Gazeteci yazar Hürriyet gazetesi yazı işleri müdürü sayın Tufan Türenç ve değerli eşi, CDU Hessen milletvekili sayın İsmail Tipi, değerli dernek başkanları, değerli medya mensupları ve değerli konuklar, hepinizi saygı ile selamlıyorum.  Hepiniz bugünkü etkinliğimize hoş geldiniz.  Bugünkü konuşmacımız Hürriyet gazetesi yazı işleri müdürü sayın Tufan Türenç.  Sayın Türenç bugün bize seçim öncesi Türkiye’yi,  ve  hem seçim siyasetinin, hem de medyanın arka perdesini anlatacak.

Değerli konuklar,

Üç gün önce Atatürkü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramımızı coşkulu bir biçimde kutladık.  Bildiğiniz gibi 19 Mayıs 2011 ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 130. doğum yıldönümüdür.

Onun, işgal altındaki yurdumuzu kurtarmak üzere, Türk tarihinin en kutsal eylemini başlatmak için Samsun’a çıkışının 92. yıldönümüdür.

Üç gün önce bu olağanüstü  önemli günümüzü, daha doğrusu çifte bayramımızı kutladık.  19 Mayıs Atatürkü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramımız hepimize tekrar kutlu olsun.
 

Değerli konuklar,

Size, Atamızın bir özlü sözünü hatırlatmak istiyorum:

 

‘Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz.  Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil; bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.’   

 

Atatürk o günün karanlıkları ve ahlaksızlıkları içinde, vatan aşkıyla yanan ve etrafa ışık yaymaya çalışan gençliği görmüş ve milletinin sonsuz sevgisiyle birleştirerek 19 Mayıs 1919’da mücadeleyi başlatmiş ve vatanımızı düşmandan kurtararak bugünkü sınırlarımızı çizmiştir.   Onunla ne kadar övünsek azdır.

 

Değerli konuklar,

 

Eskiden 19 Mayıs Atatürkü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramlarında, Main nehri veya Ren nehri üzerinde 400 – 500 kişi ile Samsun niyetine gemiyle yola çıkar, bütün gün 12 – 13 saat gemide kalır ve bayramızı coşkulu şekilde kutlardık.  Son yıllarda bu bayramımızı tamamen gençlerimize yönelttik ve gençlerimize kültür gezileri düzenledik. Her yıl bir otobüs dolusu üniversiteli gencimizi Berlin’e, Strassburg’a,  Weimer’a, Luxemburg’a gönderdik.  Geçen yıl bir otobüs az geldi. İki otobüsle yola çıktık ve 70 gencimiz Strasburg’a çok güzel bir kültür gezisi yaptı.  Bu yıl da bu kültür gezimizi Brüksel’e düzenledik.  18 Haziran Cumartesi günü gençlerimizi Brüksel’e gönderiyoruz.  İlgilenenler arkadaşlarımıza isimlerini bildirsinler ve gerekli ödemeyi yapsınlar.

 

Sözümüz gençlikten açılmışken devam edelim:
 

20 Mart Pazar günü olağan Genel Kurulumuzu yaptık ve yeni, yönetim, denetim ve onur kurullarımızı seçtik.  İki dönem önce başlattığımız gençlik aşısı iyi tuttu ve bu dönem yönetim kuruluna giren genç sayısı 6 olurken kadın üye sayısı da 4 oldu. Seçim sonrası yönetim kuruluna seçilen arkadaşlar toplandık ve aramızda iş bölümü yaptık.  Şimdi sizlere yeni yönetim kurulu arkadaşlarımızı tanıtmak istiyorum.
 

Arkadaşlar beni yine başkan seçtiler.

Başkan yardımcılığına Doç. Dr. Yüksek Mühendis  Alpaydın Saatci getirildi.

Genel Sekreter: Dr. Serpil Şen

Sayman ve Gençlik Kurulu üyesi: Ekonomist Eren Tiryaki

Eğitim, bilim, kültür ve sanat kurulu: Ekonomi Doktoru. Endüstri Yüksek Mühendisi Yalın Gündüz

Eğitim, bilim, kültür ve sanat kurulu: Nilgün v. Wallenberg

Halkla  ilşkiler ve Gençlik kurulu:  Avukat Mehmet Aydoğdu

Yedek üyeler:

Eğitim, bilim, kültür ve sanat: Dr. Banu Diler

Eğitim, bilim, kültür ve sanat: Emekli Öğretmen Ali Mercan

Halkla ilişkiler ve gençlik kurulu; Psikolog Meral Koryürek

 

Gördüğünüz gibi göz kamaştırıcı bir yönetim kurulu.

