumandanı Mustafa Kemal’in öngörü, sevk ve idaredeki liderlik özelliğini ilk tasdik edenlerdendir.

Değerli konutlar,  Çanakkale savaşı başarısı O’nu yanlız bütün dünyaya değil, Anadolu’ya da tanıttı ve O’nu milli mücadele lideri yaptı.  Çanakkale savaşından sonra Bitlis, Diyarbakır, Halep, Kerkük kesimlerindeki 7 ci Ordu komutanı olarak savaştı.

Istanbul hükümeti Birinci Dünya harbinden yenilmiş ülkeler safında  “harbi kaybetmiş ülke” sayılarak çıkınca, galip devletlerle Savaşkes anlaşması yaptı (30.10.1918 Mondros Anlaşması). Bu anlaşmadan sonra (13.11.1918 de) işgal kuvvetlerinin Istanbul’a savaşmadan girmesine müsaade etti. Bu anlaşma neticesinde Türk Ordularınin dağıtılması silahlarını teslimi gerekiyordu. Atatürk durumun gelişini önceden görerek tedbir almış, silah ve cephanenin  bir kısmını belirli yerlerde saklatmış veya savaşabilecek halka dağıtmıştı.

 

1919-1922 Dönemi:

Atatürk Karadeniz kesiminde çıkan işyanları incelemek göreviyle Samsun’a gönderiliyor. Merzifon Samsun arasında Rum’lar Ingiliz teşviki ile azmış katliam yapmaktalar. Tabii habarler “Türkler bizi öldürüyor” şeklinde dışarıya iletilmekte. O kesimde onlara karşı savas veren gurup Topal-Osman çeteleridir.

Ülkenin Genel durumu: Halk savaşmaktan bıkmış, vaziyette. Ordular dağıtılmış, silahlar toplatılmış, Adana-Antep Maraş işgal edilmiş, 15 mayıs 1918 de Yunan Ordusu İzmir’e çıkmış, doğuda Ermenilere karşı savaşmış 15 Kolordu General Kazım Karabekir idaresinde 50 bin kişilik bir kuvvet olarak kalmış. Yer yer düşmana karşı savaşan çeteler var, Fakat bunlar düzenli, koordine edilmiş hareketler değil. Halkın savunma azmi de kalmamış. Işte bu durumda yeni bir düzen kurabilmek, umudu bitmiş halkı bağımsızlık savaşına hazırlamak ve başlatmak nadir bir liderliktir.

Mustafa Kemal Samsun’dan sonra Amasya’da Amasya Bildirisini dikte ettirip yakın Silah arkadaslarının onayını da alarak telgraflatüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla ulaştırttı. Bu Bildirgenin en önemli cümlesi  “Milletin bağimsızlıgını yine milletin azim ve kararı kurtaracktır” sözleridir ki onda ilk defa Ulusal Egemenlikten bahsedilmiştir.

Atatürk Erzurum Kongresi’ne kadar rütbeli idi. Amasya Bildirisinden sonra Istanbul Hükümeti General Kazım Karabekir’e Atatürk’ün tutuklanmasını emretmişti. Eğer Kazım Paşa O’nu tutuklasaydı, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti mevcut olamazdı.

Bu sürelerde Mustafa Kemal askeri görevleri Ali Fuat Cebesoy (Batı cephesi) Ismet Inönü ve diger Silah arkadaşlarına vererek olayları cephe gerisinden izleyen, kurtuluş savaşı ve sonrasının fikir ve düşüncelerini yani logistiğini hazırlayan, önemli kararları veren bir pozisyona geçmişti. 23 nisan 1920 de ilk Ulusal Meclis kurulduğunda hazinede hemen hemen hiç para yoktu.  Bazı milletvekilleri durumun ümitsizliğinden endişeye düşüp memleketlerine dönmek istediler. Mustafa Kemal ise Meclis’e dayanmanın önemini bildiği için kürsüye gelir ve  “.memleketlerinize dönmenize karşı değilim, istiyen bu görevi terkedebilir, ben özgürlüğümüz için tek başıma bir elimde silah, bir elimde mukaddes bayrak Elma Dağına çıkıp orada vatanımız için şehit oluncaya kadar savaşacağım..” şeklinde ateşli bir konuşma yapar.  Bu konuşma soncu milletvekilleri onunla birlikte mücadele etmeye karar verirler.

