Tarih ve şehir: 05.04.2009 Le Meridien  Parkhotel,  Frankfurt/M

Konferans Konusu: Türk Dış Politikası, Neler oluyor? Nereye gidiyoruz?

1- Program Sunusu, Konuşmacının özgeçmişi: Murat Çavuş  HE-ADD Yönetim Kurulu
2- ADD-Adına Konuşma:
Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı
3- Sunuş Konuşması: T.C. Frankfurt Başkonsolosu Ilhan Saygılı
4- Konuşmacı: Dr.Osman Faruk Loğoğlu Türkiye eski Washington Büyükelçisi,ve TC eski Müsteşarı

1.1-Konuşma şeitlerimiz, ve M.K.Atatürk adina yapılan saygı duruşu ile açıldı.

 

2-ADD-Adına Konuşma: Y.Müh. Mahmut Telli HE-ADD Ffm Başkanı

T.C. eski Washington Büyükelçisi Sayın Dr. Faruk Loğoğlu, T.C. Frankfurt Başkonsolosu Sayın İlhan Saygılı, T.C. Mainz Başkonsolosu Sayın Aydan Yamancan, değerli dernek başkanları, değerli medya mensupları, değerli konuklar, değerli Atatürkçüler ve sevgili gençler, hepinizi saygı ile selamlıyorum; hepiniz bugünkü etkinliğimize hoş geldiniz.

Son yıllardaki küresel değişimin getirileri ve götürülerini düşündüğümüzde bu değişimin ülkemize etkilerinin neler olacağını düşündük.  Son yıllardaki AB ve ABD ilişkilerimizi düşündük.  Ortadoğudaki devletlerle özellikle İran ve Arap dünyası ile artan ilişkilerimizi düşündük.  Kıbrıs meselesindeki son durumun ne olduğunu, terörle mücadeleyi ve Ermeni sorununu düşündük.  Arap İsrail ilişkilerinin çevreye etkisini düşündük, ve dünyada ve çevremizde neler oluyor dedik; Türkiye nerelere gidiyor dedik... Ve bu konuları bizlere anlatması ve bizi aydınlatması için, T.C. eski müsteşarı ve bir önceki Washington Büyük Elçimiz okul arkadaşım Sayın Dr. Faruk Loğoğlu’nu davet ettik.  O da bu davetimize icabet ederek dün geldi misafirimiz oldu. Bugün bu konularda bizleri aydınlatacak.   Kendisi dış politika uzmanı olduğu için sadece dış politikaya değinecek.  Ben de ‘Türk siyaseti liderler tarafından yönetilir’ varsayımından yola çıkarak iç dinamiklerimiz açısından, yani iç dinamiklerin seçtiği liderlerle Türkiye nerelere gidebilir ve bu dünya konjonktürü ile Türkiye nerelere sürüklenebilir sorularına cevaplar arayarak konuyu, her ikisi de okuldaşım olan uzmanlarına bırakacağım.  Frankfurt Başkonsolosumuz Sayın İlhan Saygılı ODTÜ Uluslararası bölümü  mezunu.  Ben de milattan önce 1961 yılında ODTÜ’den mezun olan ilklerdenim. O nedenle Sayın Saygılı ile okuldaş oluyoruz.  Sayın Dr. Faruk Loğoğlu ile TAC inde beraber okuduk.  Sayın Loğoğlu benden 3 sınıf daha sonraydı ama okul çok küçük olduğundan birbirimizi iyi tanırız.

Değerli konuklar,

Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 te kuruldu.  Aradan 85 buçuk yıl geçti.  Son yıllarda farkediyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Cumhuriyetin vaat ettiği hayat tarzını büyük çapta benimsemiyor.Yani kılık kıyafetimizi, tutumumuzu, modern yaşam tarzımızı benimsemiyor.  Ortaya çıkan bir gerçek var ki  Cumhuriyetle birlikte Osmanlı’dan devralınan, daha çok din referanslı, muhafazakar hayat tarzını benimseyenlerin çoğunlukta olduğu bir ülke olmuş Türkiye’miz.  Muhafazakarlar aşağı yukarı % 70 civarında.  Yalnız muhafazakar deyince yanlış anlaşılmasın.  Türbanlı ya da şeriat yanlısı demek istemiyorum.  Bu %70 in içinde çok mutaassıp da var, modern muhafazakarlar da var; laik de var anti laik de var; şeriat karşıtı olan da var şeriatı arzu eden de var.  Yani bu %70 çok geniş bir tabir.  1950 den beri yapılan seçimlerde halkımız devamlı olarak muhafazakar partilere oy verdi ve hala da vermekte. Son seçimler de yine aynı resmi gösterdi.

