Tarih ve yer: 22.05.2010,  Hotel Marriott,  Frankfurt/M

Konferans Konusu:‘Açılımlar ve Türkiye
1- Program Sunuşu: Dr.Serpil Şen HE-ADD Yönetim Kurulu
2- ADD-Adına Konuşma: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkan
3- Konuşmacı: Erdal Sarızeybek, Araştırmacı Yazar, Terörle Mücadele Uzmanı
 

1.-Konuşma şehitlerimiz, ve M.K.Atatürk adına yapılan saygı duruşu ile açıldı.
2-ADD-Adına açış konuşması: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

Emekli Jandarma Albayı Sayın Erdal Sarızeybek, Kuzey Bavyera Atatürkçü

Düşünce Derneği başkanı Sayın Süleyman Akgün, değerli konuklar ve sevgili gençler; hepinizi saygı ile selamlıyorum.  Hepiniz bugünkü etkinliğimize hoş geldiniz. 

Üç gün önce 19 Mayıs Atatürkü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı kutladık.

Bugün de bu bayramımızın 91 inci yıldönümü nedeniyle bu toplantıyı düzenledik.  Gelecek hafta Cumartesi günü de yine 19 Mayıs Atatürkü Anma Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle, gençlerimiz için Strassburg'a bir kültür gezisi düzenledik.  Her yıl 45 gencimizle yaptığımız bu gezi bu yıl daha şimdiden 70 kişiyi geçti.  Bu durumda iki otobüs dolduracağız. İkinci

otobüste çok az yerimiz kaldı.  Katılmak isteyen gençler yönetim kurulundaki arkadaşlarımız-la görüşüp bugün biletlerini alabilirler.  Bizde Gençlik ve Spor Bayramı üniversite çağındaki gençlerimizin rağbet ettiği bir gençlik ve kültür bayramı havasına dönüştü.  Bu kültür gezimize katılan ve katılacak olan gençlerimize buradan teşekkür ediyorum.  

Bugün hepinizin bildiği gibi sayın Erdal Sarızeybek konuşmacımız. Konusu da

Demokratik Açılımlar ve Türkiye. Sayın Sarızeybek Türk Silahlı Kuvvetlerimizin mücadele ettiği bölücü terör örgütü PKK'dan ve onlarla açılım adı altında neredeyse mücadeleyi müzakereye çeviren AKP hükümetinden bahsedecek.   Ben bugün size bu konuya bir giriş yaparak bölücülük hakkında ve ülkemizdeki gidişat ve sorunlar hakkında biraz bilgi vereceğim.

 Değerli konuklar,

Bölücülük deyince aklımıza, ülke toprakları içinde başka bir ülke kurmak için terör örgütü kurmak gelse de bölücülüğün arabozuculuk olduğunu da unutmamak gerekir.  Bölücülükte, ilk aşamada toplum farklı fikir ve duygulara bölünür.  Sonra bu bölücü fikirler çatışmaya dönüşür.  Bu konuda ilk aklımıza gelen de bölücü terör örgütü olan PKK'dır. 

 Bölücülük, illaki PKK'nın yaptığı gibi  eylemsel olarak değil, fikirsel olarak da gerçekleşir.  Bu da  silahla ülkeyi bölmekten, çok daha zor ve çok daha tehlikelidir.  Eylemler dağlarda, köylerde ve şehrin belli kesimlerinde silah ve benzeri araçlarla yapılırken, fikirler herzaman, her yerde ve her şekilde değiştirilebilir.  Hatta bu değişen fikirler zamanı gelince, eyleme dönüştürülebilir.  O nedenle çok tehlikeli olabilir. 

Bölücülük zihinlerde, ötekinden farklı olduğu düşüncesi ve inancıyla başlar. Bir süre sonra kendisini doğrulayacak verilerle beslenir.  Bu veriler neler olabilir?  Haksız ve adaletsiz uygulamalar, kayırımcılık, çifte standart, propoganda , aşağılama v.s.  Bu verilerle beslenen bölücülük fikirleri sözcüklere, söylemlere dökülür. Söylemler, içerideki paradigmaların

dışarıya vurmasıdır.  İnsan nasıl düşünürse öyle konuşur. Öyle konuşanlar da siyasette gördüğümüz gibi ayrımcılığı getiriyor.  Ayırımcılık zihniyeti ile ötekileştirilenler yok olmadığı sürece, kimse kendisine uygulanan ötekileştirilmeye kayıtsız kalamaz ve bulduğu ilk fırsatta kendisini ifade eder. 

