İzmir 9 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. sayın Ergün Aybars, değerli konuklar ve sevgili gençler;

Bugünkü konferansımıza hepiniz hoş geldiniz; hepinizi saygı ile selamlıyorum. Bugünkü konumuz ’Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşundan  günümüze Türkiye’.  Konuşmacımız da İzmir 9 Eylül Üniversitesi İnkılap Tarihi Bölümü Müdürü Sayın Prof. Dr. Ergün Aybars.  Sayın Aybars’ın Cumhuriyet Tarihi isimli kitapları Türkiye’de Liselerde ve Üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmaktadır. 

Türkiye’de yayımlanan İstiklal Mahkemeleri ile ilgili yegane kitap da sayın Aybars’ındır.  Sayın Aybars bugün bizlere Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden başlayarak, Kurtuluş Savaşı, kuruluş yılları, isyanlar, devrimler, tek parti dönemi, Demokrat Parti ve Menderes’li yıllar, Adalet Partisi ve Demirel’li yıllar, ANAP ve Özal’lı yıllar, ihtilaller, muhtıralar, AKP’nin gelişi ve bugünü anlatarak 90 yılda Cumhuriyet’in geçirdiği evreleri ve bugünkü vahim durumu gözler önüne serecek. 

Konuşmama, Türkiye’de satış rekorları kıran ÇILGIN TÜRKLER kitabının, geçen ay kaybettiğimiz yazarı, çılgın Türk, Turgut Özakman’ı rahmetle anarak  başlayacağım.  Hayatını Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet yıllarını araşatırmaya ve o konuları bir kaç kitapta toplayıp bugünkü gençliğe ışık tutmaya adamış olan Turgut Özakman’ı rahmetle anıyorum.  Işık içinde yatsın.  Sözlerime de Çılgın Türkler isimli kitabının sonunda yazdığı bir paragrafla başlıyorum. Aynen şöyle diyor Turgut Özakman:

’Ulusal Kurtuluşa hainlikleri nedeniyle karşı çıkanların büyük bir bölümü Cumhuriyeti benimsedi.  Atatürk’e saygı ve minnet duydu.

Yurt dışına kaçan hainlerin bir bölümü Cumhuriyet’e karşı cepheler kurdular.  Gazeteler çıkardılar; yalan ve iftira dolu kitaplar yayımladılar.  Ülkede kalan hainler ise  susup yeraltına çekildiler.  Fırsat kolladılar.

 

Cumhuriyet’i yıkabilmenin ön şartının, Atatürk sevgisini, saygısını ve ulusal kurtuluşu küçültmek olduğunu düşündüler.

 

Bu amaçla Atatürk karşıtı, baştan sona yalan, iftira, saptırma ve çarpıtma dolu yayınlar ve kitaplar yayımladılar.  Gençlerin kulaklarına bu yalanları fısıldadılar; ve bu saptırma ve çarpıtmaları gerçekmiş gibi benimsetmeye çabaladılar. 

 

Bugün Türkiye’de Türk gençliği biri ötekine benzemeyen iki tarihe inanıyor.  Biıi bu kitabın esas aldığı sağlıklı ve dürüst belgelere dayalı, hepimize gurur veren gerçek tarih…  Öteki de Cumhuriyeti yıkmak için çabalayanların uydurdukları  yalanlarla dolanlarla dolu sahte tarih.

 

Hainlerin bu çabaları Cumhuriyet kurulduktan sonra da devam etti.  Atatürk karşıtlığı, Cumhuriyet karşıtlığı, cami cemaatlerinde de yıllarca devam etti.  Dikkat edin o tip cemaatler günümüzde de çok aktif ve çok etkili…

 

Ben yaşımjn icabı, 1950 den bu yana olan olayları yakından takip ettim.  1950’li yıllarda öğrenci olarak yurdumuzda gelişen olayların içindeydim.  1950’de Demokrat Parti oyların %52,7’sini alarak hükümeti kurdu.  Daha sonra 1954’de oyların %57,5’ini aldı.  Demokrasiye geçmiştik, ama halk demokrasinin ne olduğunu bilmeden amblemi kır at olan Demokrat Parti’ye,  demir kır at, demir kır at diyerek oylarını verip duruyordu.  Güzel bir söylem yakalamıştı Demokrat Parti.  Dikkat edin şimdikiler de öyle.  Ak Parti…diyorlar kendilerine.

 

Dilimizde ters söylemler vardır.  Örneğin kışın bazen çok kar yağar; her taraf bembeyaz olur. Ne deriz? Kara kış geldi, bütün yurdu kara kış kapladı…  Halbuki her yer bembeyaz.  Bu kışın neresi kara?  Son yıllardaki seçimlerde de yolsuzluk iddialarına adı karışan kişilerin kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisinin adı da Ak Parti oldu. 

İnsan kendi kendine soruyor.  Bu partinin neresi AK Allah aşkınaOrtalık karla bembeyaz olunca kara kış diyoruz;  kurucularinin isimleri yolsuzluklarla anılan kişilerin kurduğu partiye de AK Parti  diyoruz?  Galiba terslik bizlerde...

