Konferans Konusu:“2023 e doğru Türk Kadını”

1- Program Sunuşu: Dr.Serpil Şen HE-ADD Yönetim Kurulu

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

3- Konuşmacı: Gülsün Bilgehan CHP Genel Başkan Yardımcısı

 

1.-Konuşma şehitlerimiz, ve M.K.Atatürk adına yapılan saygı duruşu ile açıldı. 

2-Açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

    (original tekst)

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gülsün Bilgehan, değerli dernek başkanları

değerli medya mensupları, değerli konuklar ve sevgili gençler; hepinizi

saygı ile selamlıyorum; hepiniz bugünkü konferansımıza hoş geldiniz.

 

 Bugün çok değerli bir konuğumuz var.  Türkiye Cumhuriyeti ikinci

Cumhurbaşkanı merhum İsmet İnönü'nün torunu, gazeteci yazar merhum Metin

Toker ve iki yıl önce Cumhuriyet konferansı konuşmacımız olan, Sayın Özden

Tokerin kızı; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gülsün

Bilgehan.  Frankfurt'umuza hoş geldiniz.

Değerli konuklar,

Biz bu toplantıyı 8 Mart Dünya kadınlar günü nedeniyle  6 Mart Pazar günü

yapacaktık fakat 6 Mart, değerli konuşmacımız Sayın Bilgehan'ın takvimine

uymadı.  O nedenle  Sayın Bilgehan'a uygun olan bugünü seçtik.

 

Gelelim bugünkü konumuza  ve onun uzantısı olan 2023'e doğru Türkiye'de

kadının ne olacağına.   Bu yıl 8 Mart'ta resmi olarak dünya kadınlar gününün

29 uncu yılını kutlayacağız.

 

Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak için verdiği savaşın temsili

başlangıcı, 8 Mart 1857 yılında Amerika'nın New York kentinde başladı.

Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40 bin işçinin insanlık dışı

çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin

saldırısıyla kanlı bitti.  Saldırı sırasında çıkan yangında, çoğu kadın 129

işçi can verdi. Cenaze törenine de 100 bini aşkın kişi katıldı.  

 

53 yıl sonra, 1910 yılında Danimarka'nın Kopenhag kentinde toplanan  2.

Enternasyonele bağlı kadınlar toplantısında, Almanya SPD önderlerinden Clara

Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına, 8 Mart gününün

Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi.  Kadın hakları hareketini,

özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi, oy

birliği ile kabul edildi. 

1975 yılında, Dünya Kadınlar Yılı'nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü,

16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü

olarak kutlanmasını kararlaştırdı.  Kadınlara eşit hakların verilmesinin

dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.

 

Aradan yıllar geçtı...  Peki ne oldu?  Kadın yine baskı altında, yine iş

hayatında yerini istediği gibi alabilmiş değil, sözlü ve fiziksel şiddet

görmekte ve hala siyasette kendini tam anlamıyla temsil edememekte...

Araştırmalar, cinsiyet ayrımcılığı ve şiddetin tüm dünyada hızla sürdüğünü

gösteriyor.  Türkiye'de ise kadınların büyük bir kısmı, şiddetle daha

evliliklerin ilk yıllarında tanışıyor. 

 

Kadın Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği'nin dünyada ve

Türkiye'de çeşitli araştırmalara dayanarak açıkladığı verilere göre,

kadınların en büyük sorunu dayak.  Türkiye'de evliliklerinin ilk 3 yılında

üniversiteli kadınların %73'ü,  gecekondu ve kırsal kesimde yaşayan

kadınların ise %90'ı  şiddete maruz kalıyor.  Erkeklerin de %45'i, kadının

kendisine itaat etmemesi durumunda dövme ve tecavüzü hak görüyor.