Organize Kurtuluş savaşı 1921 ocak ayı başlarinda Yunan ordularının batıdaki Ankara hükümeti yönetimindeki birliklerin önceleri düşmana karşı başarı ile savaşan fakat sonra Ankara hükümetinin idaresine girmeyip düşman safına geçen Çerkez Ethem çeteleri ile uğraşmasından faydalanıp Eskişehir- İnönü mevzilerimize saldırısıyla başladı. (1 ci Inönü savaşı). Sonunda Yunan birlikleri Bursa Uşak bölgesine çekildiler,  fakat Türk kuvvetlerinin güçlenmesine imkan vermemek ve onları imha etmek için mart ayı sonunda Inönü mevzilerine tekrar saldırdılar.  Bu 2.ci Inönü savaşı sonucunda da Yunan birlikleri Türk birliklerinin devamlı karşı saldırıları karşısında  geri çekilip Dumlupınar mevzilerindeki pozisyonlarını sağlamlaştırdılar.

Ikinci . İnönü Savaşından sonra, Güney ve Batı cepheleri birleştirilmişti. Böylece Batı Cephesinde daha fazla kuvvet toplamak imkanı sağlanmıştı. (10 temmuz 1921) de Yunanlilar iki ayri cepheden taarruza geçerek Türk Ordusunu yok etmek istediler. Desteklenmiş kuvvetleriyle güçlü bir şekilde ilerlemeyi başardılar. Türk Ordusu, zor durumdan kendisini kurtarmak amacıyla Eskişehir'e kadar çekildi. Mustafa Kemal (18 Temmuz 1921) de Batı Cephesi karargahına geldi ve durumu yakından görüp inceledi. Ordunun düzenlenip kuvvetlendirilmesi için, Sakarya'nın doğusuna kadar çekilmesini gerekli gördü. (25.07.1921).Bunun üzerine, Türk Ordusu, savunma yapmak amacıyla Sakarya'nın doğusuna çekildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi birliklerinin Sakarya'nın doğusuna çekilmesi kararı askeri bakımdan doğru bir karardı. Böylece, Türk kuvvetlerinin Sakarya'nın doğusunda yeniden düzenlenerek savunma gücü artırımak için zaman kazanılmıştı. Yunanlılar için ise ikmal imkanları artan mesafe nedeniyle zorlaştırılmış oluyordu. Bu geri çekiliş büyük bir toprak parçasını Yunanlara terketmek demekti. 40 bin Şehit verilmişti birlikler geri çekilirken. Kendisi bu karar için der ki” .. sorumluluk ölümden ağardır.” 

Ancak Sakarya gerisine çekilme, halkta ve millet meclisinde bir güvensizlik,huzursuzluk yaratmıştı, Mustafa Kemal Paşa'nın karşıtları „… millet nereye götürülüyor? Bu hareketin elbette bir sorumlusu vardır, o nerededir? Gibi sözlerle ümitsizliklerini dile getirdiler ve sonunda „yenilmemiş komutan Mustafa Kemal Paşanın ordunun başına getirilmesi görüşü yayıldı. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921'de Büyük Millet Meclisi'ne verdiği bir önerge ile Başkumandanlığı kabul ettiğini bildirdi ve ancak Meclis'in elindeki yetkileri de fiilen kullanmayı talep etti. Bu önerge üzerine Mustafa Kemal Paşa'nın muhalifleri, kendisine Başkomutan ünvanını ve Meclis'in yetkilerini kullanmak hakkını önce vermek istemedilerse de,ünvan ve yetki, 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla tanındı.

23 Ağustos'ta düşman ordusu ciddi olarak cephemize taarruz etti. Bu savaş 23 Ağustos'tan 13 Eylül'e kadar 22 gün 22 gece kanlı bir şekilde sürdü. Ordumuzla. 100 kilometrelik cephe üzerinde cereyan eden meydan muharebesinde, düşmanın üstün kuvvetleri yıpratıldı, ve düşman taarruz gücü kırılarak, yenilmiş bir şekilde cepheyi terketti. Sakarya Zaferi, bütün memlekette sevinçle kutlandı. Meclis, (19 Eylül 1921'de kabul edilen bir kanunla, Türk Milletinin bir şükranı olarak) Mustafa Kemal Paşa'ya Mareşallık rütbesi ve Gazilik ünvanını verdi.

Sakarya Zaferi, dış ilişkilerimizde durumumuzun düzeltilmesine ve itibarımızın artmasına yardımcı oldu. 20 ekim 1921 de Fransa hükümeti temsilcisi ile sürdürülen Ankara Uyuşması ile Güney cephesindeki savaşlara son verildi

Bu arada büyük taarruz hazırlıkları yönünde Fransız ve Italyanlardan bazı araç ve silahlar satın alındı, Ruslar’dan para ve silah yardımı temin edildi.