Ortada bir de Fetullah Gülen gerçeği var. Gülenin arkasında bir ABD var. Örneğin 2003 yılında ABD de ‘Universıty of Texas’ Gülen’i, Martin Luther King Jr. gibi, Mahatma Gandhi gibi, Dalai Lama gibi barış kahramanı ilan etti.  Onun ardından İngiliz Lordlar Kamarası Güleni selamladı onurlandırdı. Gülen’in gücü ve maksadı malum. Hepiniz biliyorsunuz, burada tekrarlamama gerek yok.

Beni esas düşündüren, bu muhafazakarlık giderek artacak mı yoksa azalacak mı sorusu.Muhafazakarlık bir mahalle baskısı olacak mı yoksa olmayacak mı sorusu.      

Ortadoğuda durum, her zaman olduğu gibi çok karışık. Amerika gelmiş güney komşumuz olmuş. Bitmez tükenmez bir İsrail Filistin savaşı var. Rejimiyle, iktisadi yaşamıyla, petrolüyle ve teknolojik gelişimiyle güçlü ve modern yaşama karşı direnen mollaların yönettiği, bir İran var. Teröristleri barındıran suriye var, Irak var. Kıbrıs meselesi var, Ermeni diyasporasının beslediği bir Ermeni meselesi var...Bu kadar karışıklık arzeden bir coğrafyada ve bu şartlar altında Türkiye’nin politkası nasıl olur? Atatürkün çizdiği Yurtta barış dünyada barış prensibiyle yoluna devam eden Türkiye bu durumda neler yapabilir nerelere gidebilir?

Türkiye’nin kaderini önümüzdeki yıllarda bence Ortadoğu çizer. Eğer Türkiye Ortadoğuda kazanarak yüzünü Avrupa’ya dönerse, daha yumuşak bir muhafazakarlık yaşarız. Ama ya Ortadoğuda kaybederse, muhafazakarlık çok artar. O zaman ne olur? Türkiye daha muhafazakar bir hayatın yaşandığı ve muhafazakarların kanunlarının geçerli olduğu ve azınlıktaki kesime mahalle baskısının uygulandığı bir Türkiye olur. Tabii böyle bir Türkiye’nin insanları da muhafazakar hassasiyeti yüksek partilere oy verir. O nedenle İslam’cı partiler ön plana çıkar, ya da muhafazakar olmayan azınlıktaki partiler kendilerini değiştirerek muhafazakarlardan oy ister.

Şimdi kendi kendime soruyorum. Muhafazakarlık artarsa, mahalle baskısı artarsa ne olacak?  Örneğin 10 yıl sonra Genel Kurmay Başkanının eşi türbanlı olabilir mi?  Şöyle bir düşünün, 3 yıl önce ne diyorduk? ‘Türban katiyen Cumhurbaşkanlığına giremez; Girerse kıyamet kopar’ demiyor muyduk?  Şimdi türban Çankaya’da...

Türkiyenin geleceği, iç dinamikler kadar dünyadaki konjonktüre, dengelere ve yaşanacak süreçlere de çok bağlı olacak.  Eğer küresel ekonomik krize çözüm bulunamaz ve dünya ekonomisi çökerse tabii ki bu krizin Türkiye’den teğet geçmesi mümkün olmadığı için önümüzdeki yıllarda, bugünden çok daha istikrarsız, çok daha ekonomik sıkıntılar çeken ve buna karşılık dinsel ve milliyetçi değerlerin çok daha güçlü olduğu bir ülke olabileceğimizi söyleyebilirim. Ama dünyanın bu ekonomik krizden çıkacağını ve küresel adaletsizlik alanlarına çözüm bulacak şekilde bir düzenlemeye doğru gideceğini düşünüyorum.

