T. C. Frankfurt Başkonsolosluğu, muavin konsolos sayın Ömer Bedir, değeli Prof. Dr. Üstün Dökmen ve değerli eşi Prof. Dr. Zehra Dökmen, değerli dernek başkanları, değerli medya mensupları, değerli konuklar ve sevgili gençler; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoşgeldiniz.

Bugünkü konuşmacımız sayın Prof. Dr. Üstün Dökmen.  Sayın Dökmen”i çok yakından tanırsınız.  Sadece TRT deki Küçük Şeyler isimli programlşarından değil; aynı zamanda bize verdiği konferanslardan, onu çok iyi tanıyorsunuz ve çok takdir ediyorsunuz.   Sayın Dökmen’in bu dördüncü gelişi.  Bu gelişi ile rekortmen konuşmacımız oldu sayın Prof. Dr. Üstün Dökmen.

Bizler Türkiye’den davet ettiğimiz değerli konuşmacılarımızın ulaşım ve konaklama ücretlerini öderiz.  Eksik olmasınlar onlar da gelirler ve bizleri kendi konularında aydınlatırlar.  Sayın Prof. Dr. Üstün Dökmen’in bir özelliği var.  Sayın Dökmen bizim davetimize gelirken uçak biletini kendisi alır ve otelini de kendisi öder.   Ben 15 yıldır bu derneğin başındayım, böylesine alicenap bir konuşmacı görmedim. Kendisine sorduğumda da bana Atatürkçülerden, polisten, askerden ve devlet üniversitelerinden ücret almadığını söyledi.  Bize sağladığı bu katkılardan dolayı sayın Dökmen’e şükranlarımızı sunuyorum

Sayın Üstün Dökmen çok değerli ve çok meşgul bir profösörümüzdür.  Bugünkü 14 Kasım tarihini bundan 6 ay önce tesbit edebilmiştik.  Üç- dört hafta önce sekreterine telefon edip konuşma konusunu öğrenmek istedim.  Bir kaç telefon denemesinden sonra konuyu öğrenebildim.  Konuşmacımızın konu başlığı çok enteresan geldi bana:  Erol Taşa taş atmak. Allah Allah dedim kendi kendime.  Erol Taş’a, hocamız acaba neden taş atacak?

Kendisiyle konuşamadım. Üstadımız aynı zamanda şairdir.  Erol Taş’a taş atmak derken herhalde taşlamayı düşünüyor sandım. Taşlama da edebiyatımızda çok önemli ve çok zor bir iştir. Taşlama sanatı yani yerme sanatı veya eskilerin hiciv şairliği dediği bu konu çok zor ve çok tehlikeli bir edebiyat dalıdır. Çünkü hatalı bir devlet adamını, yada güçlü bir politikacıyı, en açık ve en güçlü bir şekilde hicvedebilmek, yermek, yani taşlamak hem zeka hem de yürek ister.  Kolay değildir kişilerin kusurlarını yüzüne vurmak.  Nereden bakarsanız bakın, şaka, alay, gırgır, takaza, aşağılama ve hatta küfür, yerginin, taşlamanın temel unsurlarıdır.  Bu yüzden edebiyat tarihimize baktığımızda idam edilen, derisi yüzülen ve en azından diyardan diyara sürülen bir çok hiciv yani taşlama şairine rastlıyoruz.  Figani, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Nef-i ve Mantıki’nin ölümleri bu yüzdendir ve yaşadıklasrı çağın utancıdır.

Aklıma gelen bu düşüncelerle, Sayın Dökmen’i tekrar aradım.  Muğla’da dediler.  Yarın sabaha karşı gelir dediler.  Hocayla konuşmak istiyorum dedim.  Konuyu anlamk istiyorum ki ona göre bir açış konusması yapayım dedim.  Sekreteri de konunun içeriğini bilemediğini ama en kısa zamanda öürenip bana bildireceğini söyledi. Bir kaç bün bekledim cevap gelmedi.  Tekrar aradım.  Bu kez Aydın’da olduğunu söylediler. Yine sabaha karşı geleceğini bildirdiler.  Sabah gelip gündüz uyuyacaktır düşüncesiyle bari ertesi gün telefon edeyim dedim.  Eertesi gün telefon ettim.  Bu kez de hoca Abudabiye konferansa gitti dediler. Hocayla bir türlü konuşamıyordum. Ne yapalım, bari oturup bir kaç şairden taşlamalar yazarak açış konuşmamı hazırlayayım dedim ve elime Şair Eşref’in, Neyzen Tevfik’in vc Ümit Yaşarın  kıtaplarını aldım ve başladım onların güzel taşlamalarını yazmaya.

Bakın Eşref neler söylemiş:

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,

Gelmesin, reddeylerim billah öz kardaşımı.

Gözlerim ebnayı Ademden o rütbe yıldı kim

İ
stemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı...

Diyerek insan oğullarından bir fayda beklemediğini, onlardan yıldığını yani neredeyse insanlar gölge etmesinler dediğini ve başka ihsan istemediğini belirtmiş...      