 

Değerli konuklar; bu genç arkadaşlarımızı tanıttıktan sonra bugünkü konumuza dönelim:

 

Bildiğiniz gibi 12 Haziran’da Türkiye’de seçim var. O gün herkes oy sandığına koşacak ve önümüzdeki dört yıl için layık oldukları partiye oy verecek.  İnşallah yanlış yapmazlar.  Şu anda ülkemiz seçim sathı mailine girmiş durumda.  Türkiye’nin her yeri kim bilir kaç trilyon parti bayrağı, flaması ve amblemi ile donatılmış durumda.  Açık  kapalı siyasal toplantı kürsülerinin arkaları büyük boy fotoğraflarla ve bayraklarla kaplı durumda.

 

Bir seçim kampanyasının kaç yüz milyon TL’ye malolduğunu bilenler söylemez ama halkımız da, seçmenimiz de böylesine, deli gibi harcamaların, kaynağını sorup kurcalamayı aklına bile getirmez.

 

Her neyse bu, işin bir yanı; diğer yandan miting meydanlarında başbakanın başlattığı üslup bozukluğu ile yırtına yırtına bağıran liderlerin hepsi birbirlerini yalancılıkla suçluyor, hakaret ederek konuşuyor.  Halk da bundan memnun.  Miting meydanları tam bir komedi dükkanı.  Liderler de bu komedilerin baş aktörü.  Keskinleşen kutuplaşmalarla liderler birbirlerine habire hakaret yağdırıyorlar.
 

İşsizlikten, yoksulluktan, açlıktan söz eden yok.  Milleti nasıl refaha kavuşturacaklarını anlatan programlardan söz eden yok.  Halbuki millet, işsizlikten, üretememekten, açlıktan, sadakaya muhtaç duruma gelmiş; öğrenci kopya ve şifre mağduru edilip çıldırırken, iktidar da çılgın projelerle çıldırmışcasına oy istiyor.  Millete aş, iş vermek yerine sadaka vererek iktidarda kalma hesapları yapılıyor.  Açıkçası; millete balık tutmayı öğreteceklerine, balık vermeyi yeğliyor liderler...

 

Geçmişte de bu hep böyle olmuştu.  Bir düşünün; Ecevit köy-kent projesiyle gememiş miydi, Demirel kim ne veriyorsa ben 5 katını vereceğim dememiş miydi;  Çiller herkese 2 anahtar vaadederek iktidar olmamış mıydı?  Seçmen bu vaadlere inanıp oy verdiği için liderler de şimdi aynı yolu deniyor; vaadedip duruyorlar.  Kılıçdaroğlu her aileye 600 TL yardım her çocuğa yarım altın vaadediyor.  Erdoğan her öğrenciye elektronik tablet kitap vaadediyor.  Bu gösterdiği kitap Ipad’dir ve tanesi 800 dolardır.  Milyonlarca öğrenci var.  Bu kadar öğrenciye bu kadar pahalı kitabı nasıl vereceksin?  Bu değirmenin suyu nereden  geliyor diye sormazlar mı adama...

 

Değerli konuklar,

 

Meydanlarda bir hakaret furyasıdır gidiyor.  Bunları da başbakan başlatıyor; diğerleri de onun altında kalmıyor; onlar da aynı şekilde cevap veriyor.  Kalite düşüyor.  Bu atışmalar da aslında Türkiye’ye yakışmıyor.

Elektronik çağın getirisiyle adayların özel hayatlarına giriliyor.  Onların uygunsuz yaşamları kasetlerle internete veriliyor.  Bunlar çok çirkin senaryolar.

 

Öte yanndan, Demokrasi adına bir korku cumhuriyeti kurulmuş.  Suçsuz insanlar hapishaneleri doldurmuş durumda.  Basılmamış kitapların yazarları tutuklanıyor.  İki yıldan beri içerde olup da neden içeride olduklarını bilmeyenler var.

 

Başbakan meydanlarda devamlı sağa sola sert mesajlar veriyor.  Tam bir mahalle kavgası yapıyor.  Esas hedefi korkutmak, yıldırmak ve insanları çaresizliğe düşürmek olan bu   sert mesajlardan 9. Cumhurbaşkanı Demirel bile nasibini aldı.  Başbakan Demirel’i, CHP ve MHP ile iş birliği yaparak onlara aday dikte ettirdiğini, mecliste bir grup oluşturmaya çalıştığını  ve böylece AKP’nin yapacağı değişimi önleyeceğini ileri sürüyor ve Demirel’e Milli Şef diyor.  Nihayet 3-4 gün önce Demirel de patladı ve ‘Ben siyasetin dışındayım ama oturduğum yerde bir tecavüze maruz kaldım’ dedi ve devam etti: Prof. Mehmet Haberal dışında hiç kimseyle meşgul olmadım dedi.  Haberal’la ilgili tutumum siyasi değil insanidir, vicdanidir.  Suçu olmadan zindana atılmış bir kişiden bahsediyoruz.  Aynı durumda olan herkes için isyan ederim.  Basılmamış kitabı nedeniyle gazetecilerin hapsedildiği Türkiye’de susamam.  İsyanım bu haksızlıklaradır.  Haberal’ın suçu ne?  Ben 91’de Haberalı Rizeden aday gösterdim. Seçilseydi Sağlık Bakanı olacaktı.  Haberal Ecevit’in Cumhurbaşkanı adayıydı.  Kabul etmedi.  Biz bir hekimden söz ediyoruz.  Elinde bıçak yok neşter var.  O da insanlara şifa verir.  Haberal Türkiye’nin onurudur.   