22 ağustos 1922 de Mareşal Mustafa Kemal yönetiminde büyük taarruz “Başkumandanlık meydan muharebesi” başlatıldı. Türk birlikleri savaşarak 9 eylül 1922 de Izmir’e girerek düşman işgalini bitirdi. Ölen düşman sayısı 140 bin, esir 66 bin.

Ingiliz parlementosunda başbakan Lloyd George’dan yenilgilerin hesabını vermesi istendi. L.George’nin yanıtı şu sözlerle oldu: “Arkadaşlar, asırlar pek az dahi yetiştirir, talihsizliğimize bakın ki bu dahi Türkiye’den yetişti”.

11.10.1922 Mudanya Anlaşması ile savaş bitirildi. 24 temmuz 1923 de dünyada en uzun zamandır yürürlükte olan tek Anlaşma “Lozan Anlaşması” imzalandı.

Ingiliz jurnalist ve yazar Lord Kinross’un Atatürk üzerine yazılmış iki kitabı vardır.Yazar 600 sayfayi bulan eserinde şu belirtmeyi yapmıştır:   "Atatürk hiçbir zaman kendisini düşünmedi, O kendi varlığını ve hayatını vatanına ve ulusuna adadı “.

Atatürk’ün esaret altındaki milletini kurtarışı, doğuyu ve batıyı etkiledi. O halkını ikinci dünya harbinin diktatörleri gibi esarete düşürmedi.

UNESCO Genel Konferansı 27 Kasım 1978 Tarihli UNESCO Genel Kurulu’nun kararında: (Uluslararası anlayış işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla) Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümü’nde, 1981 yılında anılması için Türk hükümeti ile işbirliği yapılmasını kararlaştırdı. 

Mustafa Kemal yurt gezisine çıkar, halkla konuşur ,danışır, halkın nabzını tutar ondan sonra devrimlerini yapardı. Zamanlamayı iyi seçer uygulamayı disiplin içinde gerçekleştirirdi.“.ben düşündüklerimi halkimin huzurunda söylemeliyim.“ derdi. O bütün zaferlerini, devrimleri, kendisinin başarılarını milletine maleden, belki „ben“ demiyen tek insandı.

Devrimler:

Türk ulusunun bir daha esarete düşmemesi ve başarılı, onurlu ve mutlulu yaşıyan bir toplum olabilmesi için Mustafa Kemal Atatürk devrinde birçok devrimler yapıldı. Bunların en önemlilerinden birkaç tanesi:

Türk Milletini yöneten devletin yönetim şekli Cumhuriyet yapıldı

Saltanat ve Hilafet kaldırıldı

Sanayi tesisleri, Bankalar kuruldu (Iş Bankasi, Merkez Bankası ...)

Tıp eğitimi geliştirilmesine Devlet hastahaneleri açılmasına hız verildi, genel anlamda Sağlık hizmetleri geliştirildi

Bayındırlık hizmetleri (Demiryolları, Yabancılara tanınmış Kabotaj hakkının geri alınması,Türk Hava Kurumunun kurulması)

Tarımda reform (ürün vergisinin kaldırılması, kooperatifler,.v.b....)

Türk Dil Kurumu’nun kuruluşu

Tekkelerin kapatılması,

Mahalle mektepleri, medreselerin kaldırılması, ögretimin birleştirilmesi.

Medeni Kanunu ile kadin erkek eşitliğinin getirilmesi,

Takvim saat, diğer ölçü birimlerinde uygar ülkelere uyum sağlanması, hafta tatilinin cumadan pazara alınarak ması, kısacası çağdaşlaşmak

Şapka, kıyafet devrimi

Harf devrimi

Soyadı yasası

Laikliğin Anayasa’ya alınması

Bütün bu devrimler 15 yılda yapıldı. Avrupada 300 yılda yapılan, kanlı mücadelelerle getirilen reformlar bir damla kan akıtılmadan 15 yila sığdırıldı. Türkiye komşuları ile sıfır sorunu olan ülke yapıldı. Osmanlı borçlarını da ödemesine rağmen bütçesinde açık vermiyen ülke olarak dolar karşısında Türk lirası 25% değer artışı kazandı.

Hala sata sata bitiremediklerimiz bu Atatürk devrinin kazanımların bir kısmıdır.

Karaciğer ve böbreklerinden hasta olan, ömrünü ülkesine ve halkina hizmete adamış insanlik aleminin büyük insan lideri 1938 de aramizdan ayrıldı.

