Tarih ve yer: 22.05.2011, Hotel Marriott, Hamburger Allee2-10, 60486 Frankfurt

Konferans Konusu: Seçim Öncesi Türkiye

1- Program Sunuşu: Dr.Serpil Şen HE-ADD Genel Sekreteri
2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

3- Konuşmacı: Tufan Türenç Gazeteci-Yazar

 1.-Konuşma şehitlerimiz, ve M.K.Atatürk adına yapılan saygı duruşu ile açıldı.

 2-Açış konuşması:

Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

    (original tekst)

Gazeteci yazar Hürriyet gazetesi yazı işleri müdürü sayın Tufan Türenç ve değerli eşi, CDU Hessen milletvekili sayın İsmail Tipi, değerli dernek başkanları, değerli medya mensupları ve değerli konuklar, hepinizi saygı ile selamlıyorum.  Hepiniz bugünkü etkinliğimize hoş geldiniz.

 Bugünkü konuşmacımız Hürriyet gazetesi yazı işleri müdürü sayın Tufan Türenç.  Sayın

Türenç bugün bize seçim öncesi Türkiye'yi,  ve  hem seçim siyasetinin, hem de medyanın arka perdesini anlatacak.  Değerli konuklar, Üç gün önce Atatürkü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramımızı coşkulu bir biçimde kutladık.  Bildiğiniz gibi 19 Mayıs 2011 ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 130. doğum yıldönümüdür. 

Onun, işgal altındaki yurdumuzu kurtarmak üzere, Türk tarihinin en kutsal eylemini başlatmak için Samsun'a çıkışının 92. yıldönümüdür.

Üç gün önce bu olağanüstü  önemli günümüzü, daha doğrusu çifte bayramımızı kutladık.  19 Mayıs Atatürkü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramımız hepimize tekrar kutlu olsun.

 Değerli konuklar,  Size, Atamızın bir özlü sözünü hatırlatmak istiyorum:

'Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz.  Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil; bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.'   

 

Atatürk o günün karanlıkları ve ahlaksızlıkları içinde, vatan aşkıyla yanan ve etrafa ışık yaymaya çalışan gençliği görmüş ve milletinin sonsuz sevgisiyle birleştirerek 19 Mayıs 1919'da mücadeleyi başlatmiş ve vatanımızı düşmandan kurtararak bugünkü sınırlarımızı çizmiştir.   Onunla ne kadar övünsek azdır.

 

Değerli konuklar, Eskiden 19 Mayıs Atatürkü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramlarında, Main nehri veya Ren nehri üzerinde 400 - 500 kişi ile Samsun niyetine gemiyle yola çıkar, bütün gün 12 - 13 saat gemide kalır ve bayramızı coşkulu şekilde kutlardık.  Son yıllarda bu bayramımızı tamamen gençlerimize yönelttik ve gençlerimize kültür gezileri düzenledik. Her yıl bir otobüs dolusu üniversiteli gencimizi Berlin'e, Strassburg'a,  Weimer'a, Luxemburg'a gönderdik.  Geçen yıl bir otobüs az geldi. İki otobüsle yola çıktık ve 70 gencimiz Strasburg'a çok güzel bir kültür gezisi yaptı.  Bu yıl da bu kültür gezimizi Brüksel'e düzenledik.  18 Haziran Cumartesi günü gençlerimizi Brüksel'e gönderiyoruz.  İlgilenenler arkadaşlarımıza isimlerini bildirsinler ve gerekli ödemeyi yapsınlar.

Sözümüz gençlikten açılmışken devam edelim:   20 Mart Pazar günü olağan Genel Kurulumuzu yaptık ve yeni, yönetim, denetim ve onur kurullarımızı seçtik.  İki dönem önce başlattığımız gençlik aşısı iyi tuttu ve bu dönem yönetim kuruluna giren genç sayısı 6 olurken kadın üye sayısı da 4 oldu. Seçim sonrası yönetim kuruluna seçilen arkadaşlar toplandık ve aramızda iş bölümü yaptık.  Şimdi sizlere yeni yönetim kurulu arkadaşlarımızı tanıtmak istiyorum:

 

Arkadaşlar beni yine başkan seçtiler.                                                                                                                                              

Başkan yardımcılığına Doç. Dr. Yüksek Mühendis  Alpaydın Saatci getirildi.