 

Bölücülerde sadece  bölenler  ve bölünenler yoktur.  Burada en önemli unsur, bölücülerin arkasındaki böldüren güçlerdir.  Bölücüler sadece piyondur.  O piyonların arkasındaki güçleri tesbit etmek gerekir. Çünkü önemli olan o güçlerdir.  O güçler bölmeyi ve yönetmeyi severler. Bu işler en küçük insan toplumlarında da böyledir en büyük topluluklarda da böyledir.  Derneklerde de böyle, partilerde de böyle, iktidarlarda da böyle hatta devletlerde de

böyledir. Bunları burada da görüyorsunuz ve içinde yaşıyosunuz. Büyük devletler kendilerinden daha küçük devletleri piyon olarak kullanır; o devleti böler ve yönetir.  Açıkçası sömürür.  İşte Atatürk gençliğe söylevinde o nedenle bu konulara değiniyor ve

 

“Ey Türk gençliği, birinci vazifen Türk istiklal ve Cumhuriyetini sonsuza kadar

korumak ve savunmaktır”, diyor ve devam ediyor:

 “Varlığının ve geleceğinin yegane temeli budur.  Bu temel senin en kıymetli

hazinendir.  Gelecekte de seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek yurt içi

ve yurt dışı düşmanların olacaktır.  Bir gün bağımsızlığını ve Cumhuriyetini

savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için, içinde bulunacağın ortamın

olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin.  Bu olanak ve koşullar çok

elverişsiz olabilir.  Bağımsızlığına ve Cumhuriyet'ine kıymak isteyecek

düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi

olabilirler.  Zorla ya da hileyle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış,

bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun

her köşesine düşman girmiş olabilir.  Bütün bu durumdan daha acı ve daha

korkunç olmak üzere, Yurt içinde yönetimin başında bulunanlar, gaflet ve

dalalet ve hatta hıyanet yani, aymazlık ve sapkınlık ve hatta hainlik içinde

bulunabilirler.  Hatta, yönetim başında bulunan bu kişiler, kişisel çıkarlarını,

yurduna girmiş olan düşmaların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler.

Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.”

 

“Ey Türk istikbalinin evladı!” yani Ey Türk geleceğinin gençliği! 

İşte bu ortam ve koşullar içinde bile görevin Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini

kurtarmaktır.  Muhtac olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. 

 Değerli konuklar,

Atatürk'ün gençliğe hitabesini size neden okudum?  Çünkü Atatürk'ün bu nutukta sözünü ettiği şartlara doğru bir gidiş var yurdumuzda.  Türkiye büyük bir değişim içinde.  Bu değişimi 'demokrasi adına' yaptığını söyleyenlerin tamamına yakını, tarikat ve cemaat çıkışlı kişiler.  2002'de AKP iktidarı ile başlayan bu değişim hareketi, doğrudan Türkiye'nin

demokratik ve laik yapısını hedef almış durumda.  AKP iktidara geldiği ilk 1-1.5 yıl içinde AB ye uyum çalışmaları adı altında bir kaç kanun çıkardı. Daha sonra AB'ye uyum rafa kalktı, daha doğrusu giderek bu paravananın arkasına gizlenmek gereğini duymamaya başladılar. Sürekli olarak Türkiyenin temel taşları ile oynayan yasalar çıkardılar.  Bürokraside inanılmaz atamalar yaparak devlet dairelerinde tarikat ve cemaat kaleleri kurdular.

 

Ülkedeki medya kuruluşlarının büyük bir kısmını ele geçirdiler.  İnsanların özel hayatları, telefon dinlemelerle gizli görüntülerle ayaklar altına alındı.  Yargıya vurulan darbeler ortada... Türkiye dolu dizgin tek parti diktatölüğüne gidiyor.  Bütün bunlar olurken, insan hakları bekçisi batı dünyasından ses çıkmıyor.  Hatta Türkiye demokratikleşiyor diye alkışlayanlar bile var...  Çünkü onlar da oynanan bu oyunun bir parçası. ABD ve Batı Atatürk'ün Türkiye'sini bölüp yeni bir biçim vermeye çalışıyor...

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin direnç noktalarını düşünün: Ordusu, yargısı, bürokrasisi, medyası, üniversiteleri, aydınları...  Bütün bu direnç noktalarının hepsi çökertilmeye başlandı.  Bunlar AKP'nin tek başına gerçekleştirebileceği oyunlar değildir diyor bir çok yazarımız.  AKP'yi bu

oyunda sadece bir piyon olarak olarak görüyorlar.  Ona biçilen rol zamanında Gorbatchov ve Yeltsine biçilen rolle aynıdır deniliyor.  Hatırlar mısınız? Gorbatchov glasnos yani açıklık, perestroyka yani yeniden yapılanma derken Sovyetler Birliği bölünüp parçalanmış ve tarihe gömülmüştü.  AKP'nin ağzında çiğnediği sakızın adı ise açılım.  Açılım açılım diye diye Türkiye bölünmeye doğru gidiyor. 