Eğer Türkiye, dünyanın yeniden yapılanmasına paralel olarak, hem dış politikada hem ekonomik yapılanmada önemli bir aktör olarak yer almak istiyorsa muhakkak kendi iç istikrarını bugünkü yapılamadan çok daha adaletli, çok daha demokratik, çok daha istikrarlı olarak yapılandırmak zorundadır. Bu da sadece siyasi partilerle değil, aynı zamanda askeri bürokrasi ile, yargı bürokrasisi ile, ekonomik aktörlerle ve sivil toplum örgütlerinin destekleriyle olacaktır.Eğer bu tercihlerde çok netlik olmazsa Türkiye daha da muhafazakarlaşabilir.

Bugün Türkiye’de aktif ve yapıcı bir dış politika var.Öbür taraftan da hem Amerika’da hem Avrupa’da yapılan tartışmalara baktığımızda ana soru Türkiye’yi kaybediyor muyuz?  2002 den bugüne kadar bugünkü hükümetin yönetimi içinde Türkiyedeki dış politikanın önemli bir dönüşüm gösterdiğini, çok aktif olduğunu ve bunun da Türkiye’ye bir saygınlık kazandırdığını biliyoruz. Fakat bunun çok uzun sürmediğini de biliyoruz. Çünkü içinde ılımlı İslam tahlilini de barındırıyor. Kanımca Türkiye bu politikadan zarar görmeye başladı ve iç istikrarsızlıklar ortaya çıktı. O yüzden bugün Avrupa’da ve Amerika’da Türkiye’yi kim kaybetti? sorusu tartışılıyor. Türkiye’yi nasıl yeniden kazanacağız? sorusu tartışılıyor. Bu tartışmaların önemli yanıtlarından biri de şudur: Batı Türkiye’yi ılımlı İslam olarak görme ve gösterme eğiliminden vazgeçmeli ve Türkiye’de demokrasiyi desteklemek ve güçlendirmek üzerine bir söyleme geçmeli...

Bu etkenleri inceledikten sonra Türkiye’nın dış politikasına biraz daha değinmek istiyorum. Son yıllarda Türkiye, İran ve Ortadoğu ülkeleriyle yeniden yakın ilişkilere girmeye başladı. Şimdi Ortadoğu’da ABD, İran ve AB gibi büyük güçler var. Artı olarak İsrail var. Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyetinin Ortadoğu’daki varlığı, gücü, etkisi ve rolü, taraf tutmadan dengeli bir dış politika izleyerek İran, İsrail ve Arap ülkeleriyle yakın ilşkilerde bulunarak sağlanabilir. Türkiye bunu geçmişte yaptı ve bugün de yapmaya muktedirdir.

Kendimize ‘Türkiye bir gün AB’ye üye olabilir mi? Olabilirse ne zaman olur?’ gibi bir soru yönelttiğimizde bu sorunun cevabı şöyle olabilir: Türkiye’nin AB’ye girebilmesi, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik performansına bağlıdır. Her nekadar aralarında Almanya ve Fransanın da bulunduğu bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı tutumu ve tavrı AB’ye giriş hazırlıklarını yavaşlatsa ve zayıflatsa da, en önemli faktör gene Türkiye’dir. Ecevit hükümeti döneminde başlayan ve AKP’nin 2002-2004 yılları arasında devam ettirdiği reformlar aynı hızda gerçekleştiği sürece ne Almanya, ne Fransa ve ne de başka bir ülke Türkiye’nin AB’ye katılımını engelleyemez.  Reformlar ne kadar hızlı ve ne kadar köklü olursa AB sonucu da o kadar engelsiz ve o kadar çabuk gelir.  Bulunduğu bölgede en geniş nüfusa sahip olan Türkiye’de Türk halkının maddi varlığı, eğitim düzeyi ve ekonomik üretkenliği arttıkça Türkiye Avrupa değerlerine ve insan haklarına daha çok yaklaşacaktır... Bunlar benim bu konudaki görüşlerim.