Genel Sekreter: Dr. Serpil Şen,

Sayman ve Gençlik Kurulu üyesi: Ekonomist Eren Tiryaki,

Eğitim, bilim, kültür ve sanat kurulu: Ekonomi Doktoru. Endüstri Yüksek Mühendisi Yalın Gündüz ,

Eğitim, bilim, kültür ve sanat kurulu: Nilgün v. Wallenberg.,

Halkla  ilşkiler ve Gençlik kurulu:  Avukat Mehmet Aydoğdu,

Yedek üyeler:

Eğitim, bilim, kültür ve sanat: Dr. Banu Diler,

Eğitim, bilim, kültür ve sanat: Emekli Öğretmen Ali Mercan,

Halkla ilişkiler ve gençlik kurulu; Psikolog Meral Koryürek,

 

Gördüğünüz gibi göz kamaştırıcı bir yönetim kurulu. Değerli konuklar; bu genç arkadaşlarımızı tanıttıktan sonra bugünkü konumuza dönelim:

 

Bildiğiniz gibi 12 Haziran'da Türkiye'de seçim var. O gün herkes oy sandığına koşacak ve önümüzdeki dört yıl için layık oldukları partiye oy verecek.  İnşallah yanlış yapmazlar.  Şu anda ülkemiz seçim sathı mailine girmiş durumda.  Türkiye'nin her yeri kim bilir kaç trilyon parti bayrağı, flaması ve amblemi ile donatılmış durumda.  Açık  kapalı siyasal toplantı kürsülerinin arkaları büyük boy fotoğraflarla ve bayraklarla kaplı durumda.

Bir seçim kampanyasının kaç yüz milyon TL'ye malolduğunu bilenler söylemez ama halkımız da, seçmenimiz de böylesine, deli gibi harcamaların, kaynağını sorup kurcalamayı aklına bile getirmez. 

Her neyse bu, işin bir yanı; diğer yandan miting meydanlarında başbakanın başlattığı üslup bozukluğu ile yırtına yırtına bağıran liderlerin hepsi birbirlerini yalancılıkla suçluyor, hakaret ederek konuşuyor.  Halk da bundan memnun.  Miting meydanları tam bir komedi dükkanı.  Liderler de bu komedilerin baş aktörü.  Keskinleşen kutuplaşmalarla liderler birbirlerine habire hakaret yağdırıyorlar. 

İşsizlikten, yoksulluktan, açlıktan söz eden yok.  Milleti nasıl refaha kavuşturacaklarını anlatan programlardan söz eden yok.  Halbuki millet, işsizlikten, üretememekten, açlıktan, sadakaya muhtaç duruma gelmiş; öğrenci kopya ve şifre mağduru edilip çıldırırken, iktidar da çılgın projelerle çıldırmışcasına oy istiyor.  Millete aş, iş vermek yerine sadaka vererek iktidarda kalma hesapları yapılıyor.  Açıkçası; millete balık tutmayı öğreteceklerine, balık vermeyi yeğliyor liderler...

 

Geçmişte de bu hep böyle olmuştu.  Bir düşünün; Ecevit köy-kent projesiyle gememiş miydi, Demirel kim ne veriyorsa ben 5 katını vereceğim dememişmiydi;  Çiller herkese 2 anahtar vaadederek iktidar olmamış mıydı?  Seçmen bu vaadlere inanıp oy verdiği için liderler de şimdi aynı yolu deniyor; vaadedip duruyorlar.   Kılıçdaroğlu her aileye 600 TL yardım her çocuğa yarım altın vaadediyor.  Erdoğan her öğrenciye elektronik tablet kitap vaadediyor. Bu gösterdiği kitap I-pad'dir ve tanesi 800 dolardır.  Milyonlarca öğrenci var.  Bu kadar öğrenciye bu kadar pahalı kitabı nasıl vereceksin?  Bu değirmenin suyu nereden  geliyor diye sormazlar mı adama...