“..Bilinmelidir,ki horlanan, ezilen uluslar bir gün gelecek ki ezecektir... ”diyen bu kişiye Lider denmez de ne denir...

                                                                                              ****

Gönül ister ki Atatürk’ün fikirleri şimdiki ve gelecek nesillerin beyinlerinde ve kalplerinde sonsuza kadar anlamını kaybetmeden yaşasın.

 

Sorular ve yanıtlarından özetler:  

-Kadın hakları, harf devrimi? Inşallah değiştirerek unutturma işlemleri bir gün Anıt Kabiri de gül bahçesine çevirttirmez.  Hatay için nasıl bir anlaşma oldu?

- Yabancılar tarafından çıkarılan fes ve peçe sonra bize giydirilmiştir..Türk medeni kanunu Isviçre medeni kanunundan alındı, fakat Atatürk’ün Türk kadınına tanıdığı milletvekili seçme ve seçilme hakkını Isviçre kadını çok daha sonra elde edebildi.

Hatay için söylenebilecek; Mustafa Kemal 7.ci ordu komutanıyken Hatay’a yabancıları sokmadı, Yıldırım Ordularına Padişah tarafından geri çekilme ve silah bırakma emri gelince Ingiliz ve Fransızlar orayı kontrole aldılar.Suriye Fransa tarafından işgal edildi. Hatay 1921 Ankara Uzlaşmasıyla önce Fransız idaresinde kalmıştı. Atatürk Mersin ve Adana gezisinde Hatay’in asırlardır bir Türk yurdu olduğunu yabancılara birakılamıyacağını belirtmişti.Mersin’de son defa hasta halde orduyu teftiş gezisinde .” orayı gerekirse savaşla alırız.” demişti. Hatay için önce  Türkiye Cumhuriyeti’nin Milletler Cemiyeti girişimleriyle Fransizlarla birlikte emniyetinin sağlanması için anlaşılmış,sonra seçimler yapılarak (13 Ağustos 1938 )  çoğunluğu Türklerin olan bağımsız bir idare kurulmuş ve kurulan Meclisin kısa bir süre sonra çoğunluğunun Anavatana katılma isteği ve kararıyla ve bu kararı Türkiye Büyük Millet Meclisinin de onaylamasıyla (30 Haziran 1939) katılım gerçekleşmiştir. (7 temmuz 1939).

-Dersim Isyanı üzerinde bilgi?

-Dersim isyani öncesi 1925 de Şeyh Sait isyanı önemli bir isyandı ve Ingiliz kışkırtmasıyla oluşup bize Musul’u kaybettirdi. Dersim isyani ise az daha Hatay’i kaybettiriyordu. Dersim isyanı birkaş ağanın çalışmadan vergi vermeden yaşamak için aşiretlere çıkarttırdıkları bir isyandı.  Alevi veya Kürt isyanı değildir.

-Mustafa Kemal Bigalı köyünden kalkıp Çanakkale savaşına müdahale etti. Kurtuluş savaşında Ingilizler Fransızlar’ la savaş konusunda bugünün sağ ve sol kesimlerindede bir küçümseme var.. Halbuki biz Urfa’da Maraş’da Fransız’lara karşı savaşmadık mı?

-Küçümseyenler bilgi azlığından veya ard niyetli olarak M.K.Atatürk’ü küçültmeye çalışıyorlar.

-Biz tarihimizi bilmiyoruz. Batum’da bir kilisede 1300-1400 yıllarına ait tarihi bilgıler muhafaza edilmiş kaybolmamış görüyorsunuz. Veya batıda bir dükkan görüyorsunuz üzerinde “1440 dan beri..” diye yazıyor. Bizde kayıt diye birşey olmadıği için bize giydiriyorlar. Bir gün gelir Atatürk’ü de unuturuz biz bu gidişle...

- ADD- Başkanı konuşmasında Derneklerin yaşayabilmesi için üyelerinin müşterek hedeflerinin olması ve bu hedef için çalışmaları gerektiğine işaret ederken, Ermenilerin sistemli çalışmaları neticesinde tarihi belgeleri yok sayarak birçok ülke parlementolarını 1915 lerde kendilerine Türkler tarafından soykırımı yapıldığına inandırmayı başardıklarını misal vermişti. Başarıda etkili çalışmanın önemi ve sonuçta bu etkili çalışmaya, karşı tarafın tepki göstermesini örnek göstermişti. Tepki toplumu olmak yerine etki toplumu olmanın daha başarılı ve daha yararlı olacağını vurgulamıştı.