Sorunun esas cevabını da uzmanlardan dinlemek gerek. AB üyeliği gerçekleşecek mi? Başbakan ve AKP’nin Avrupalılar gözünde samimiyetini  kanıtlaması için nasıl bir sınav vermesi gerekir? Örneğin Ermeni soykırım iddialarını kabul edecek miyiz? Kıbrıs sorununu Rum istekleri doğrultusunda mı çözeceğiz. Terörü nasıl durduracağız? Esas mesele bunlar. Bunları ve diğer politik konuları bugün konunun uzmanı olan Sayın Dr.Faruk Loğoğlundan dinleyeceğiz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim

3- Sunuş Konuşması: T.C. Frankfurt Başkonsolosu Ilhan Saygılı

 

“....Bazı mesleklerde ustalık ve işçilik ayrımı vardır, bazı ustalar çok büyüktür.Büyük Elçimiz de onlardan biridir. Zira hem Büyükelçilik hem de Müsteşarlık yapmıştır. Bugün onu dinlemek için bulunmaktan kendimi şanslı sayıyorum. Yüreğinizden sevgi hiç eksik olmasın.”

 

4.1- Konuşmacının özgeçmişi (Wikipedia’dan): Osman Faruk Logoglu (1941)  2006 da emekli olarak Dışişleri Bakanlığindaki görevinden 35 yıllık çalışmadan sonra ayrılmıştır. Şu anda Türkiyede önemli bir düşünce üretimi gurubu olan Ankara’daki Avrupa-Asya Stratejik Araştırmalar  Merkezi (ASAM) da başkandır.

 

Politikadaki kariyerinin başlangıcında Büyükelçi Loğoğlu kendini, Türk Delegasyonunun ilk Avrupa Birligi Sekreteri olarak (1973-1976) Yakin Doğu ve Avrupa ile ilgili alanlara daha sonra Dhaka Bangladeş üzerine (1976-1978) konzentre etmiştir.

 

1980 lerde bilaterale politik konuları ele almış, Birleşmiş milletlerde Kıbrıs ve Yunanistan konularında devamlı Türk danışmanı ve temsilcisi olarak (1980-1984) ve daha sonra Türkiye’nin Almanya Hamburg Başkonsolosu olarak (1980-1984) bulunmuştur. 

 

Bunlardan başka Genel Direktor vekili olarak Ankara’da Dışişleri Bakanlığının özel danışmanlığını (1989-1993) yapmış, oradan Büyükelçi olarak Kopenhag/Danimarka da (1993-1996) ve onu takiben Baku-ve Ayzerbaycan’da (1996-1998) görevlendirilmiştir. 

Büyükelçi Loğoğlu 1998 de Baku’den ayrılışından sonra ayni tarihde multilateral politik konularda Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak 2000 yılında ABD ye Türkiye Büyük Elçisi olarak gönderilinceye kadar kaldı , ABD deki görevi 2005 de sona erdi.

 

Ismet Inönü ve Modern Türkiyenin Gerçekleştirilmesi konusunda bir kitap yazmış, bu kitabında Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanının hayatını ve zamanını anlatmıştır. Ayrıca dışişleri konularında ingilizce lisanda muhtelif gazetelere yazmıştır.

 

Anlatılanlardan başka Türkiyenin UNESCO –Komisyonunda temsilcilik Başkanlığı, Yerel Felaketlerde Gönüllü Yardımcılar Kurumunda Başkan ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Çalışmalar Merkezi Yönetim kurulunda görev yapmıştır.

 

Logoglu Politik bilimler Bakaloryasını Brandeis Universitesinde bitirmiş,  Politik Bilimler Kolunda Princeton Universitesinde Doktora yapmıştır.

 

4.2- Konferans: Dr.Osman Faruk Loğoğlu

 

Bir toplumun ilerlemesi için 1) Kadın erkek eşitliği, 2)Çağdaş kaliteli eğitim gereklidir.

 

Dış politikada sormuşlar S.Demirel’e: Türk ekonomisi bir kelime ile nasıldır?  Yanıt: “Bir kelime ile iyi, iki kelime ile iyi değil derdim”  şeklinde olmuştur.