 

Değerli konuklar,    Meydanlarda bir hakaret furyasıdır gidiyor.  Bunları da başbakan başlatıyor; diğerleri de onun altında kalmıyor; onlar da aynı şekilde cevap veriyor. Kalite düşüyor.  Bu atışmalar da aslında Türkiye'ye yakışmıyor.

Elektronik çağın getirisiyle adayların özel hayatlarına giriliyor.  Onların uygunsuz yaşamları kasetlerle internete veriliyor.  Bunlar çok çirkin senaryolar.                                                                                             

 

Öte yanndan, Demokrasi adına bir korku cumhuriyeti kurulmuş.  Suçsuz insanlar hapishaneleri doldurmuş durumda.  Basılmamış kitapların yazarları tutuklanıyor.  İki yıldan beri içerde olup da neden içeride olduklarını bilmeyenler var.

Başbakan meydanlarda devamlı sağa sola sert mesajlar veriyor.  Tam bir mahalle kavgası yapıyor.  Esas hedefi korkutmak, yıldırmak ve insanları çaresizliğe düşürmek olan bu  sert mesajlardan 9. Cumhurbaşkanı Demirel bile nasibini aldı.  Başbakan Demirel'i, CHP ve MHP ile iş birliği yaparakonlara aday dikte ettirdiğini, mecliste bir grup oluşturmaya çalıştığını  ve böylece AKP'nin yapacağı değişimi önleyeceğini ileri sürüyor ve Demirel'e Milli Şef diyor. 

Nihayet 3-4 gün önce Demirel de patladı ve 'Ben siyasetin dışındayım ama oturduğum yerde bir tecavüze maruz kaldım' dedi ve devam etti: Prof. Mehmet Haberal dışında hiç kimseyle meşgul olmadım dedi. Haberal'la ilgili tutumum siyasi değil insanidir, vicdanidir.  Suçu olmadan zindana atılmış bir kişiden bahsediyoruz.  Aynı durumda olan herkes için isyan ederim.  Basılmamış kitabı nedeniyle gazetecilerin hapsedildiği Türkiye'de susamam.  İsyanım bu haksızlıklaradır.  Haberal'ın suçu ne?  Ben 91'de Haberalı Rizeden aday gösterdim. Seçilseydi Sağlık Bakanı olacaktı. Haberal Ecevit'in Cumhurbaşkanı adayıydı.  Kabul etmedi.  Biz bir hekimden söz ediyoruz.  Elinde bıçak yok neşter var.  O da insanlara şifa verir.  Haberal Türkiye'nin onurudur.  

 

Sözün özü:  Demirel bilge devlet adamlığına terfi etmiş bir politikacıdır. Onunla uğraşmak kimseye hayır getirmez.  Nitekim Erdoğan da bunu anlamış olmalı ki, Demirel'in bu açıklamasından sonra sesini kesti.

 

Değerli konuklar, Bizde eskiden liderler bir televizyonda karşılıklı konuşur ve seçmen de onların programlarını dinler, fikir sahibi olur ve ona göre oyunu kullanırdı.  Bu ABD'de de böyle oluyor. 

Şimdi öyle olmuyor.  Muhalefet; 'Gel medyada karşılıklı konuşalım ve bunun bütün Türkiye dinlesin' diyor fakat başbakan yan çiziyor.  'Biz birinci ligde top oynuyoruz. Sen mahalli ligdesin.  Seninle nasıl oynarım , seninle karşılaşmam diyor.  Her şeyi futbolla çözmek için uğraş veriyor ve gerçeklerden kaçıyor.  İşin garibi bu aymazlıklara hiç kimse de bir şey demiyor.  Hatta benim garip seçmenim bu cevaptan hoşlanıyor bile.  Sanat diyorsun, bu başbakan en güzel sanat eserine UCUBE diyebiliyor. 