 

Diğer ülkelerin durumu da Türkiye'den pek farklı değil. Amerika'da her 15

saniyede bir kadın dayak yiyor.  Uluslararası Af Örgütü'nün hazırladığı

raporda, dünyada her üç kadından birisinin dövüldüğü, seks yapmaya

zorlandığı veya taciz ve şiddetin bir başka şeklini yaşamak zorunda

bırakıldığı belirtilmektedir.  Bu şiddeti yaratanların da genellikle kadının

yakınındaki erkekler ya da aile bireyleri olduğu belirtilmektedir.

 

Çağımız demokrasi anlayışında, cinslerin eşit siyasal katılımı ve temel

insan haklarına saygı çok önemlidir.  Ama gerek ulusal, gerek uluslararası

siyasal işlemlerin çoğunda cinsiyetçi -ayırımcı uygulamalar, ne yazık ki

hala sürüp gitmektedir.

 

Türkiye'ye dönelim.  Bu yıl Türk kadınlarının seçme ve seçilme haklarına

kavuşmalarının 77'inci yılı.  Türk kadını 77 yıl önce 5 Aralık 1934'te

siyasal haklarına kavuşmuştu.  Atatürk, tüm bireylerin katılımını sağlayan

demokratik rejime inandığı için bunun ilk adımını atmiş ve Türk kadınlarının

siyasal haklarının tanınması için çaba harcamıştı.  

 

Türkiye'de kadın haklarının temelinde medeni kanun ve hukuk düzeni

bulunmaktadır.  Başka bir deyişle Türk kadının siyasi haklarına kavuşması

laik hukuk devriminin sonucudur.  O nedenle Türkiye'yi çağ dışına itmeye

çalışacak tüm akımlar, Türk kadının Atatürk'le kazandığı haklarına karşı

ciddi bir tehlike niteliği kazanacaktır.  Atatürk'ün Türk kadınlarına

bırakmış olduğu bu değerli mirası çok iyi korumamız lazımdır.

 

Lazımdır ama Türk kadınlarının sorunları bugüne kadar, iktidar ve muhalefet

partilerinin programları içinde gereği gibi yer almadı.  Kadınlara bir oy

deposu olarak bakıldı. Aile ve toplum içinde kadın yetki ve statü açısından,

erkeğe göre oldukça düşük bir durumdadır.  Kadının siyasetteki düşük katılım

oranı, özel yaşamındaki karar mekanizmasına katılımının düşüklüğünün, bir

uzantısıdır.  Ortadoğu ve Akdeniz kültürlerinde kadın - erkek ayırımı ve

erkek üstünlüğü yalnız müslüman ülkelerde değil, bütün kültürel yörede çok

eskilere dayanır.

 

Türkiye'de köktendinci İslam, gerici bir kadın hareketine destek

vermektedir.  Köktendinciliğin ulusal ve uluslararası bağları, finans

kaynakları vardır.  Bu akım, toplumun kültürel gelişimindeki gericilikten,

toplumun yoksulluğundan yararlanmaktadır.

 

Köktendincilerin İslami öğretileri sonucunda, o islami öğreti yalanları ile

kadınlar ve kızlar erkeklerin kölesi olmaya başladı.  Artık kadınlar o

bildiğimiz kadınlar değil.  Yarısından fazlası erkeklerle tartışmayı bile

saygısızlık sayıyor artık.  Kadınlarımızın üçte birinden fazlası, kendisi

para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış;

ya da inanmak zorunda bırakılmış. Yarısından fazlası, erkek kadından

sorumludur diyecek kadar kadınlığını unutmuş ya da unutturulmuş...  Yarıya

yakını, erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir, benim itiraz hakkım

olamaz, diyecek konuma gelmiş ya da getirilmiş.

 

 Bugün Türkiye'de kadın olmanın ne kadar zor olduğunu erkekler bilemez.

Çünkü artık kadınlar konuşmuyor; konuşamıyor. Hatta konuşturulmuyor.  İslam

dinini sömüren ve kullanan karanlık zihniyet kendi kadınlarını

yetiştiriyor... Susan, itaat eden ve kaybolmuş kadınlar, kızlar.  Arada bir

vizyon için, imaj için ortaya sürülen kadınlara bakmayın siz... Onlar da

biliyor kullanıldıklarını ama artık düzen kurulmuş.