 

Ülkeye yayılan tarikat ve cemaatler de, Güneydoğudaki ağa çocuklarına kurdurulan siyasi partiler de, PKK terör örgütü de; hepsi bu büyük oyunun küçük piyonlarıdır.  Bu büyük oyunda Türkiye'nin, Ortadoğu'daki diğer müslüman ülkeler gibi, dinle uyutulan, antidemokratik, zayıf ve küçük bir ülke olması gerekiyor.  Gördüğünüz gibi AKP kullanılarak Türkiye'ye kabuk değiştirme operasyonu devam ediyor.  Görülen resim işte budur değerli

konuklar.  

 

Ortadoğuyu çok iyi bilen tarihçi Bernard Lewis, Atatürkün kurduğu laik Cumhuriyet on yıl içinde İran İslam Cumhuriyetini andıracak diyor.

Sıkıntılarla boğuşan Türk halkı, iktidarın yoğun propagandası ile bu geriye gidişi göremiyor diyor.  İş işten geçmeden halkınızı uyandırın diyor.  Bu sözleri de Bret Step, Wall Street Journal'daki köşesine taşıyor ve ekliyor, Türkiye'de sadece bir iç savaş değil, Türkiye'ye yeni bir şekil vermek isteyenlerle ciddi bir savaş var diyor.  Görüyorsunuz yabancı gazeteciler,

tarihçiler bile fotoğrafı gayet güzel görüyor ve halkımızın uyandırılmasının gerektiğini söylüyor, yazıyor.  Bize düşen görev de halkımızın uyanmasını sağlamak.  Ben de yüce milletimizin, sağduyusu ve şaşmaz öngörüsü ile bu gidişe demokratik yollarla dur deme zamanı gelmiştir diyor ve beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.       

 

3. - Konferans konusu: Açılımlar ve Türkiye

 

3.1- Konuşmacının kısa özgeçmişi: Dr.Serpil Şen HE-ADD Yönetim Kurulu

 

Türkiye`nin politikasinda son zamanlarda ismini oldukca sıkça duyduğumuz “ Açılımlar” konusu neleri barındırıyor bünyesinde? Tüm bu yaşananlar bir gerekliligin ürünü mi  yoksa yakanın çoktan ele verildiğinin bir işareti mi?

Işte ülkemiz politikasında son zamanlarda yaşanan gelişmeler hakkında bilgilenmek amacıyla Araştırmacı-Yazar, Terörle Mücadele Uzmanı Sayın Erdal Sarızeybek’i Frankfurt´a davet ettik.

Erdal Sarızeybek 1956 yılında Kırşehir- Kaman`da doğdu.

Kuleli Askeri Lisesi'ndeki öğrenimini takiben 1976 yılında Kara harp Okulu'dan jandarma teğmen rütbesiyle mezun oldu.

1978-1996 yılları arasında jandarma teşkilatının sınır, eğitim ve iç güvenlik birliklerinde komutanlık yaptı. 1990 yılında Fransız Jandarma Subay Okulunda İç Güvenlik stajını takiben 92-94 yılında Şemdinli Hudut Tabur Komutanlığı görevinde bulundu.

1996-98 yılında Paris Askeri Ataşe Yardımcılığına atanan SARIZEYBEK, 2002 yılında Türkiye'de Adli Kolluk konusunda, yüksek lisans yaptı. 

1998-2003 arasında Van, Manisa ve Şanlıurfa'da İl Jandarma Komutanlığı görevlerinde bulundu. Terörle mücadeledeki başarısından dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri Birinci Derece Gümüş Liyakat Madalyası ile onore edildi. 

Sarızeybek, 2005 yılında atandığı Ankara Uzman Jandarma Öğrenci Alay Komutanlığı görevinde iken albay rütbesinde, kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Emekli albay Erdal Sarızeybek, evli, iki çocuk babası olup çok iyi derecede Fransızca bilmektedir.

Halen araştırmacı yazar olarak terörle mücadelesini sürdüren Sarızeybek, Terör, Kaçakçılık,Siyaset ve Karakol Baskınları üzerine altı kitap yazdı. Bunlar;

Şemdinli'de Sınırı Aşmak,      Hesaplaşma,      Ya Gazi Paşa Duyarsa,      İhaneti Gördüm,      Son Harekat Kod Adı YAHUDA,      Ergenekon Gölgesinde İhaneti Yaşamak.