Ne dersiniz? Eskiden çok güçlü kalemler vardı; çok güçlü hiciv, yani yergi, yani taşlama şairleri vardı.  Şimdi onlardan da eser yok...  Bu korku cumhuriyetinde sanatçılar sindirildi, şairler susturuldu; gazeteciler de ya işinden oldu ya da zindana düştü. 

En iyisi ben size Ümit Yaşar Oğuzcan'ın eskiden yazdığı taşlamalarından bir kaç tane dörtlük okuyayım da kürsüyü Sayın Tufan Türenç'e devredeyim.

 

Çanak tutanlar için:

Yalanlarla şu fakir milleti uyutmayın

Kalemi hıncımızla biledik unutmayın

Babam bile olsanız billahi hicvederim

Aman yakın gelmeyin sakın çanak tutmayın.

 

Bir gergedan için:

Onca yalan söylemek nefes almaktan kolay

Kendi çıkarlarıysa memleket meselesi

Ne desek aldırmıyor, küfür, hakaret, alay

Yüz değil ki mübarek gergedan köselesi

 

Çiftlik

Sevdikçe şımardınız, yedikçe semirdiniz

Mukaddes bildiğimiz her şeyi devirdiniz

Kendi keseleriniz iyice dolsun diye

Bu yurdu baştan başa çiftliğe çevirdiniz .

 

Beterin beteri

Açtınız, soframızdan yiyerek tok oldunuz

Göbeğiniz büyüdü siz artık çok oldunuz

Pisliğe bulanmamış bir yeriniz kalmadı

Evvelce b.. idiniz şimdi bomb.. oldunuz.

 

Ameliyat

İnsanı bir tahtaya yatırıp uzattılar

Kalbiyle kafasına binbir neşter attılar

Demokrasi denilen bu ameliyathanede

Beyinsiz ve yüreksiz insanlar yarattılar

Kendini bilmek (Bazı kendini bilmeyenler için)

Kendini bilmez diye kime derler? Bak öğren

Herkes bilir künyeni; sen kimi tavlıyorsun?

Hayvanlıktan açılmış nasibin neyliyeyim

Eskiden miyavlardın; şimdi de havlıyorsun.

 

Şenlik

Aday adaylarının bir kısmı aday oldu

Şükür hedeflerimiz çoğaldı taşlayacak

Ne çamlar devrilecek, göreceğiz yakında

Ne potlar kırılacak, ne şenlik başlayacak.

 

Sonuç

Seçimde hangi parti kazanırsa kazansın

Yine türlü derdimiz ucucuna dizilir

Bilinen tekerleme: Liderler birbiriyle 

Tepişince arada yine otlar ezilir.

 

Seçenek (Zindandaki yazarlara ithaf)

Yergici ol da

Çıkabilirsen çık bakalım işin içinden

Suya sabuna dokunmayıp

Her gece yatağına pis mi yatarsın

Yoksa

Suya sabuna dokunup da

Hapis mi  yatarsın...

 

3. - Konferans konusu: Seçim Öncesi Türkiye

3.1- Konuşmacının kısa özgeçmişi: Dr.Serpil Şen HE-ADD Yönetim Kurulu

1945 yılında Bursa’nın Yenişehir kazasında doğdu. Doktor babasının görevi nedeniyle bir yaşındayken Yenişehir’den ayrılıp İstanbul’a oradan da Afyon’a gitti. İlkokulu Afyon Dumlupınar İlkokulu’nda bitiren Tufan Türenç orta öğrenimini İstanbul’daki Saint Benoit Fransız Erkek Lisesi’nde  yatılı olarak sürdürdü. Liseyi bitirdikten sonra Eczacılık eğitimine başladı. Ancak bir yıl okuduktan sonra bu eğitimi yapmak istemedi ve o bölümdan ayrilarak Gazetecilik Yüksek Okulu’na kaydını yaptırdı. Aynı yıl Milliyet Gazetesi’nde stajyer muhabir olarak göreve başladı. Tam 18 yıl Milliyet’te aralıksız çalışan Tufan Türenç önce polis muhabirliği sonra olay muhabirliği yaptı. 1973 yılında yazı işlerine geçti ve sayfa sekreterliği yapmaya başladı.