 

Atatürk 5 Aralık 1934'te Türk kadınına, dünyadaki bir çok ülkeden önce,

hakettiği hakları verdiğinde umutlanmıştık.  Çünkü Atatürk Kurtuluş

Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı, ya da cephede

 erkeği ile birlikte düşmanla savaşan bacısını unutmadı; onlara ihanet etmedi.

 Ama şimdi ihanet ediliyor.

Türkiye nereye gidiyor diye soruyor herkes birbirine.

 

Türkiye hızla ve şevkle karanlığa gidiyor.  Çünkü yaratılmışların yarısı

olan kadın yok oluyor.  Kadını yok olan bir ülkenin gideceği yol bellidir.

Karanlık ve onursuz bir gelecek.  Bu işi planlı yürütenler, islami

motiflerle kadının ikinci sınıf konuma gelmesini, doğal karşılamamızı

bekliyorlar.  Bu işe Kuranı Kerimi ortak koşmaları da çok acı.  Örneğin

miras hukuku:  erkek çocuğa iki pay, kız çocuğa bir pay.  Ya da kadının

erkeğe itaat etmesini empoze eden garip ayet ve sureler..  Burada da

istismar var. Allah kendi yarattığı iki cinsten birinin aşağılanmasını ister

mi?  Her iki cins de eşit miktarda yaratılmış.  O nedenle erkek eşittir

kadın.  O nedenle Türk kadını Türk erkeğinin diğer yarısıdır diyenlerle,

biz tam olmak istiyoruz diyenlerle, Türk kadını ve erkeği daha aydınlık

günlerde yaşayacaktır.

 

Ülkemizin üniter ulus ve laik devlet yapısına inanan ve sahip çıkan 550

milletvekilinin yarısı, çağdaş Türk kadını olduğu zaman ülkemiz

kurtulacaktır... Aksi takdirde, adı yok olan kadının 2023'e doğru kendi de

yok olacaktır.

 

3. - Konferans konusu: “2023 e doğru Türk Kadını”

 

3.1- Konuşmacının kısa özgeçmişi: Dr.Serpil Şen HE-ADD Yönetim Kurulu

     (original tekst)

Ayşe Gülsün Bilgehan 1957 yilinda Ankara`da dogdu. Türkiye Cumhuriyeti
ikinci Cumhurbaskani merhum İsmet İnönü'nün kızı Özden Toker ile gazeteci yazar merhum  Metin Toker'in kızıdır.

Çocukluğu Pembe Köşk'te geçti. İlk ve ortaöğrenimini başkentte tamamladı.

Paris Siyasal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi.

 

Küçük yaşta gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazetelerde yazı dizileri yayınlandı. 1994 yılında ilk iki kitabı olan Mevhibe 1 ve Mevhibe 2' yi yazdı. Bu araştırmasıyla aynı yıl İstanbul Birleşik Kadın Örgütleri tarafından ödüllendirildi. Ayrıca kendileri Abdi İpekçi Ödülünün de sahibidir.

 

Bilkent Üniversitesi öğretim üyeliği, İnönü Vakfı başkan yardımcılığı, XXII.
dönem Ankara milletvekilliği ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
(AKPM) ve Batı Avrupa Birliği (BAB) Asamblesi Türk Delegasyonu üyeliği
yapmıştır.
Kendileri Fransızca ve İngilizce biliyor. Evli ve üc çocuk annesidir.