 

Sözün özü:  Demirel bilge devlet adamlığına terfi etmiş bir politikacıdır.  Onunla uğraşmak kimseye hayır getirmez.  Nitekim Erdoğan da bunu anlamış olmalı ki, Demirel’in bu açıklamasından sonra sesini kesti.

 

Değerli konuklar,

 

Bizde eskiden liderler bir televizyonda karşılıklı konuşur ve seçmen de onların programlarını dinler, fikir sahibi olur ve ona göre oyunu kullanırdı.  Bu ABD’de de böyle oluyor.

 

Şimdi öyle olmuyor.  Muhalefet; ‘Gel medyada karşılıklı konuşalım ve bunun bütün Türkiye dinlesin’ diyor fakat başbakan yan çiziyor.  ‘Biz birinci ligde top oynuyoruz. Sen mahalli ligdesin.  Seninle nasıl oynarım , seninle karşılaşmam diyor.  Her şeyi futbolla çözmek için uğraş veriyor ve gerçeklerden kaçıyor. 
İşin garibi bu aymazlıklara hiç kimse de bir şey demiyor.  Hatta benim garip seçmenim bu cevaptan hoşlanıyor bile.  Sanat diyorsun, bu başbakan en güzel sanat eserine UCUBE diyebiliyor.

 

Ne dersiniz? Eskiden çok güçlü kalemler vardı; çok güçlü hiciv, yani yergi, yani taşlama şairleri vardı.  Şimdi onlardan da eser yok...  Bu korku cumhuriyetinde sanatçılar sindirildi, şairler susturuldu; gazeteciler de ya işinden oldu ya da zindana düştü.  En iyisi ben size Ümit Yaşar Oğuzcan’ın eskiden yazdığı taşlamalarından bir kaç tane dörtlük okuyayım da kürsüyü Sayın Tufan Türenç’e devredeyim.

 

Çanak tutanlar için:

 

Yalanlarla şu fakir milleti uyutmayın

Kalemi hıncımızla biledik unutmayın

Babam bile olsanız billahi hicvederim

Aman yakın gelmeyin sakın çanak tutmayın.

 

Bir gergedan için:

 

Onca yalan söylemek nefes almaktan kolay

Kendi çıkarlarıysa memleket meselesi

Ne desek aldırmıyor, küfür, hakaret, alay

Yüz değil ki mübarek gergedan köselesi

 

Çiftlik

 

Sevdikçe şımardınız, yedikçe semirdiniz

Mukaddes bildiğimiz her şeyi devirdiniz

Kendi keseleriniz iyice dolsun diye

Bu yurdu baştan başa çiftliğe çevirdiniz

 

Beterin beteri

 

Açtınız soframızdan yiyerek tok oldunuz

Göbeğiniz büyüdü siz artık çok oldunuz

Pisliğe bulanmamış bir yeriniz kalmadı

Evvelce b.. idiniz şimdi bomb.. oldunuz.

 

Ameliyat

 

İnsanı bir tahtaya yatırıp uzattılar

Kalbiyle kafasına binbir neşter attılar

Demokrasi denilen bu ameliyathanede

Beyinsiz ve yüreksiz insanlar yarattılar

 

Kendini bilmek (Bazı kendini bilmeyenler için)

 

Kendini bilmez diye kime derler? Bak öğren

Herkes bilir künyeni; sen kimi tavlıyorsun?

Hayvanlıktan açılmış nasibin neyliyeyim

Eskiden miyavlardın; şimdi de havlıyorsun.

 

Şenlik

 

Aday adaylarının bir kısmı aday oldu

Şükür hedeflerimiz çoğaldı taşlayacak

Ne çamlar devrilecek, göreceğiz yakında

Ne potlar kırılacak, ne şenlik başlayacak

 

Sonuç

 

Seçimde hangi parti kazanırsa kazansın

Yine türlü derdimiz ucucuna dizilir

Bilinen tekerleme: Liderler birbiriyle

Tepişince arada yine otlar ezilir

 

Seçenek (Zindandaki yazarlara ithaf)

 

Yergici ol da

Çıkabilirsen çık bakalım işin içinden

Suya sabuna dokunmayıp

Her gece yatağına pis mi yatarsın

Yoksa

Suya sabuna dokunup da

Hapis mi  yatarsın...


Mahmut Telli

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı

Joomla templates by a4joomla