 

1957 seçimlerinden sonra ekonomide olumsuzluklar başgösterdi. İktidar muhalefet ilişkileri gerginleşti.  Ardından 1957 seçimleri yapıldı ve iktidar oyları % 47,9 a düştü. Giderek ekonomi çok bozuldu ve gerginlik daha çok arttı.  İktidar Vatan cephesini kurdu.  Gazeteciler hapse atıldı. 1959’da Uşak olayları oldu.  Muhalefet lideri İsmet İnönü taşlandı.  Atılan taşlarla başı yarıldı.  İstanbul’da İzmir’de İnönü’ye saldırılar oldu.  1960’da iktidar ile muhalefet arasındaki kavga en yüksek düzeye ulaştı. Muhalif gazeteciler tutuklandı.  Basına sansür geldi. Geniş yetkilere sahip Tahkikat komisyonları luruldu.  İnönü’ye TBMM 12 oturumluk girmeme cezası verildi.  CHP grubu meclisten çıkarıldı.  Meclisteki kargaşa sokağa döküldü.  28,29 Nisan’da üniversitelerde olaylar çıktı. Olayların üzerine şiddetli gidildi.  30 Nisan’da Üniversite kurşunlandı.  19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı iptal edildi. 21 Mayıs’ta Harbokulu öğrencileri sessis yürüyüş yaptı.  Kaos iyice arttı.  Sokaklarda çatışmalar çıktı ve 27 Mayıs 1960 sabahı ihtilal oldu.  Açıkçası 27 Mayıs ihtilali resmen davet edildi...

 

Değerli konuklar,

 

İhtilal sevilir mi?  Ama o sabah Ankara’da halk çılgınlar gibi sevindi. Genç Harbokulu öğrencilerini halkımız bağrına bastı.  Ben bunlara şahit oldum.  27 Mayıs uzun yıllar resmi bayramımız oldu. Şimdi ne diyorlar?  27 Mayıs tu kaka oluyor ve 27 Mayıs ihtilaline kara gün diyorlar.  Elbette ihtilal iyi değil.  Ama ihtilali davet edenler kimler?  Atatürk ilke ve devrimlerini sulandıran siyasiler ve başrolde de Menderes.  Menderes ne yaptı?  İşte yaptıklarının  bazıları:

 

-Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullandı.  Şimdi iki tanesi hariç bütün telvizyonlar öyle değil mi?

 

-Yargı bağımsızlığını ihlal etti.  Şimdi nasıl? Bir düşünün.

 

-Tahkikat komisyonunu kurup olağanüstü yetkilerle donattı.  15 DP Milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahip oldu. Bugünle kıyaslayın.

 

-Seçimi kaybettiği Kırşehir ilini ilçe yaptı.

 

-Fetullah Gülen’in hocası Saidi Nursiye göz kırptı. Risalei Nurlar yeniden gündeme geldi.  Nurculuk aldı yürüdü.

 

-Hukukun üstünlüğünü savunan Yargıtay üyelerini emekliye sevketti.  Şimdi hukuk kaldı mı yoksa hukuk öldü mü?

 

-İktidara gelir gelmez Genel Kurmay Başkanı ve  kuvvet Komutanlarını emekliye sevketti.  Ayrıca 15 general ve 150 Albayı da emekliye sevketti.  Şimdi Emekli Genel Kurmay Başkanı nerede?  İçeride kaç tane emekli ve muvazzaf subay var?

 

-Türkçe okunan ezanı kaldırdı ve yerine bugün dinlediğimiz arapça ezanı getirdi.  Şimdi Türkçe ezana zulüm diyorlar.  Türk’e Türkçe ezan dinletmek nasıl zulüm oluyor.  Anlamadığı dilde ezan dinletmek de iyi oluyormuş.  Baksanıza herkes memnun.

 

Ama Menderes hiç olmazsa, Türküm, doğruyum, çalışkanım diye başlayan andımızı kaldırmadı. Andımızı kaldırmak da bugünkü iktidara nasip oldu.

 

Andımızı kaldıran AKP’li Başbakanımız bakın ne diyor?

 

Andımız metninin yazarı tartışmalı bir isim olan doktor Reşit Galip’ti dıyor.  Andımızın yazarı, Türkçe ezan zulmünün mimarlarından, Türkçe ezan metninin yazarlarındandı diyor.

Başbakan bu söylemiyle halkı,anlamadığı bir dilde ibadete zorlayarak, sürekli uyutup, onları oy deposu haline getirme mantığını kullanıyor.  Araplara Türkçe ezan okutsanız onlara elbette zulüm yapmış olursunuz zira adamlar Türkçe bilmezler. Ama Türklere Türkçe ezanı dinletmeyi nasıl zulüm sayarsınız...  Doğrusu anlaşılır gibi değil.