 

Kemal Kilıçdaroğlu'nun   CHP genel başkanı seçildiği 22-23 Mayıs 2010 CHP
kurultayında: "CHP Genel Sekreter Yardımcısı" seçilmiş, 3 Kasım 2010
tarihinde Önder Sav ile beraber hareket ederek yeni yönetimde yer almamıştır;

ancak 18 Aralık 2010 tarihinde yeniden Parti Meclisi üyeliğine seçilmiş ve 25 Aralık 2010 tarihinde geçici Genel Başkan yardımcısı olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi
kadin örgütlenmesi ve kadın haklarından sorumlu olan konuğumuzu 8 Mart Dünya
emekçi Kadinlar Günü kutlamasi etkinlikleri çerçevesinde Frankfurt`a davet
ettik. Kendileri 2023´e doğru yani Cumhuriyet’in ilanindan 100 sene sonra
Türk Kadını`nın varacağı noktayı bize anlatacaklar.

 

3.2- Konferans: Gülsün Bilgehan,  CHP Genel Başkan Yardımcısı

 

Sayın Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Mahmut Telli, Sayın Dinleyiciler, beni dinlemeye gelen bütün Vatanseverler, hepinize teşekkür ediyorum.

 

Yoğun bir çalışma içindeyiz. Dünya ekonomisi ile ilgili sayılara bakınca Türkiye 16 ci sırada yer alıyor. Kişi başına gelirde ise sorun var, örnegin Adana’da işsiz sayısı oradaki nüsun %26,5’ini oluşturuyor. Çalışanların %43’ü asgari ücretle çalısıyor. Sayıları karşılaştırdığınızda bu oranların Batı Avrupa ülkelerindekilere hiç uymadığıni görüyorsunuz.

CHP yönetimi olarak yurt dışındaki vatandaşlarla beraber olmaya çok değer veriyoruz. Ilk Türk işçisinin Almanya’ya gelişinden bu yana 50 yıl geçti.

Birçok Türklerin Almanya’da başarılı oldukları yanında Türkiye’deki gelişme ve gerilmelere duyarlı olduklarını da izliyoruz.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100 cü yılına doğru Türk kadını nereye gidiyor?  veya öncelikle Türkiye nereye gidiyor? diye sorulduğunda en doğru yanıt

Türk kadını nereye gidiyorsa Türkiye de oraya gidecektir” biçiminde olacaktır.

 

Biz 1980 den sonra hazırlanan darbeci Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi doğru olacaktır derken özellikle Anayasa’nın değiştirilemez olarak konan maddelerinin dokunulmadan yani  değiştirilmeden kalmasını da istiyoruz.

 

21 ci yüzyılda Islam ülkeleri içinde tek demokratik sosyal sistem örneği veren ülke olarak Türkiye var. Onun henüz başka benzeri dahi yok.

Bizim laik hukuk sistemimiz Ortadoğu ülkelerine örnek olmaya devam edecek mi yoksa biz mi onları örnek alma yolunda ilerliyeceğız! ...Bunu yakın zaman gösterecek. Bilinmesi gereken önemli husus; Türkiye’de laikligin hukuk devletini getirmiş olduğudur. Bu yönden Arap ülkeleri ile arada 100 yıllık bir fark var.

 

Konuşmacımız henüz ilkokuldayken Cumhuriyet Türkiye’sinin en önemli devriminin hangisi olduğunu dedesi Ismet Inönü’ye sorar. Aldığı yanıt:”devrimlerin hepsi önemlidir, fakat en önemlisi laiklik ve kadın haklarıdır” şeklinde olur.

 

Osmanlı Türk imparatorluğunda geri kalmışlığın en önemli bir sebebi şüphesizTürk kadınının geri kalışıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bizim en büyük bir şansımız da kadının erkeğe eşitliğine inanan liderlere sahıp oluşumuzdur. Mustafa Kemal Atatürk Türk kadınına ilişkin alanda  onun  topluma katılmasını ve eğitim görmesini öngörmüştü.

Türkiye Cumhuriyeti’nde kadın en saygın yerde, herşeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır” demişti Atatürk.