3.2- Konferans: Erdal Sarızeybek, Araştırmacı Yazar, Terörle Mücadele Uzmanı

 

Kıymetli konutlar... Beni devletim yetiştiştirdi.  Harbokulu günleri.., Fransa’da eğitim, huduta gönderiliş ve oralarda terorla kaçakçılığın buluştugu yerlerde çete saldırı ve savaşlarının içinde Jandarma subayı olarak Vatan Görevi..1992 de Şemdinli’ye atanmıştım. 1984 de teror örgütü Şemdinli’ye saldırmıştı. Reaksiyon yapılması gereken şekilde yapılmadı, zira o zamanın başbakanı Özal  olay için “üç beş eşkiya saldırısı” dedi.

E.Sarızeybek ilk görev yerine altı askerle yola çıkmıştır, yolda aracı pusulardan geçer mayine basar ve bir ağır yaralı ile karakola varır. Karakol 110 kişiliktir ve o gün 500 ü aşan terorist tarafından saldırıya uğramıştır. Savaşlar sabahın saat 7:00 sinden akşamın geç vakitlerine kadar sürer, 19  şehit verilir.  Saldırı durmştur.  Savaş sahası dolaşılır. Terorist cesetlerinde kimlik yoktur, bulunan teroristleri  civar köylüleri de tanımamaktadırlar. Barzani bölgesinden organze edilerek gelmiş olduklari tesbit edilir.

 

1992 de savcı ve kaymakamlarımız terordan korktuklari için evlerinden çıkamamakta ve ancak jandarma refakatinde görev yerlerine gidebilmekteydiler.

Benzeri saldırilar Şemdinli, Aktütün ve Derecik sınır karakollarına yapıldı. Saldıranlar her defa  karakoldakilerin sayısından çok daha fazlaydı. Arada 150 askerimize karşılık ca.800 terorist sayısal oranı vardı. Neticede 3225 köyün ca. 1,5 milyon insanı teror ve savaş korkusu ile yerlerini terkedip göç ettiler. Zira teroristler askere yardım etti diye köylüleri de öldürüyorlardı. Şimdi bu tedirginlik ve göç edişler için  yabancı ve taraf tutan medyada

“ asker köyleri yaktı “ deniyor.  Gerçekte asker köyleri sayı ve teçhizatça üstün olan saldıranlara karşı yeterince koruyamamıştı.

 

Savaşlar sırasında tabii ki öldürülen teroristlerin ölülerini gömmeye imkan olamazdi. 18 yıl sonra  terorist yanlılar konuşmacıya kimliği tesbit edilemiyen ve cesetleri dağlarda savaş sahasında bırakılmak zorunda kalınan  teroristler için Konuşmacı’ya “insanlari evlerinden alıp öldürdüğü” iftirasında bulunmş, delil olarak da o zamanlarda dağlarda kalan kemikleri göstermişlerdir.

 

Devlet yetkililerinin yapmaları gereken daha ilk saldırılar sonrası acilen olay yerlerinne gelerek inceleme yapmak ve gerekli önlemleri alıp duruma gelişmesine imkan vermeden çözüm getirmekti. Fakat Hükümetçe gereken ilgi gösterilmedi. Alevler büyüdü.

 

Daha geçen gün 10 Şehit verdik. Gereken stratejınin sınır karakollarımızın çok yakınında Barzanı bölgesinde mevzilendirilmiş terorist üslerinin dağıtılmasıni temin etmek iken, ve bu husus devlete bildirilmiş iken, Cumhur Başkanı Gül Genel Kurmay Başkanına askerlerimizin korunmasındaki yetersizliğin sebebini sorar ve yanıt ister (dostlar alışverişte görsünler deyimine uyar gibi)

Halbuki asıl araştırılması ve halka açıklanması gereken husus teroristleri kimin yetiştirdiği ve kimin onlara silah ve cephane vermekte olduğudur ve bu birçok defa saptanmıştır, çok iyi de bilinmektedir. Bahsedilmiyor, 6500 aşkın Şehidimiz vardır, gereken önlemleri almak devletin halkımıza borcu ve görevidir.  Halbuki bir milyar dollar karşılığında hükümet ABD ile anlaşma yaparak Türk Silahli Kuvvet’lerinin Irak topraklarında takibat yapmamasına imza atmıştır. Bu Anayasal bir suçtur, zira hükümet para karşılığında askerlerinin can emniyetini tehlikeye sokan bir anlaşma yapmıştır.   Anayasayı değiştirmeye bunun için de çalışıyorlar.