Ermeni iddialarına inanmış görüntüsü vermek isteyen bir dinleyici saygı kurallarının sınırlarını aşan, saldırgan bir yoğunlukla ADD- Başkanının konuşmasındaki bu örneğe itiraz etti. Bir buçuk milyon Ermeninin Türkler tarafindan öldürüldüğünün Orhan Pamuk kitabında da yazılı olduğunu,  bu nedenle ADD Başkanının sözünü geri almasını istedi. Salondaki dinleyicilerden bilgiler yağmaya başladı. Bu bilgiler özetlenirse, Ingiliz,Amerikan, Rus ve hatta Ermeni arşivlerinden çıkarılan vesikalarla ispatlanış olan gerçekler şöyledir:

 a) Ermenilerin kendileri gibi Osmanli vatandaşı olan müslümanlara düşmanlıkları Amerikan misyonerlerinin Anadoluya 1850 lerde gelmesiyle başlatılmış, 19 cu yüzyıl sonlarına doğru Ingiliz ve Rus kışkırtmalarıyala gelişip 1915 e doğru burutal saldılara, savaşlara dönüşmüştür. Neticede savaşlar, Ermeni saldırılari, yokluk ve hastalıklardan  800 bin civarında Türk hayatını kaybetmıştır. Orhan Pamuk romanlarindaki sayılar ve değerlendirmeler bilimsel olmaktan tamamen uzaktır. Zira o tarihlerde Osmanlı sınırları içinde yaşiyan toplam Ermeni sayısı bir buçuk milyonu geçmiyordu.

b) Ermeniler doğuda Rus ordularıyla birleşip asırlarca barış içinde birlikte yaşadıklarıTürklere karşı savaşmış, vahşice sivil halkı kadın,çocuk, yaşlı ayırmadan öldürmüşlerdir.Ancak ondan sonra zamanın Osmanli hükümeti karar alarak doğu illerimizdeki Ermenileri Osmanlı sınırları içinde güneye doğru zorunlu göçe tabi tutmuştur. Bu tehcir sırasında eşkiyaların, çetelerin saldırılari ve hastalıklardan 350 bin kadar Ermeni ölmüştür. Ölen toplam Ermeni sayısı hiçbir zaman 400 bini geçmemiştir. .Ayrıca o zamanki Osmanli Topraklarındaki toplam Ermeni nüfus sadece 1,5 milyon kadarmış. Bu sayı üzerinde bütün tarihi kayıtlar birleşiyor. 1920 lerde Maraş bölgesindeki savaşlarda Fransız uniforması ile savaşan Ermeniler sivil halka karşı Fransızlar’ın dahi itirazını gerektiren vahşi davranışlarda bulunmuşlardır.

 Dinleyiciler ilk ağizda yukarıda yazılanları belgeliyen iki kaynak söylediler:1) Ilk Ermeni başbakanı H.Katchaynouni‘nın 70 sayfalık kitabi ve 2) Dr.Mehmet Perinçek’in Moskova arşivlerinden çıkardığı tarihi belgeleri içeren kitapları. Daha başka yazar ve araştırmacıların bilimsel eserleri de mevcuttur.

-M.K.Atatürk Cumhuriyeti tehlikede mi, değilmi?

-Tehlike aldı başını gidiyor. AB   “Atatürk’ü, TSK’yı, Istiklal marşı törenlerini, Türküm doğruyum çalışkanım.. andını. unutun”  diyor.. Ekonomi,yargı, polis,TV,Radyo şu anda iktidarın isteği doğrultuda çalışmakta.. 

- Ben kitap yazmaya başladığımda F,Gülen’in laik Cumhuriyeti esir alma faaliyetlerinin başarısı için 25 yıla ihtiyacı vardı. Bu süre için 2010 u hedeflemişti. Gençler maalesef hiç kitap okumuyor. Biz Atatürk’çülüğü Kenan Evren’le kaybettik.

-Türkiye’de takriben 100 bin cami var (okul sayısından fazla), .Almanya’da 200 üzerinde cami ce 2700 civarında cami fonksiyonu gören yer var.

-29 Ekim,30 Ağustos yasaklandı. 23 Nisan da belki yakında camide kutlanır.

Konferansla ilgili derleme*: Mak.Y.Müh. Ural Kabartaş/ 29.01.2012

*devrik yazılar sonradan kitaplardan veya Wikipedia  yazilarindan alinan küçük tamamlayıcı bilgilerdir.

Joomla templates by a4joomla