 1978 yılında yazı işleri müdürü olan Tufan Türenç 1986 yılında Milliyet’ten ayrılarak Güneş Gazetesi’ne geçti. İki yıl bu gazetenin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 1988 yılında Hürriyet Gazetesinde calismaya basladi. Halen Hürriyet’te yazı işleri müdürlüğü ve köşe yazarlığı yapmaktadır.

Tufan Türenç’in Gazeteci, Özgürlüğe Uçan Dev ve O Manşetler adlı üç kitabı vardır. Milliyet, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde ve çeşitli dergilerde yüzlerce araştırma yazısı, röportajı ve makalesi yayımlandı.

Tufan Türenç meslek kuruluşlarından ve sivil toplum örgütlerinden çok sayıda ödül aldı.

 

 3.2- Konferans:Tufan Türenç Gazeteci-Yazar

 Sayın Dinleyiciler, gelen maillerinizden de konuya ilginizi anliyor ve saygı duyuyorum.

12.06.2011  belki Türkiye’deki parlementer rejimi de değiştirecek. Zira iktidar partisi başkanı seçimde her yolu deniyerek Anayasa’yı değiştirecek çoğunluk istiyor.

Çoğunluk alırsa Türkiye’ye “başkanlık sistemi” getirilecek. Tayip Erdogan 2014 de Başkan olmak, 5 yil başkanlık yapıp ikinci beş yılda da seçilip Türkiye’nin başında kalmk planı var. Bu plan için önümüzdeki seçim onun için bir ölüm kalım seçimi.

 

O nedenle gergin,saldırgan bir üslup kullanıp MHP yi baraj altına itmek istiyor. Hatta Demirel’e bile ağır ve diplomatik rajonun altinda saldırilar yapıyor. Önce Baykal şimdi de MHP için “kasetler” işletti ve 10 milletvekili bu şekilde istifa ettirildi. Kürt’lere yerine getiremiyecegi vaatlerde bulunuyor. Kulağa gelenlere göre bu vaatler arasında APO’yu serbest birakmak, bölgesel otonomi vermek var..

 

ABD nin moderat kesimlerinde seçimlerde hile yapilacagi ve AKP’nin ekseriyeti almasi halinde Türkiye’de otoriter gelişmenin oturacaği kuşkuları var. Bu otoritenin özellikle basında, hukuk düzeni ve adalet uygulanmasında şimdikinden büyük boyutlara ulaşması mümkün görünüyor.

Demokrat çevreler Türkiye’de sağlam bir kuvvetler ayrılıği olmadığı için bir Başkanlık sisteminin bir cins Padişahlık yaratacağı görüşündeler. Cumhuriyetci çevrelerde de T.E.nin bu şekilde iktidarda kalmaya alışarak Mubarak ve benzeri Arap diktatörleri gibi sonraki seçimleri göstermelik hale getirebileceği görüşü var. Bu görüşlerin gerçekçi olduğunu anlamamak imkansız. Güneydoğuda Kürt bayrağı, APO tehditleriyle tamamen bir başkaldırma durumu var.

 

Türk hür medyası tarihinin en zor günlerinde. Basın özgürlüğü yok. Yazarlar çok büyük tehdit altında. Devamli müdahaleler oluyor. Örneğin medya organı sahibi olan patronların şirketlerine maliyeciler gönderilip çok büyük para cezaları veriliyor. Öyle ki bir firmaya cirosundan daha  daha büyük vergiler konularak yokedilmeleri sağlanmış oluyor. Bu tarz bir vergi cezası uygulaması hür dünyada yok.