 

Bir güneydoğu haritası bölümünde, sınır karakollarımız Dağlıca, Aktütün  görünüyor. Onların altında sınır çizgisi ve bu çizgi altında Karakollarımıza çok yakın Avaşin ve Basyan terorist

Kampları var.  Dağlıca 2007 de bir defa, Aktütün 2008 de iki defa sınır aşılarak saldırıya uğradı. Askerlerimiz şehit edildi.  Artık sınır ötesi harekat kaçınılmaz olmuştu. 17.10.2007 de teroristlerin yeri iki gün öncesi gibi bombalanması beklenirken hükümet bu teskere yetkisini orduya vermedi. Bu müsaade verilmeyince teroristler baskın yaptı, esir bile aldı. O tarihlerde yapılan bir televizyon konuşmasınIn daha ilk beş dakikasinda Konuşmacı durumun analizini yaparken “ Dağlıca sorumlusu hükümettir”  deyince derhal yayın kesilir.

 

Dünyada hiçbir ülkede “Mehmetçik” yoktur. Sadece “Mehmetçiğin anası” oğlu ölünce “Vatan sağolsun” diyebiliyor, bu dünynın hiçbir yerinde yok.

 

“T.Erdogan’a  “ben halkın iradesini temsil ediyorum” diyorsun, halbuki 5.11.2007 de Bush’la görüşmeye gidiyorum dedin ve  Mehmetçik’e yardımı esirgedin, Bush’a danışmadan karar veremedin!” göndermesini yapıyor konuşmacı.

Yardımı esirgiyenler Yüce Divan’da yargılanmayı hak ettiler, yargılanacaklar-dır.

 

“Karakolu neden koruyamıyorsunuz?” diye sual sorarak herkezi aldatıyorlar. Zira bir Kürt devleti kurulması planlanmış durumda.

 

1918 den sonra Sakarya’ya kadar ülkemiz işgal edilirken Avrupa ve Amerika’nın tasvibi vardı. Şimdi karşımızda bir Israel-Kürdistan projesi var.

Sevr projesinde Kürdistan, Israel projesinde Kürdistan ve ABD- BOB projesinde gene Kürdistan yer alıyor. Tarihte  Yahudi idaresinde bir Kürt devleti varken onu Babil yıkmıştı. Uğur Mumcu “Barzani Yahudi ajanıdır” diye ilan edince, 10 gün sonra öldürüldü. Haritayı çizdiren Israeldi ve harita Israel-Barzani-Imralı üçgeni üzerinden anlaşılarak çizildi.

 

Bizim sorunumuz: bizim Hükümetimiz bu projenin içinde mi, yoksa mücadele ediyor mu? şüphesi..

 

30.081992 de Alan karakolu (19 şehit), 13.09.1992 de Aktütün karakolu (22 Şehit), 27.9.1992 de Derecik karakolu ( 33 Şehit) saldırıya uğradılar.

Bir tarihi fotograf (30.08.1992 den)  bir gurup resmi gösteriyor, aralarında Özal ve General Eşref Bitlis var, gelmişler,ve kendilerine “Karakol 150 kişi, saldıranlar ise 500 lerin üzerinde, Irak’taki Çekiç –Güç bölgesinden geliyorlar, silahları bizimkilerden modern ve üstündür...”

Diye anlatılmış. Özal dinlemiş ve gitmiş.

 

Notları yazanın Internet alıntısı: (17.02.1993 de  CIA  General Bitlis’i önceki iki defa başarısız neticelenen helikopterini düşürmek denemesinden sonra direkt bir sabotajla uçağını düşürmek suretiyle öldürdü.) 

 

Özal siyasetiyle örgüt silahlı güç oldu.

Silahlı güç olan PKK’ya gene ABD yardımıyla sınırkapısı Habur açıldı, gelen teroristler Terorist elbisesiyle geldiler, kahramanlar gibi karşılandılar özel mahkemede yargılandılar böylece ve T.Erdogan siyasetiyle örgütün siyasi kimliği tanındı.

70-75 yaşında olan insanlar 4 gün gözaltına alınıyorlar, makemeye çıkarılmıyorlar, teroristler ise “ben talimatla geldim,örgütten kaçmadım,pişman değilim” diyorlar, bu hoparlörde ilan ediliyor ve serbest dolaşıyorlar. Bu niçin yapılıyor?  Hükümet bizi kardeş kavgasına mı götürüyor?  Düşünmeliyiz.

