Değerli konuklar, sevgili gençler,

Bugün Atatürk’ü anma ve Gençlik ve Spor Bayramımızın 93üncü yıldönümünüdür.  Bildiğiniz gibi 19 Mayıs çökmekte olan bir imparatorluktan yeni bir Türk devletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğmasını sağlayan Milli Mücadele’nin, yani Kurtuluş Savaşının, ilk günüdür.   Bayramınız kutlu olsun.

Her yıl sizlere hatırlattığım Kurtuluş Savaşımızı gençlerimizin unutmaması için şimdi, çok ama çok kısa olarak anlatayım:

Birinci Dünya Savaşı sonunda, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Anlaşmasıyla ordumuz dağıtılmış; silahlarımız alınmış, topraklarımız işgal edilmiş ve düşmanlarımız tarafından paylaşılmaya başlanmış; ülkemiz harabolmuş, halkmız yorgun ve perişan...

İşgal kuvvetleri İstanbul’a girmeye başlıyor. Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar Antalya ve çevresine, Fransızlar Çukurova’ya çıkartma yapıyor.  En çok da Yunanlıların İzmiri işgal etmeleri halkın zoruna gidiyor.  Hatta  halk türküler bile yakıyor: Ankara’nın taşına bak;  gözlerimin yaşına bak; Yunan bizi esir almış şu Allah’ın işine bak…  Yunanlıların İzmire girişine inanamıyorlar ve hep şu Allahın işine bak… diye adeta isyan ediyorlar.

Bu durumda, yurt severler, bir takım kurtuluş yolları aramaya başladılar.  İşte tam bu sırada Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıp, ya istiklal ya ölüm parolasıyla, ülkeyi düşmandan kurtarmak için çalışmalara başladı.  Gerisini biliyorsunuz: Amasaya genelgesi, Sivas Kongresi, Erzurum kongresi… Sonuçta, ya istiklal ya ölüm parolasıyla yola çıkan Atatürk, ’Hattı müdafa yoktur Sathı müdafa vardır, o satıh bütün vatandır, yani çizgi savunması yoktur Alan savunması vardır; o alan bütün vatandır’ diyerek kahraman Türk ulusuyla birlikte kurtuluş savaşını başlattı. Birinci ve İkinci İnönü zaferleri, Sakarya zaferi, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Yunanlıların denize dökülmesi ve sonuçta Anadolunun düşmandan kurtarılması...  Kurtuluş Savaşımız inanılmaz bir zaferdir.

Anadoluyu düşmandan temizleyen Mustafa Kemal, çürümüş saltanat düzenini yıktı ve yerine 29 Ekim 1923 tarihinde taptaze bir Türkiye Cumhuriyeti kurdu.  15 yıl gibi kısa bir zaman diliminde ilke ve devrimleriyle ülkemizi çağdaşlaştırdı ve aydınlattı.  Ülkemizi aydınlatan  Atatürk, laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti kurdu ve Cumhuriyetimizi ulusal devlet anlayışı ile donattı. 

Cumhuriyet’imizin onuncu yılında anayurdumuzu demir ağlarla ördük dört baştan, ama şimdi 89uncu yıla gireceğiz, 100üncü yıla doğru gidiyoruz. Bu gidişle demir ağlarla örülen yurdumuz 100üncü yılda korkarım demir parmaklıklarla örülecek  dört baştan...

Nasıl mı? Bakın anlatayım:

10 Kasım 1938’de Atatürk’ün aramızdan ayrılmasından sonra İsmet İnönü Cumhurbaşkanı oldu  1946’da çok partili rejime geçildi ve 1946 yılında yapılan çok partili seçimi CHP kazandı. 

Ardından gelen 1950 seçimlerini Demokrat Parti kazandı.  14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan bu seçimin sonucunda Celal Bayar Cumhurbaşkanı oldu ve Adnan Menderes de Başbakan oldu.   Oldu ama Demokrat Parti’nin hükümet olması ile birlikte Atatürk’ün aydınlattığı, çağdaşlaştırdığı ülkemizde bir yön değişikliği başladı. Demokrat Parti, hükümet oluşunun daha üçüncü haftasında, 6 Haziran 1950’de Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanını ve Kara, Hava ve Deniz kuvvetleri komutanlarını görevden aldı.  10 gün sonra da, 16 Haziran’da Arapça ezana konmuş olan yasağı kaldırarak, o güzelim Türkçe ezanın anlamadığımız dil olan, Arapça okunmasını sağladı.  Ezan hala anlamadığımız dil olan Arapça okunuyor.  Menderes 4 Kasım 1951 tarihinde ilkokullara, 13 Ağustos 1956’da da ortaokullara din dersi koydu. 