 

Atatürk yurt ateş altında iken, barış zamanında iken kadının erkeğı ile beraber özveriyle çalıştığını görmüş, “bizim düşüncemizce  kadına tanıdığimiz haklar kadına bir lutuf olarak değil, onun şimdiye kadar zulüm edilerek geri bırakılmış haklarıdır” anlamında düşüncesini ifade etmişti. Atatürk’ün bu düşüncesi Türk kadınına kişilik kazandırdı.

 

Cumhuriyet Türkiye’sinin bugüne kadar olan yaşamında birçok alanda o kadar çok değerli kadınları yetişti ki, bu kadınları görünce Türkiyenin ekseni kolay değişmez diye düşünüyorum!

 

Eşi Mevhibe hanimi anahtar deliğinden görebilmiş gibi az tanıyarak evlenmiş olan (1916 da) Ismet Inönü’nün de kadin in erkeğe eşitliği konusunda fikirleri Atatürk’ünkilere eşdeğerliydi, savaş yılları sırasında görevi nedeni eşini çok az görebilmekteydi, öyle ki Sakarya savaşı sırasında ilk bebekleri İzzet’in ölümünü o sıralarda ailesi ile beraber Malatya’da olan  eşi aylarca ondan gizli tutmuştu.

 

Türk kadını Isviçre kadınından 40 yil önce seçme ve seçilme hakkına sahip oldu, 1926 da çok eşlilik kaldırıldı ve kadın yasalar önünde erkeğe eşit haklara sahip vatandaş olma haklarını elde etti. Bu kazanım için önce şeriat kaldırıldı ve yerine medeni yasa getirildi.

Bu, bugüne kadar hiçbir islam ülkesinde gerçekleşemedi. Karışik Ortadoğuda bügün kadınların ne istediğini tam bilemiyorsunuz..

Sadece Fas’da şerat’ı biraz değiştiren bir yasa getirilmiş o da 2 ve 3 cü eş için birincisinden izin alınmasını öngörmüş.

 

M.K.Atatürk T.C. kurduğu zaman okuma yazması olan kadınların nüfusa oranı 1% idi. Bu oran gittikçe arttı, O devrin seçkinleri kendi çikarlarını düşünmeden çalışan insanlardı.1950 seçiminde o zamana kadar BMM’de bulunan kadın milletvekili sayisı 18 den 3 e düşüverdi. Şimdi bu oran 9,1% dir.  Bugün hala beş yüz bin kızımızı okula gönderemiyoruz. Fas’da okuma yazma bilmiyen kadın orani 70%.

 

1940 larda gazetelerde en önemli spor haberlerinin başında kadın vardı.Yavaş yavaş kadınlarımızda eski rollerine bir dönüşme durumu var. 134 ülke içinde 21 sıra geriliyerek 126 cı duruma düştük kadınların iş hayatındaki rollerinde. Okuma yazma bilmiyen nüfus orani halen 85 %.,  4 milyon Türk kadını okuyup yazamiyor.

Eskiden çocuklarını okula göndermiyen velilere hapis cezası vardı, bu şimdi AKP tarafından para cezasına çevrildi, öyle ki o cocuklar çalıştırılarak ceza parasından daha fazla gelir sağlıyabilir r durumu  oluştu ve ceza etkisizleşti..

15-29 yaş arasındakı kızların 66% si ne okula ne işe gidiyorlar. Universitede görevli kadın sayısi 6%.  Kadınlarımızın 56% si sadece ilköğrenim eğitimli, bu rakkam Tunus ve Cezayir’in de gerisinde.

Çalışan çağdaş kadın sayısı 15-20 yıl önce 34% iken bugün bu sayı 22% ye indi ve böylece biz dünya devletleri arasında sondan 5 ci duruma düştük.

 

Aynı işe eşit ücret konusunda da gelişmiş ülkelere göre 20-40% fark var kadınlarımız aleyhinde.

Kadın vali ararsanız Bn. Lale Aytaman ilk ve tek kadın vali olarak kaldı. Kadın müsteşar kalmadı, genel yönetimde hiç kadın yok.