 

Kardeş kavgası vermiyeceğiz, gerçeği görmeliyiz, Şehitlerimiz’e işkence verenler pisikopat ruhlu insanlardı, ve bu katiller devlet içinde adam yapıldı. PKK nin gösterdiği adayların hepsi seçilecek, AKP liler de PKK ya geçecek.

90 li yıllarda kadınlar bile teroristlere karşı savaştılar. Fakat sonra ne oldu? Hükümet halk ile teroristi birleştirdi ve işte bu yaratılan en tehlikelisi, zira halkın önüne kimse geçemez, Kürt ve Kürtçe üzerinden yayınlar, küresel teror örgütü, bir mafya şirketi halinde çalışıyor. Teroristin artık dağa çıkmasına gerek kalmadı, Adalet bakanı izniyle içimize giriyor, parası Isviçre’den diğer dış ülke  bankalarından geliyor, silahsız ordusunu kurmasına devlet yardım ediyor. Ağalar halkı sömürmeye devam ediyor, insanlarımız hepsi göç etmiş, yarısı terorde,yarısı sefalette. 

 

Uygulanan feodal düzene,göçlere süratle çözüm verilmez ise Kürt ve Kürtçe açılımının varacağı yer Türk devleti içinde bir Kürt devleti kurdurmaktır. Bu ise barış içinde yaşamamızı temin eden Ulus devleti parçalamak içindir.

 

M.K.Atatürk “demokraside tek güç vardır o da devlettir” diyor. Ağalar isyan ediyor, doğu ve güneydoğudan seçilen milletvekillerinin hepsi orta çağın derebeyi. Bugün 272 aşiret var. Toprak ellerinde, devlet yatırımları ellerinde. Bir Mir Mengir Fırat deyince (mir = ağa) anlıyorsunuz ki karşınızda ağa var.

 

M.K.Atatürk süresinde Cumhuriyetimize isyan edenler yeniden devlet içinde devlet oluşturuyorlar. Kürtçeyi serbest yapmak, “Kürt açılımı” sadece küresel projelere hizmet eder, halkı ezen Feodal yapıyı değiştiremez.  Oğlunun düğününde gelen takıları 250 milyar olduğu  yaptığı servet beyanından öğrenilen T.Erdoğan için şu olayı düşünmemek elde değil:

90 lı yıllarda konuşmacın tanıdığ bir görevliye oğlunun düğününde 3 altın takıldı diye o görevlinin rüşvet alma şuçu ile ceza olarak yeri değiştirilmişti.

 

Bizi Yugoslavya gibi ayrıştırmak zordur, zira biz birbirimizle hep akrabayız, o halde bizi çatıştırmaya götürmek planlanmıştır. Ya birlikte yaşıyacağız ya da yokolmaya gideceğiz.

Çatışırsak yok oluruz. Bunun için de bizi çatıştırmaya götüren siyaseti değiştirmeliyiz.

 

Ordumuza saldırının temeli küresel projenin uygulanmasıdır.

Kıbrıs’tan çık... Çıkmam, Barzani’ye yardım et... Etmem, Afganistan’da savaş yap...Savaşmam. diyen sadece Türk Silahlı Kuvvetleri.

 

Isviçre’de Ermeniler’le anlaşma yaptılar.  Şerefli Lozan’ anlaşmasının yapıldığı ülkede!!!

 

Ordu içinden de rand teminini ön plana alan, ülkeye ihanetten çekinmiyen insanlar çıkmıştır, çıkmaktadır.  Isveç’ten bir emekli alay komutanı Albay, Kanada’dan ortaya çıkmadan tanıklik yapan Güney gibi, çarpıtılmış, doğru olmıyan iddialar gönderiyor.

Avrupada Zübeyir, Karadere,Gülabidere gibi PKK teroristlerinin konuşma yaptığı binada aynı anda Türk Dışişleri bakanı görüşme yapıyor...

 

Adalet demek vicdansızlık değildir, siz Diyarbakır BelediyeReisi Osman Baydemir ve Adana Belediye reisini mukayese ederseniz, aynı işlemlerde Adana Belediye Reisini derhal görevden alırken diğerini görevde bırakırsanız adalet uygulamış sayılamazsınız.

 

Taraf gazetesinin TSK’ ne karşı saygısız bir Başlığıni izliyoruz:   “Geçti o günler cancağazım”...

Ayni gazetede Konuşmacı için de 03.06.2009 da Teroristlerle uyuşturucu işi yapıyor başlığı ile yazı çıkıyor. Konuşmacı mahkemeye gidiyor, iftira davası açıyor, davayı kazanıyor. Yargıç kararında aynı gazetede tekzip (haberin yalanlanması) da var, ancak gazete bunu henüz yapmış değil. Bu suçtur, konuşmacı yasal yol gereği savcılığa başvurur, savcılık üç aydır “dosyayı incelemektedir!!!”.