 

Serbest medya organları kendilerine ilan veren firmalar siparış veya maliye vergileri ile tehdit edilerek ilan vermeleri önlendiği için giderlerini karşılıyamaz duruma getirilip kapatilmaya veya yayin organlarını yandaş patronlara satmaya mecbur edildiler.  Bu yandaş patronların eğer paraları satın almaya yetmemişse bazı bankalara hükümetçe baskı yapılarak kural ve kontenjan dışı az faizli uzun vadeli kredi temini ile satınalma işi realize ettirildi.

 

Sabah gurubu da önce ilan damarları kurutularak hükümet yanlılarına satıldı. Hükümetin propogandasinı yapan gazetecilere büyük paralar ödeniyor.

 

Hürriyet gazetesi kurucusu Sedat Simavi’nin bir sözü “ kalemine efendi kal, mecbur olursan kalemini kır fakat satma” idi.  Yandaş medyaya halk “mütareke basını” ismini taktı.

Bu kelime Istanbul’un takriben 5 yıl işgalde olduğu zamanlara aittir.

 

Türkiye’de bugün bir basın özgürlüğü yoktur. Otomatik sansür insanların beyinlerine işlemiş durumdadır ve bu korku salınmış beyinlerin halkı bilgilendirme görevlerinin artan zorluğu aşikardır.

Bugün cezaevlerinde 67 gazeteci vardır ve ca.150 gazeteci de cezaevine girme tehtidi altındadır.  Onları kapsamına alması yürütülmekte olan 4000 civarında dava mevcuttur.

 

Basın özgürlüğünde dünya sıralamasında yerimiz: 138 ci sıradır.  Evet, Türkiye’yi getirdikleri nokta budur.  Bu husus konuşmacı gibi düşünenlerin yıllarca yazıp anlatmaya çalıştıkları bir husustu, ama ne içeride kavrandı, ne de dışarıda inanılmak istendi.

 

3.  mayis 2011 de “dünya basın özgürlüğü günü” için dış ve iç basından jurnalistler gelmişler,

T.E.ye gazetecileri terorist görmeyin çağrısı yapılmış. Sadece 27 Türk gazeteci teror örgütü üyeliği iddiasıyla hapisteler, T.E. onlar için “halkı sokağa döküp Ordu’yu kışkırtmak istiyorlar” diye ABD Televizyonuna demeç veriyor.

 

Metin Fevzioğlu “ Türkiye’de cep telefonu, bilgisayar, hatira defteri, v.b. kullanmayın, zira sizin konuşmanıza ilave de yapıyorlar” diyor. Silivri’de hukuk devleti yargılama kurallari uygulanmıyor, insanlar suçlarının ne olduğunu bilemeden aylarca, yillarca tutuklaniyorlar.

Hanefi Avcı buna örnektir.Dürüst çalışmış başarılı bir emniyet amiridir. Kitap yazıp ülkeyi tehdit edenlere ait bilgiler verdiğı için içeride. Bir teror örgütü yarattılar, insanları ya o örgüte ya da Ergenokon’a bagladılar.  Bir fransızin yazdıği gibi “ kilise karanlık, papaz sağır, bağır Allah bağır.” .Silivri’de davalar hep 2 ye 1 reddediliyor. Zira iki yargıç F.Gülen yargıcı. Suç nedir bilinmiyor.  Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni kaldirdılar, yerine “Özel Ceza Mahkemelerini” getirdiler. Silivri onlardan biri.

Sami Selçuk, Sabih Kanatoğlu gibi hukuk bilgeleri “insanlar çöpe atılacak iddianamelerle sanık yapılıyorlar” derler. Iktidar Medyayı kendine göre dizaynladı: örneğin

Show TV, TRT nin 6 -7 kanalı da, Kanal D;A-TV (koyu AKP organı),Fox, Star (ekiden tarafsızdı), Kanal Türk (yandaş),Blumberg, Kanal7, Samanyolu (eskidenberi yandaş),Beyaz TV, Flash TV, Ülke TV, 24 TV, N-TV,CNN

bugün iktidara hizmet eden medya oldular.

