Şu Fransa'yı oldum olası sevmem. Sevmeyen sadece ben değilim. Benim gibi nice Tarsuslu, Mersinli, Adanalı, Urfalı, Maraşlı, Antepli de sevmez. Çünkü Birinci Dünya Savaşı'nda bu şehirler Fransız'lar tarafından işgal edilmiş ve Fransız'ların halka yaptığı işkence hiç unutulmamış. Ben bu işkenceleri gençlik yıllarımda çok dinledim. Benim arkadaşlarım da çok dinledi. Onun için o yöre halkı Fransız'ları hiç sevmez.

Duyduklarımın bazılarını size aktarayım:    

Fransız işgaline ve işkencelerine dayanamayan halk, şehirlerini, canlarını, mallarını kurtarmak için silahlanıyor; Fransız'lara karşı savaşıyor ve yörelerini Fransız'lardan kurtarıyorlar.

Antep'te türküler bile yakılıyor halkı coşturmak için:

"Sürerim sürerim gitmez katana
Fransız kurşunu değmez adama
Vurun Antepliler namus günüdür."

Fransız'lara karşı olan nefretin büyüklüğü konuyu namus meselesi yapmış. İşte o ruh haliyle şehirlerini işgalci Fransız'lardan kurtarmışlar. Fransız'lar da Kuva-yı Milliyecilerden yedikleri silleyi unutmuş olacaklar ki, o gün bu gündür sürekli Türk düşmanlığı yapmaktalar.

Düşünün bir kez Fransa'da az mı Türk diplomatı şehit edildi? PKK'nın en büyük destekçisi Fransa değil mi? AB'ye girmemize en büyük engel Fransa değil mi? Şimdi de sözde Ermeni soykırımını yasalaştırdılar. Türkiye'yi sanık sandalyesine oturtmaya çalışıyorlar.

Aslında konu çok açık:

Anadolu'da, Kafkasya'da Ermeni 2 bin yıldır var. Üstelik tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olaylarına maruz kalmışlar. Ama onların hiçbirisini gündeme getirmiyorlar. Sadece ve sadece 1915'teki Osmanlı Devleti tarafından son derece haklı gerekçelere dayanan göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getiriyorlar. Fransa 'da işte bunu yasalaştırıyor.

1915'ten biraz geriye dönersek bakın neler görüyoruz:

Ermeniler 1870'li yıllarda Avrupa devletlerinin ilgisini çekmek için çalışmalara başlıyorlar ve özellikle din ögesini geniş ölçüde kullanıyorlar. Osmanlıların, Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu'daki düzen ve güvenliğin sağlanması için aldığı önlemleri, Müslümanların Hristiyanlar üzerindeki baskısı imiş gibi çarpıtarak yansıtıyorlar. Rusya ve İngiltere de Ermeni'lerden yararlanmayı düşünerek onlarla iş birliği yapıyor. 1880'lere geldiğimizde İngiliz'lerin, Fransız'ların, Alman'ların, İtalyan'ların, Avusturya'lıların ve Rus'ların; Ermeni'ler için ıslahat istediklerini görüyoruz. İşte bu yıllarda Ermeni terörünün tırmandığını ve Ermeni'lerin parti kurduklarını görüyoruz. Yine bu yıllarda yani 1880'lerde yurdumuzda bir yığın misyoner okullarının kurulduğunu görüyoruz. Örneğin İstanbul'da bugün hala Fransızca, İngilizce, Almanca eğitim veren okullar; örneğin Anadolu'da Ermeni yerleşim merkezlerindeki İngilizce eğitim veren fakat sonradan kapatılan Amerikan misyoner okulları ve benim de okuyup mezun olduğum Tarsus Amerikan Koleji. Benim zamanımda bu okullarda okuyan öğrencilerin yaklaşık yüzde onu Ermeni idi. Biz paralı okurken, onlar parasız okurlardı. Aramızda din ve ırk farkı yoktu; çok iyi arkadaştık birbirimizle. Hepimize de yurt sevgisi, Atatürk sevgisi aşılanırdı.

Evet 1880'lerde ayaklanmaya başlayan Ermeni'ler 1914'lere gelindiğinde yıkıcı faaliyetlerini epeyce arttırmış, Fransa ve Rusya'ya 150 bin asker vermiş ve 40 bin çete ile de köylere saldırıyor ve müdafaasız Türk halkını camilere toplayıp topluca öldürmişler. Hatta Osmanlı ordusundaki Ermeni'ler de ordudan kaçarak Ermeni çeteleri ile birleşmişler.

İşte bu durumda Osmanlı hükümeti savaş bölgesinde yaşayan bütün Ermeni'leri, yurt içi güvenliğinin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye, Güneydoğu Anadolu'ya göç ettiriyorlar, ama İstanbul'daki Ermeni'lere hiçbir şey yapılmıyor. Göç uygulaması sırsında Osmanlı Devleti, can ve mal güvenliği üzerinde hassasiyetle duruyor ve gerekli özeni göstermeyenleri cezalandırıyor. Ancak salgın hastalıklar, iklim koşulları ve savaş koşullarından kaynaklanan önlem yetersizliği nedeniyle epeyce ölüm oluyor. Burada katiyyen soykırım söz konusu değildi; olamazdı da.

Ama gelin görün ki iki yüzlü Fransa, bu savaş hali olayını siyasal karar konusu yapabiliyor, ama Cezayir'de giriştikleri ve kendi belgeleriyle de kanıtlanan katliamı "Bırakın tarihçiler incelesin, bunu siyasal bir mesele haline getirmeyelim" diyebilirken, bizim savaş halindeki göç olayını, siyasal karar konusu yaparak soykırıma dönüştürüp kanunlaştırıyor.

"Soykırım bir Batılı kavramıdır ve şimdiye kadar Asya'da, Afrika'da ve Latin Amerika'da hep Batılı sömürgeciler tarafından uygulanmış bir insanlık suçudur. Bizim tarihimizde böyle bir insanlık suçu yoktur. Utanılacak, insanlığa karşı giriştiğimiz hiçbir suç yoktur. Bunu defalarca ve çok çeşitli yerlerde işlemiş olanlar, örneğin Madagaskar'da, örneğin Cezayir'de, örneğin Afrika'nın çeşitli yerlerinde işlemiş olan Fransız'lar utansın! Acaba şimdi kendi suçluluk duygularını hafifletmek için mi bizi böyle bir tarihsel insanlık suçunun sorumlusu ilan etmeye çalışıyorlar“

Evet utansın Fransa... Utansın sözde soykırım heykeli dikmek isteyen Paris Belediyesi... Utansın tarihi değiştirmek isteyen tahrikçi Fransız siyasetçileri...

Ama şunu da iyi bilsinler; Anteplinin dediği gibi, "Fransız kurşunu değmez adama..." Değse değse ya Ermeni'ye değer ya da döner Fransız'ın kendine...
Bu yazıyı  galiba 2005’te yazmışım.  Şimdi de utanmaz Fransa  Ermeni Soykırımı yok demenin suç olduğunu kanunlaştırdıla.   Utanmazlar nasıl utanacak bilemiyorum.


Mahmut Telli

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı

Joomla templates by a4joomla