 

Atatürk Türkiyesi fakir haliyle Osmanlı borçlarını ödedi, bütçesinde 15 milyon TL fazlalık vardı. 1926 da uçak yapıldi ve  uçaklar dış ülkelere bile satıldı, 1961 de Devrim otomobili yapıldı.

Kıyaslamak için bugünkü Türkiye’ye bakınız; yüzlerce milyar $ borçlanmışız...

Başbakan Diyarbakır’a gidiyor, halk reaksiyondan korkusundan kepenkleri kapıyor.Et ithali hayvancılıkla geçinenlere darbe, fakir halk kitleleri daha da fakirleşmekte, Doğu, Güneydoğu halkı cehaletten yanıyor.

 

Bir hafta doğu ile bati okul öğrencileri arasında yapılacak bir öğrenci mübadelesi (değiş tokuşu) doğuya aydınlık getirecektir. Tabii milli eğitim bakanlığı yardımıyla.

EU (AB) ülkelerine “ 30 yildır terore destek veriyorsun, ey EU  buna son vermez isen ilişkileri gözden geçiririm, ” desek hemen koşar gelirler. Veya Kıbrıs’i Hatay gibi alırız desek gene koşa koşa gelirler.

 

“Hiçbir siyasi parti üyesi değilim, hiçbir yerden gelirim yok, iki çocuğum var biri iş arıyor” diyor sayın Sarızeybek.  98 modeli 200000 km. deki otomobili ilave 100000 km. yi ülke insanları yararına ülke içi dolaşmalarında yapmış.

Halkımızın 2/3 nü gördüğünü söylüyor, “AKP bizim bir partimiz fakat onun siyaseti bizim siyasetimiz değil, bilse ki halkımız o siyaset kardeş kavgasını hazırlıyor, rey vermez” diyor. Halk devletten köklü yardım bekliyor, halbuki bankaların 70% si yabancı elinde kar olarak dışarı çıkardıkları paralar yılda 5 milyar $. Butün Doğalgaz çıkarma ve ışletme yetkisini USA ’ya satmış hükümet. Trakya’da bir vatandaş arsasında doğalgaz buluyor evinin enerji ihtiyacı için çıkarmak istiyor, izin verilmiyor zira gaz USA nın.

 

Bir suç davasına Ergenekon ismi verilmez, Ergenekon Türk milletinin kurtuluş destanıdır.Insanları neredeyse ben Türküm demeye korkutuyorlar.

 

Sandığa giderken  “Kardeş kavgasını önlemek için,  şirketlerimizi geri istiyoruz diyerek, çocuklarımızın geleceği için diyerek rey vereceğiz”.

Herkeze saygım var, sandığa vatan için gidin, 10% üstünde olan partiye oy verin.  Ilk hedef bu siyaseti değiştirmek olmalı. Ondan sonra küçük partilerin de katkısını sağlamak mümkün.

 

Bilge Kaan “ Birlik olursan seni kimse yenemez” , ve    Mustafa Kemal Atatürk “ söz konusu vatansa gerisi teferruattır”  diyorlar.

 

 

Sualler ve yanıtlarından özetler:

 

S.-Her yapılan iş namusluca yapılmıştır diyebilir miyiz?

Y.-Ülke iyi yürütülseydi bugünkü sorunları yaşamazdık, M.K.Atatürk’ün ışığı Şemdinli’ye

Kadar ulaştırılsaydı bugünkü konuları konuşmazdık. Silahli teror 1991 de başladı, T.Erdoğan onu siyasete çekti. Bizim yapacağımız tarihten ders çıkarıp yarın ne yapacağımızı düşünmektir.

 

S- NATO’ya GLADIO’ya hayır diyen bir parti var mı?

Y-Bir süreç var, birçok kaynaklarımızı, şirketlerimizin kontrolunu, bankalarımızı yabancılara bırakıyoruz, yeraltı kaynaklarımızı, insan yönetimimizi elimizden alıyorlar. Kimliksiz bir toplum yaratılması durumu var. Toplumumuzun tarihini siler, kaynaklarını elinden alırsanız,

 -ki durum ülkemizde oraya götürülüyor-  100 yılda Anadoluda Müslümanım diyen Türk bulamazsınız, Anadolu’ya yeniden Bizans gelmiş olur.

Jacques Chirac (Fransiz Cumhurbaşkanı) 2000 de “ben bir Bizans çocuğuyum” ve “Bush 2002 de Haçlı seferi başladı” dediler.