 

Sadece Cem Kanal-B, Halk TV, Ulusal Kanal henüz muhalefet yapan kanallar.

 

Nedim Şen isimli bir gazeteci Hırant Ding cinayetindeki ihmal, tutarsızlık, ve tertipleri bir kitapda yazdı. Bu kitabı nedeniyle  kendisine “Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı” ödülü verildi. Nedim bu olaydan bir hafta sonra şimdi Silivri’de tutuklu.

 

Türkiyenin tarihinde 30.10.1918 çok acı bir gündü; Mondros mütarekesi imzalanmıştı.Osmanli Imparatorluğu kayıtsız şartsız teslim olmuştu. Bu ülkemizin istilasına da müsaade demekti. O sırada M.K.Atatürk  Suriye’de Yıldırım orduları kumandanı idi. Elindeki birliklerin dağıtılması anlaşma gereğince beklendigi için o iki orduyu dağıtıp bir tanesini  Hatay taraflarında geriye çekerek saklamıştı.

13.11.1918 de Istanbul’a geldi. O tarihte Istanbul’a işgal devletleri zırhlı gemileri gelmiş, toplarını şehire çevirerek demirlemişlerdi. M.K.Atatürk kücük bir motorla Anadolu yakasından Zirhlılar arasından karşıya geçerken, yanındaki yaveri Cevat Abbas’a “geldikleri gibi giderler” der.  Bu tarihi sözleri duyan tek insan o yaveri idi.  M.K.Atatürk 13.11.1918 den 12.05.1919 a kadar Istanbul’dadır.  Anadolu’ya geçme planını bir yetki alarak yapmak ister, ve o yetki kendisine verilir.

 

Izmir işgali başlamıştır. O arada Istanbul’da çıkan gazetelerde yazanlardan Ali Kemal (sonradan mahkeme için Ankara’ya götürülmek istenirken Izmit’de halk tarafından linç edilmişti), Refii Cevat (150 likler listesinde idi) ve Sait Molla ( ülke dişina kaçtı) işkalcileri öven yazilar yazmaktadırlar.

 

Bunlardan Refii Cevat Mustafa Kemal’i Istanbulda ziyaret eder, kapıda yaveri Cevat Abbas tarafından karşılanır. Mustafa Kemal’e işgal sırasında Anafartalarda 40 derece  ateşle yatarken düşmanı yenme azmini nasıl göstermiş olduğunu sorar. Mustafa Kemal Anafarta dosyasından bir harita çıkararak üzerinde savaşın safhalarını anlatır. Gazeteci gitmeye kalktığında

-Mustafa Kemal “sualler bitti mi?” der ve ekler; “bu vatan nasıl kurtarılır, sormadınız” der.

-“Ümit görmediğim için sormadım, vatan boş bir çöle dönmüş” der gazeteci.

-“O şartların dış görünüşüdür, Avrupa devletlerindeki çekişmeler dikkate alınır ve Anadolu silahlandırılıp direnişe geçilirse kurtulur, çöl gibi görünen alanda boşluk yok, halk vardır... ” der Mustafa Kemal.

Refii Cevat gazetesine döndüğünde arkadaşlarına görüşmesini anlatır ve

-“anlattikları egzantrik şeylerdi, Anadolu’da teskilat kurulur ve direniş başlatılırsa Ingiliz,Fransız ve Italyan’lar gidermiş diyor,  bu adam deli değil zırdelidir” der. Kurtuluş savaşı sonrası aynı gazeteci “ O bir dahiymiş” düzeltmesini yapar.