 

Ülkeler ibadetlerini kendi resmi dilleri ile yaparken, ülkemizde Arapça’yı, kutsal ilan ederek anlaşılmayan bir dilde ibadet etmek,  1950’lerden beri süren karanlığı devam ettirmek anlamına gelmektedir.  Karanlıktan beslenen DP gelişinden bir ay sonra 1950 Haziran’ında ezanı   Arapça’ya çevirerek Arapça’ya bir dönüş yapmıştır.  Bugün esas zulüm, insanları anlamadığı ve anlamını bilmeden sadece ezberleyerek Arapça ibadet etmeye, zorlamaktır.

 

Değerli konuklar,

 

Biliyorsunuz geçen günlerde ulusal andımız kaldırıldı.  Ulusal andımızın her kelimesinden rahatsızlık duyarak andımızı kaldıran siyasi iktidarın önde gelenlerinin asıl amaçları, ulusal bütünlüğümüzü parçalamak ve islam ümmetinin bir parçası haline getirmektir.  Onun için geçen yıl ilkokullardan tek tip kıyafeti kaldırdılar.   Kıyafet serbest olsun dediler. Kimseden ses çıkmadı.  Herkes kabullendi.  Ardından  türban takmayı özgürlük saymaya başladılar ve türbanı serbest biraktılar.  Yine kimseden ses çıkmadı.  Bunların asıl amaçları dinsel amaç taşıyan giyim kuşamı ilkokullara kadar yaygınlaştırmaktır.Yakın tarihte, ilkokullardan başlayarak bütün okullarımız, imam giysili din dersi hocalarının hutbeleri ve öğrencilerle tekrarlanacak dua ve öğütleriyle açılırsa hiç şaşmayalım.  Amaç Türkiye’nin ulusal birliği değil, İslam ümmetinin bir parçası olmasıdır; yani ulusun ümmetleşmesidir.

 

Gördüğünüz gibi bugün Türklükten gocunanlar Araplara ve Arapçaya sığınmaktadır.  Laiklikten derdi olanlar karanlığı istemektedirler. Aydınlıktan korkanlar da Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyet’e düşmandırlar.

 

Değerli konuklar,

 

Kırk yıl düşünseniz TSK’nin bu duruma düşeceği aklınıza gelir miydi?  İçerdekiler Atatürkçü; dışardakiler neci?  Biz Türk halkı değil miyiz?  Türk’ü kaldır.  Ne halkıyız?  Bir halkın bir milliyeti olmaz mı?  Türk’ü kaldırırsan o halkın milliyeti ne olacak?

 

Subaylarımızla hapishanelerde kedi fare ile oynar gibi oynuyorlar.  Bu değerli subayların rütbeleri sökülecek.  Madalyaları alınacak.  Maaşları kesilecek ve statüleri de er olacak.  Ayrıca da 20’şer yıl hapis yatacaklar.  Açıkçasi 60 – 70 yaşında olan bu subaylar hapishanelerde öleceklerNiçin?  Mustafa Kemalin askerleri oldukları için.  Yazıklar olsun...

 

Yargıtay’ın Balyoz kararlarından sonra , komutanlar için ER oldular, şeklindeki haberlerden sonra, tutuklu asker yakınlarından oluşan, VARDİYA BİZDE PLATFORMU bir açıklama yaptı,  İşte  o açıklama:

 

Babalarımız, eşlerimiz, çocuklarımız, peygamber ocağı olan orduya katılırken, ne şan, ne şöhret ve ne de rütbeyi düşünmediler.  Onların tek gayesi vatana ve millete layıkıyla hizmet etmekti.  Onların şimdi er olacaklarını haykırıyor malum medya.  Er, vatandaş rahat uyusun diye dağda yatan şehittir.  Er şereftir, onurdur, haysiyettir.  Er Mehmetçiktir.  Babalarımız er olacaklarsa, biz bunlardan sadece gurur duyarız.

 

Sahte delillerle verilen bu hükmün Yargıtay tarafından onanmasıyla, Türk hukuk sisteminin çökmüş olması gibi ülkemiz ve adalet adına hazin sonuçlar doğuracak meseleler varken, bu rütbe meselesinin malum medyada bu kadar coşku ile manşetlere taşınması, aslında bu davanın gözü dönmüş bir siyasi hesaplaşma olduğunu çok net olarak ortaya koymaktadır.

 

Sökülen rütbelere halay çekenler bilsinler ki, asıl değerli rütbeler onların asla ulaşamayacakları, halkın gönlündeki yıldızlardır.

 

Kamu oyuna saygıyla duyrulur diyor Vardiya Bizde Platformu..

 

Değerli konuklar,

 

Buygün ülkemizde Hitlerin Propoganda Bakanı Göbels usulü yanlış bilgilendirme  bombardımanı var. Bu yanlış bilgilendirmeyi kimin veya kimlerin yaptığını iyi biliyorsunuz.  Öte yandan dünya kamuoyunda bu iktidar itibar kaybetti.  80 yıl Batılılaşan Türkiye şimdi, Batı’nın gözünde, Arap olmayan, ancak Arap olmaya özenen, bir ülke oldu...

 

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. 


Mahmut Telli

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı

Joomla templates by a4joomla