Mal mülk konusunda araştırınca kadınlarin 80% nin üzerinde ev, otomobil gibi kayıtlı objekt olmadığını görüyoruz.

Kadınlarin 66% sı iş hayatına katılmamış durumda. AB de 43,6% çalışmıyan kadınlar emekli durumda, bizde ise emekli kadın sayısının nüfusa oranı  3,2 % .

 

Sağlık konusunda yüz bin doğumda Isvsç’de 2% ölüm olurken bu oran Türkiye için şimdi azalarak 17% de bulunuyor.

 

AB içinde her 5 kadından birisi şiddete maruz, Türkiye’de ise her 3 kadından birisi şiddete maruz.

 

Parlementodaki kadın sayısı oranlarında Türkiye dünyada ikinci durumda iken bugün 126 ci durumda.

 

Rektör, Büyükelçi gibi pozisyonlardaki kadın oranlarında dünyada 163 sıradayız

 

Toplumumuzda kadının sayılarla saptanan geriye gidiş  M.K.Atatürk’ün hedeflerinden ayrılmiş olmamızı gösteriyor. Zaten AB raporlarında da Türk kadının geri kalmışlığına işaret edilmekte.

 

AKP iktidarı bir torba yasa getiriyor. Içinde kadına işveren için kolaylık sağlayan maddeler var. Detaylar henüz tam açıklanmış değil.

Torbalarında eğitime, iş hayatına, siyasete neler getirdiklei de henüz bilinmiyor.

Ama Başbakan “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” derse ne bekleyebilir siniz? 

 

İspanya,Portekiz, Yunanistan gibi ülkeler kadına şiddet gösterilmesini önlemek için çalışmaktalar. Konuşmacı böyle çalışmalarla ilgili bir komisyonun başkanlığını yaptıği için gördüklerine dayanarak söyliyebiliyor:  Örneğin Ispanya’da toplantıya eski eşi tarafından öldürülen bir kadın için saygı duruşu ile başlayıp iktidar ve opozisyon çözüm bulmak için beraber çalışmışlar.

Bizde kadın cinayetleri -aralarında töre cinayetleri de olmak üzere-, günlük olaylardan sayılmakta. Kadın AKP Bakan bile “yerel” diyerek bu olayları önemsemiyor, kısacası henüz çözüm bulmaktan uzakız.

 

“Davetiniz ve vatanseverliğiniz için sizlere teşekkür ederim”.

 

Sorular, öne getirilen düşünceler’den özetler :

 

s-Kaygı ve çaresizlik içinde izlediğimiz durum Türkiye’de faşist bir sürecin tırmandırılmakta oluşudur. Buna karşı bütün yeni güçler, siyasi partiler bir araya gelip Kemalist bir cephe kurup hareket edilmesi gerekmiyor mu?

 

Laiklik tehlikede değildir demek doğru mu?

 

s-Bizde bir memurları koruma yasası var sayı: 4483. Bu sakıncalı tarafları olan bir yasa değiştirilmeli.(soru zaten  konu dışı idi)

 

s-Kadınlar sorunlarını kendileri öne taşımalı, verilen rakkamların Alman gazetelerine de getirilmesi faydali olur.

 

s-Aile içi şiddete karşı CHP nin ileriye yönelik politikası var mı? Din yönündeki Almanların dışlamalarına karşı -ki bunda AKP davranışlar da etken- ne yapılabilir?

 

s-Peter Scholl Latour Almanya’da Islam ülkeleri politikalari ve problemlerini tanıyan bir jurnalist sayılıyor. Onun Türkiye geleceği üzerindeki düşünceleri; Türkiye’nin şeri bir Islam devletine dönüşeceği,  bu nedenle de AB ye  girmemesinin doğru olacağı, ileride AB nin Türkiye’den belirli bölgeler için otonomi istiyeceği şeklinde.Bu konuda düşünceleriniz?

 

s-Kadın sorunu yanında anne sorunu da var, hepsi birden toplumun sorunudur.