Konşmacı sözlerinin sonunda Süleyman Altaylı’nin yazdığı vatansever Türkler için çok duygusal olan şiiri okudu:  (aşağıdaki şiir teksti  Internet Video Tube’den dinlenerek yazildı)

Yıkın Heykellerimi / Süleyman Apaydın

Ey milletim
Ben Mustafa Kemal'im
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim
Hala en hakiki mürşit değilse ilim
Kurusun damağım dilim
Özür dilerim

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özgürlük hala
En yüce değer
Değilse eğer
Prangalı kalsın diyorsanız köleler

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Yoksa çağdaş medeniyetin bir anlamı
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Yetmediyse acısı şiddetin savaşın
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh dünyada barışın
Eğer varsa ödülü silahlanmayla yarışın

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özlediyseniz fesi peçeyi
Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan şeyhten dervişten
Şifa buluyorsanız
Muskadan üfürükçüden

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Eşit olmasın diyorsanız kadınla erkek
Karaçarşafa girsin diyorsanız
Yobazin gazabından ürkerek
Diyorsanız ki okumasın
Kadınımız kızımız
Budur bizim alın yazımız

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Fazla geldiyse size
Hürriyet cumhuriyet
Özlemini çekiyorsanız
Saltanatın sultanın
Hala önemini anlayamadıysanız
Millet olmanın
Kul olun
Ümmet kalın
Fetvasını bekleyin şeyhülislamın
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
RAHAT BIRAKIN BENİ
 

Süleyman Apaydın

 

Soru ve Yanıtlardan özetler:

 

-Ne yapabiliriz?

 

-Umutsuzluga düşmemeliyiz, M.K.Atatürk’ü örnek almalıyız. Haksızlıklara karşı koymak, çevremizdekilerle birliktelik kurmak... Ulusların tarihinde 10-15 yıl bir virgüldür. Mücadele yapıyorsak sıkıntılarına katlanacağız, çevremizdekilerin moralini yükseltmek de çok önemlidir.

 

-Toplum neden iktidar Partisine oy veriyor. AB (EU) üzerinde halk hala olumlu mu düşünüyor.?

 

-Bu iktidar insanları satın alıyor. Iş adamlarını batırıyor, muhtelif birkaç metodla engelliyor.

AB ye şığındılar, pazarlık yapmaları gereken noktalarda bile her söyleneni yaptılar..Sonra 2005 lerden sonra AB ye sırt çevirdiler. AB ye dayanarak (AB yi araç yaparak) ele geçirmek istediklerini ele geçirdiler. Merkel bile “galiba yanıldık, bize Atatürk Türkiye’si lazım” diyor. Tabii her ülke önce kendi çıkarını düşünür. Inönü 1960 larda Türkiye’nin ABD ye artan  bağımlılığına dikkatı çekmiş, “Türkiye ABD nin peyki olmamalı, nezaman kurtulacağımız sizin elinizde” demiştir.

 

-Türkiye’de çiftçi, bürokrat ve işadamı memnun değıl, ama onların odaklanacağı bir sağ yok. Halbuki Türkiyenin yapısı 60-65% sağda. Merkez sağda bir parti oluşturulamıyor. Eğer ABD bu iktidarı istemezse bugün ikiye böler ve yıkar. Fakat gene de karamsarlığa kapılmıyalım,

 

-Bugün ABD ne istiyorsa yaptırabiliyor. Rus güçsüzleşti, Çin güçlü görünüyorsa da ABD onu da yıkabilir. Kılıçdaroğlu ABD ye heyet gönderdiğinde kenisine günaydın denildi.

 

- Bağımsız adayların maalesef şansı yok.

 

-Referandumda hükümet otorite kullanarak adalet dışı olarak “hayır” afişleri asılmasını engellemişti birçok yerde.  Buna bakarak neticeye giden yollarda herşey olabilir. Bu bir gazeteci sezisidir. AKP nin yüzünü ve niyetlerini biliyoruz.

 Konferansla ilgili dinleyici özetlemesi: Mak.Y. Müh. U. Kabartaş

Joomla templates by a4joomla