Türkiye Dış Politikası için de benzeri yanıt verilebilir; “Türk politikası nereye gidiyorsa, Türkiye de oraya gidiyor.” Zira dış politika içerideki eylemlerin bir uzantısıdır.

 

21 ci yüzyılda Türkiye ordusu, kültürel alanı, coğrafyası ve ekonomisiyle dünyadaki ilişkileri etkiliyebilecek durumdadır.

Her olay politika açısından bakıldığında ülkeyi hemen etkilemekte ve bu nedenle de dışarıda ve içeride uygun karar almayı gerektirmekdedir. Artık “ bu bizim iç işimizdir, karışamazsınız diyemiyoruz, ancak içeride toplumu nereye götürüyorsanız dışarıdaki refleksiyon ona göredir.

Eğer bizim ülkede dinci bir durum yaşanmaktaysa bu dışarının tavrını da etkiler. Aceba Türkiye batıdan kopuyor mu? Veya dış politikasi eksen mi değiştiriyor? Suallerinin yanıtları da bakış açısına göre relativ. Laiklere göre “evet”, dincilere göre “hayır, gelişme var”.

 

Küreselleşme dünyayi küçülttü, bilgi yağmuru arttı,uzun vadeli stratejik planlamalar yerine günlük olaylarla mücadele uğraşısı var. Bu ne öğretiyor? Müşterek sorunlar devreye giriyor.

 

Önümüzdeki 20-30 yıl ne getiriyor Türkiye için?  SSCB yıkılınca USA rakipsiz tek güç oldu, bu on yıl sürdü, Rusya,Hindistan, Çin, Brezilya Avustralya v.b. gelişmiş endüstiri devletleri olarak diger bilinenlerin yanında yer aldılar. Dünyada sorunların artması, çatışmalar, anlaşmazlıklar var,uluslar üstü terorizm var. Bu Türkiyenin de önemini arttırıyor.Zira Türkiye birçok anlaşmazlıkların, uygarlıklar savaşının, çelişkilerin,anlaşmazlıkların merkezinde bulunuyor coğrafyası ile. Istanbul’da “Medeniyetler ittifakı” toplantısı yapılacak önümüzdeki günlerde.Batıyı Ispanya, diğer gurubu Türkiye temsil ediyor. Yakın gelecekte enerji temini tablosu birçok ülkeler için en sıkıntılı konulardan biri olacak. Konuşmacı inanıyor ki Türkiye bu nedenle gelecekte de önemli konumda kalmaya devam edecek. Geleceği M.K.Atatürk’ün kurduğu ilkelere sahip çıkmasına bağlı.

“Atatürkçülüğü sloganlar olmaktan, kalıplarda kalmaktan çıkarıp yeni düşünce sistemlerinin doğru taraflarıyla birlikte geliştirmeliyiz “ diyor Dr.Loğoğlu.

Ülkemizin geleceği laik ve demokratik vasıfları korumasına bağlı.

 

Her insan kendi inançlarına baglı olabilir, dini referanstan önce laik bir kafaya,alt yapıya sahip olmadan hoşgörü gösteremezsiniz.

 

Türkiyenin konumunu etkiliyen ölçülerden bazıları 1- Nato (bu aynı zamanda TR.’ Nin Nato’ya bakış açısıdır. Mesela Afganıstan konusunda sahip çıkmak doğrudur.)

2-AB konusu. Türkiye AB ye üye olmalı ve olacaktır. TR. AB ye girmeye AB den daha çok hazırdır. AB de yapılan anketlerde  “hayır” diyenler 50% üzerindedir, ancak onlara TR birgün gireceğini düşünüyor musunuz? Derseniz yanıt gene 50% üzerinde fakat  “evet” dir. Konuşmacı bu konuda Radikal gazetesine bir makale yazmiş ve onda da bu yargısını belirtmiş, AB ye girmenin mahalle baskısını kaldıracağını da düşünmekte. “Evrensel değerleri paylaşmış oluruz” demekde.

Hillary Clinton Türkiye’de Türk laik kadınları toplantısına katıldı. Konuşmacı Obama’nın Türkiyenin laik demokratik bir devlet kalmasını istiyeceği görüşünde.