 

s-CHP nin kendisini çok iyi tanıtması gerekir. Eksen kaymasının önlenmesi için de buna gereksinme var.

 

Yanıtlardan özetler:

 

Sorun yanlız kadın sorunu değil bir kadın erkek sorunudur.

Genelde Türk kadını geleneğine bağlı, kişilikli, aile ve toplum için fedakarlik yapan öğreten insandır. Bu özellikler Türkiyeyi ayakta tutacak özelliklerdir. 

 

CHP bir Seçim Bildirgesi yayınlıyacaktır, onda bazı soruların yanıtıni bulacaksınız.

 

Bir kanun degişikliği ancak CHP iktidara gelirse ele alınabilecek konu.

 

Kadın cinayetleri konusunu Konuşmacımız kendisinin başkanlık yaptığı bir Avrupa konseyi konferansında öne getirmiş. Ülkemizde cinayetlerde  artma var, bazen günde 5 kadın öldürülüyor.

 

Türkiye’de 1998 yılında 4323 sayılı aile koruma yasası çıkarıldı. Kapsamında sığınma evleri de elli bin kişilik nüfus için en az bir sığınma evinin açilmasını öngörülmüştü.. Bu sığınma evlerinin adreslerinin  gizli tutulması gerekli. 

 

Konuşmacı böyle bir sığınma evini bulur ve ziyaret eder ve orada aralarında pisikologlarin da bulunduğu personelin örnek hizmet verdiğini görür.

 

“Genelde Türk toplumunun vatandaşlarına sahip çıkacak sosyal bir devlete çok büyük gereksinmesi ve özlemi var”.Konuşmacının bu görüşü özellikle sığınma evi ziyaretinden sonra daha da çok ağarlık kazanmış. 

 

Kadın erkek eşitliğinde  Almanya 13 cü  ve Türkiye 126 ci sırada.

CHP nin kendisini çok iyi tanıtmasi gerektiği söylendi. Eksen kaymasının bir suçlusu da AB. Onların bildiği Atatürk ile bizim bildiğimiz gerçek  Atatürk arasinda farklar var..

Özellikle 1980 darbesinden sonra yapilan bütün  yanlışların, hukuksuzluklarin  onlar Atatürk’ün ilkelerinden kaynaklandığına inanmak istediler. 

 

1963 de Ankara Anlaşması o zamanki Müşterek Pazar ülkeleri ile imzalanmiştı. Ancak 1980 den sonra çapsız politikacılar elinde bırakıldı Türkiye..

 

Irlanda,Izlandaya gittim, oralarda Türkiye’nın kuruluş zamanında olduğu gibi siyasete beş parasız girip temiz siyaset yapan politikacılar bulunduğunu gördüm.

Tek partiden çok partili sisteme geçişin bir amacı da parlementodakilerin opozisyonca denetilebilmesi idi. 1950 de Ismet Inönü seçimi kaybettik, fakat çok partili sistemi getirdik anlamında konuşarak üzülmediğini ifade etmişti.

 

Bugün milletvekillerinin geniş dokunulmazlığının  engelleyici fonksiyonu var. Yüzde on barajı yasası ise dürüst hiçbir politikacının asla kabul edemiyeceği bir yasa.

 

1980 de birçok kadın dernekleri yok edildi, kadın kollarının yeniden açilmasına izin verilmedi. Bu tip dernekler ilk defa 1996 da yeniden açilmaya başladı.. CHP başkanı görevli kadın sayisinı arttiracağını söyledi. CHP kadınlara birtakım haklar vermeyi planlıyor.  Giyim konusunda CHP 18 yaşındaki kadın kendisi karar vermeli tezini doğru buluyor. Şu anda en çok kadın Barış ve Demokrası partisinde  30% var.

 

Konferansla ilgili derleme: Mak.Y. Müh. U. Kabartaş/ 13.02.2011

Joomla templates by a4joomla