Bunlar kimliğimizi yoketme niyetlerinin pervasızca.açığa vuruluşudur.

Bizi silmeye çalışan bir çark var, bu çarkı durdurmamız gerekli. Ilk adımda 10%  u geçen partilere destek vermenin önemini o nedenle işaret ettim.

 

Size anlattıklarımı anlatan bir tek aydın yok. Bizi gerçeği göremez hale getirmek istiyorlar.

Genel Kurmay Başkanı “biz tarihten ders alıyoruz,hataları gördük. Türk Ordusu bu süreçten çok güçlü çıkacaktir” dedi. Bu ümit vericidir.

 

Devlet ve küresel güçler TSK hedef aldılar ve saldırıyorlar.

Devlet ise T.Erdoğan ağzından “Ordu gazete suçlamalarını temizlemeli diyerek Ordu’yu suçladı. “Aslında T.E. bize  M.K.Atatürk’ün değerini arattı, bunu   “Ben şahsan ihaneti gördüm”   kitabımda yazdım” .

Kurtuluş savaşına başlarken Gazi için Padişah “asın” demişti, Şeyhüslam “katli vaciptir” demişti ve kimse dinlememişti. Bugün zorluk düşmanın içimizde oluşunda. Bu zihniyeti sağduyu yokettirecek.

 

S-10% u konu ettiniz, ulusalcı partilere haksızlık olmuyor mu?, önce Referandum önemli .

Y-Çarkı durdurmak gerekli, zira halk elden gidiyor, şu anda 10% u aşan iki parti var, ilk adım referanduma “hayır” demek. “Biz ülkemizi satmak istemiyoruz” diyerek bu siyasetin elinden devlet gücünü alalım. AKP nin elinde olan devlet gücüdür.  Bunu almak için zamanımız kısadır.

Işçi partisi,Ulusal Kanal, Ülkü Ocakları bugünkü konferansta konuşulanlara destek veren fikirlere sahipler.

Önemli olan halkımızı birleştirmek birbirinden kopmasını engellemektir. Bugünkü Işçi Partisi programı M.K.Atatürk’ün  programıdır. Şu anda en önemli olan bu süreci durdurmaktır. Halkımızı terore teslim ettiler, halbuki PKK zihniyeti onlara ekmek un bile vermiyecek.

Sınır Karakollarında Jandarma Komutanı olarak görev yaptığı yıllarda taciz edilen çivar köylerin halklarına “satın koyunlarınızı, silah satın alın,asker yanında savaşın” dedim, yaptılar.

Işte şimdi o insanlar yalnız bırakıldılar, o insanlar haklı olarak isyan ederlerse en tehlikelisi bu. AKP arkasında halk yok, devlet gücü var.

 

S-Bizim helikopterleri ne ile düşürdüler, Iran PKK ya destek veriyor mu?

Y-Hakkari güneyinde Iran- Irak arasında Avaşin ve Hakurk toplanma kampları var PKK nın.

Özal’in USA ile çalıştığını Uğur Mumcu ve General Eşref Bitlis görebildiler. Ikisi de öldürüldüler. (üzerine devletçe gidilmiyen deliller Mumcu’nun Israel ve Bitlis’in CIA tarafından öldürüldüğü yönündedir.)

Stinger,Strella füzelerini Bulgarlar’dan Ruslar’dan satın alıyorlardı, ama bugün PKK direkt Israel tarafından eğitilmekte. Konuşmacı Eşref Bitlis geldiğinde önerir “Irak’da açık pazar var biz de silah satın alalım takviye edelim askerimizi” der. Silahlar alınır 27.09.1992 de, fakat getirilemeden Derecik karakolumuz basılır 33 askerimiz Şehit olurlar. Silahlar da yok olmuştur. Bunun üzerine erlerin 30 TL aylıklarıyla açık pazardan tekrar silah alınır ve savaşta kullanılır. Ihanet öyle ki görmek kolay değil.

12.04.2007 de sayıları 20 bine ulaşan teroristlere karşı harekat yapamadığımız için 100 den fazla şehit verdik. Biz ihaneti fiilen yaşıyoruz.

 

S-10% adaletsiz sistem, büyük partiler bazı tavırlarından vazgeçip küçük partileri davet etmeli.

Y-Biz birleşip bu siyaseti değiştirmeliyiz. Ellerinden devlet gücünü almak gerekir, Geçmişi tartışmanın bize faydası yok, geçmişten ders almalıyız.

 

   Konferansla ilgili dinleyici özetlemesi: Mak.Y. Müh. U. Kabartaş/ 22.05.2010

Joomla templates by a4joomla