3- Kıbrıs’da Annan Planını doğru bulduğunu, ancak bu plan uygulanmasında geçkalındığını söylüyor konuşmacı.

“Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi lazım, ancak 24 nisanlarda Amerikan başkanlarının yaptıkları konuşmalarda kullandıkları “soykırımı” kelimesinin çıkarılması yaklaşıma yardım eder. Bu nedenle Türkiye adımlarını 24 nisan konuşmasindaki tavıra göre atmalıdır” diyor.

 

Nato genel sekreteri seçimi sırasında reaksiyon doğruydu, zira Rasmussen süresinde ülkesinde en katı yabancı yasaları çıkarıldı, Kürt yayınlarına müsaade var. Bunlari öne getirmek yerindeydi. Karikatürlere müsaadeyi kritik gereksizdi. Neticede Türkiye çark etti, Türkiye rebelyon yaptı denildi ki genel netice olumlu olamadı.

 

“Söylenenler dinleyicilerden bazılarının kulağına hoş gelmedi, fakat 35 yıl dışarılarda çalışan olarak düşüncelerimi paylaştım.” diyerek Sayın Dr. Loğoğlu konuşmasını bitirdi.

 

Sualler ve yanıtlardan bazı kısa özetler:

 

-Irak sonrası ne getiriyor?, Afganıstan’da ne işimiz var?

 

USA nin kendi çıkarlarını dikkate alması normal, Irak topraklarının bütünlüğü için TR ve USA görüştüler.Bir kürt devletine ne Irak ne de komşuları rıza gösterir.

Afganistan ile TR nin tarihi bağları var, onların subayları TR de eğitildiler, koservatuarları Türkler tarafından kurulmuştu.

Türkiye’de olumlu olumsuz şeyler anlatılır, heyecanlı bir ulusuz, halbuki heyecan en az ihtiyacımız olan şey.TR kendi imkanlarını tanımalı, politika bir sahne işi değil dengeler Cumhuriyet ilkelerine göre sürdürülmeli.

Davos ile T.Erdogan bize Israel’in güvenini sarstı. Israelli turistler azaldı, Ermeni lobisine karşı USA da Israel desteğine muhtaç oluşumuz gözardı edilmış oldu.

 

-Neden M.K.Atatürk ilkelerinden vazgeçiliyor? Almanya’daki Türklerin problemlerine ilgisizlik

 

Atatürk ilkelerinin korunması geliştirilmesine bağlıdır!?

Türkler Almanya’daki problemlerini kendileri ellerine almalıdırlar.

 

-Nato Genel Sekreteri seçiminde TR tavrı neticesi düşünülmeden öne getirilmiş görünümü verdi, tamamen negativdi, Dışişleri danışmanlarına danışmadan yapılmış olmalı.

Söylentilere göre son zamanlarda vasıfsız kimselerin kuslara sokularak dışişlerine de yerleştirildikleri söylentileri dolaşıyor?

 

Genel sekreter seçimine:Kaygılar itibarıyla beraberiz. Davranış pozisyonumuzda kilitlenme getirmiştir.

Diğer konuda söylenebilecek: Dışişlerinde çalışabilmek için önce bir dışişleri sınavı vardır. Ayrıca bakanlığın bir eğitim merkezi vardır, yeni memurlar protokol dersleri dahil eğitilirler burada diplomatlar da eğitilirler ve zor bir sınavdan geçirilirler

 

-Türkiyeyi bölen haritalar, su problemleri? AB için neden Türk halkının fikri sorulmaz?

 

Türkiye haritasi, sınırları  M.K.Atatürk zamanında kanla, anlaşmalarla çizilmiştir.

Su bütün dünyada problemdir, Israel suyunu sadece Türkiye’den almıyor.

Norveç referandum yaptı, Türkiye de yapabilir.

 

ADD –Adına Konuşma metni  Başkan Y.Mak. Müh.  M.Telli’nin orijinal notlarıdır.

 

Konferansla ilgili dinleyici özetlemesi: Mak.Y. Müh. U. Kabartaş

Joomla templates by a4joomla