1956’da Saidi Nursi’nin, Risale-i Nurlarını serbest bırakan Menderes, 9 Ekim 1958’de de Saidi Nursi’nin Risale-i Nur’larının basılması talimatını verdi. Menderes, şeriat özlemini dile getiren Saidi Nursi’nin, elini öperek dini siyasete alet etmenin öncülüğünü de yaptı.  Fetullah Gülen’in, Saidi Nursi’nin öğrencisi olduğunu umarım biliyorsunuzdur.

 Dikkat edilecek olursa 1950’de başlayan Menderes hükümetlerinin yaptıkları Atatürk devrimlerine karşı yapılan bir kısmi karşıdevrimin başlangıcıdır.  1950’de başlayan bu kısmi karşıdevrim dönemi 2002’ye kadar devam etti.   Dikkat ederseniz 27 Mayıs ihtilalinden sonra yapılan bütün seçimleri hep kısmi karşıdevrimci partiler kazanmıştır.  Bu kısmi karşıdevrimci partileri biliyorsunuz.  Demokrat parti, Adalet Partisi, ANAP, Refah Partisi, Milli Selamet Partisi, Saadet Partisi, Doğru Yol Partisi ve saire.   Açıkçası, 1950’den 2002 yılına kadar çoğunlukla, şeriata göz kırpan, onunla oynaşan partiler iktidar oldu hep ve bu partilerin hepsi de kısmen karşı devrim yaptılar. 

Şimdi de tam bir karşıdevrim yaşanmaktadır ülkemizde.  Şimdi şeriatın en büyük destekçisi olan, cemaat mensuplarının etkin olduğu bir hükümet iktidardadır.  Bu hükümet fazla zorlanmadan Anayasayı da istedikleri gibi değiştirecektir. 

19 Mayıs Atatürkü anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’mızı kutlamaya çalıştığımız şu günlerde ülkemiz; medya mensuplarının ve başta Genel Kurmay Başkanı olmak üzere üst düzey Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının tutuklandığı, asker düşmanlığının yapıldığı, askeri şehit edenin de terörist; askerin komutanının da terörist sayıldığı, teröristlere karşı başka ülkelerden icazet bekleyen, medyada hemen hergün şehit haberlerinin ve kadın cinayetleri haberlerinin görüldüğü, saldırgan teröristlere karşı eli kolu bağlı tutulan,  ABD’nin ve AB’nin istemlerine göre  yönetilen ve hukukun üstünlüğünün yok olduğu bir ülke oldu...

 ‘Son 20 yılda önemli mevkilere gelen tüm siyasiler, başta Hilmi Özkök olmak üzere bazı Genelkurmay Başkanlarımız, Anayasa mahkememizden kürsü hakim ve savcılarına kadar tüm hukukçularımız, bilinçsizlikleri ve dik duruş sergileyememeleri yüzünden, Cumhuriyetimiz korunamaz hale gelmiştir.  Bu yüzden pervasızca son vuruşlar yapılıyor.  Kanser tüm organlarımıza yayılmış... Artık ameliyat ve kemoterapiyle bile Türkiye Cumhuriyeti’nin eski sağlıklı günlerine kavuşmasına olanak yok . 19 Mayıs Atatürkü anma ve Gençlik ve Spor bayramımızın 93üncü yılında ülkemizin gündeminde hukuksuzluk var, Türk Silahlı Kuvvetleriyle savaşan dindar görünümlü dinci ve kindar  bir hükümet  ve şeriata esir düşen Türkiye Cumhuriyeti var.   

Şu Allahın işine bak. 

Nasıl bir zamanlar Yunan bizi esir almış şu Allahın işine bak deniliyor idi ise şimdi de:

‚Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak; Cumhuriyet esir olmuş şu Allahın işine bak’ diyen çevreler  var…

Mahmut Telli

Joomla templates by a4joomla