Eskiden Osmanlı’da Padişahlarının tahta çıkışları, adına cülus denilen törenlerle kutlanırdı. Bu sadece İstanbulda olmaz, diğer büyük şehirlerde de olurdu.  İkinci Abdulhamidin tahta çıkışı İstanbul’da kutlanırken, İzmir’de de törenler yapılıyor ve bu törende halk töreni görmek için avluya hücum ediyor, zaptiyeler de kalabalığı itip kakıyormuş.  Vali de durumu görünce:

-Bu eşek milletten çektiğimiz yeter... gibisinden sözler sarfetmiş.  Valinin bu sözleri Eşref’e aktarılınca Eşref bakın ne söylemiş:

Millete erbabı mansıptan biri eşşek demiş

Reddedilmez böyle bir söz, şüphesiz pek can sıkar

Olsa da millet eşek, eşşek diyen bilmez mi ki,

Sadrazamlarla valiler de milletten çıkar...


(Erbabı mansıp, memur demektir)

Yani mllete eşek diyen vali, kendisinin de o milletten geldiğini bilmiyor mu gibisinden valiyi taşlamış. 

Makedonya Osmanlı devletinden ayrıldıktan sonra, Osmanlı Devletinin küçüldüğünden dolayı bakın Eşref, Padişaha nasıl dert yanmış: 

Padişahım bir dırahta döndü kim güya vatan,

Daima bir baltadan bir şahı hali kalmıyor;

Gam değil amma bu mülkün böyle elden çıkması,

Gitgide zulm etmeye elde ahali kalmıyor...

Eşref yeter biraz da Neyzene geçeyim diyorum. Neyzen biraz küfürbazdır.  Söylediklerini de duvara yazarmış.  Evi barkı da olmadığından İstanbul valisi, Neyzen’i tımarhaneye koyarmış; hiç olmazsa orada hem tedavi edilmesini hem de kışı sokakta geçirip hastalanmamasını sağlarmış.  Meraklılarda hastane duvarlarında yazılan Neyzen şiirlerini toplarmış. Bakın Neyzen’in söylediklerinden bazılarına:

Türkü yine o türkü, sazlar da tel değiştii,

Yumruk yine o yumruk; bir varsa el değişti... 

Yani hangi hükümet gelirse gelsin, halka bir faydası olmuyor diyor Neyzen.

 Bakın yobazlığı sevmeyen Neyzen yobazlık hakkında neler söylemiş:

 Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,

Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü...

Kara bir kinle taassup, pusudan çıktı yine

Yurdu şahane cehalet yeni baştan bürüdü...


Neyzenin taşlamaları çok ağırdır.  Herkesi, herşeyi en ağır dille taşlar.

Bakın mebusları yani milletvekillerini nasıl taşlıyor:

Kime sordumsa seni doğru vevap vermediler,

Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler

Künyeni almak için, partiye ettim telefon:

Bizdeki kayda göre o şimdi mebus dediler...

 Neyzen’in bu küfür gibi taşlamalarından vaz geçtim.  Ümit Yaşarın taşlamalarına bakmak istedim.  Bir taraftan da hocamızla bir konuşabilsem ve bu Erol Taş’a taş atmaktan ne demek istediğini anlayabilsem diyorum.  Söyleyeceklerinde ya taşlama yoksa...

Artık ne olursa olsun diyorum ve açıyorum Ümit Yaşarı:  Karşıma Ümit Yaşar’ın Hesap Dersi Çıkıyor.

Milyonlar hanesinde istifçiler vurguncular

Yüzbinler hanesinde sahtekarlar yalancılar

On binler hanesinde yağcılar sabuncular

Binler hanesinde hancılar hamamcılar

Yüzler hanesinde semerciler palancılar

Onlar hanesinde köylümüz, efendimiz

Birler hanesinde biz, biz, biz...

 Başka bir taşlamasına geçiyorum Ümit Yaşarın:

 

Medeniyetin hızı, gelir yavaşlar bizde

Çünkü kütükler bizde, kayalar taşlar bizde

Elektronik beyin yapadursun milletler

Başsız beyinler bizde, beyinsiz başlar bizde...

 Başka bir şiirine geliyorum Ümit Yaşarın:

 Duydunuz mu geçmişler bir yetimin ırzına

Suçlular hesabını verecektir elbette

Bizim soracağimiz daha genel bir soru:

Irzına geçilmedik ne kaldı memlekette?

Bunlar yeni yazılmış şiirler değil.  Yanlış anlaşılmasın, Ümit Yaşar 1984 de vefat etti.

 Başka bir taşlama:

 "Bir yanda mutsuz çoğunluk

Bir yanda mutlu azınlık

Bir yanda sefalet, keşmekeş

Bir yanda dirlik düzenlik.

Sonraaaa

Sonrası iyilik güzellik."


 Ve bir başka şiiri Ümit Yaşar’ın


Aslına dönüş:

Birinci kadehte beydi

İkinci kadehte beyefendi oldu

Üçüncü kadehte bir büyük adamdı artık

Dördüncü kadehte kafayı buldu

Kimliği aklına geldi beşinci kadehte

Anırdı durdu...

 

Ben yazmaya devam edecektim ama tam o sırada hocamdan telefon geldı. Üstadım dedim bu Erol Taş’a taş atmak derken konuşmanızda biraz taşlama mı olacak.  Ben açış konuşmamı ona göre hazırlıyorum dedim. Hayır hocam hiç alakası yok. Erol Taş çok değerli bir sanatçımızdı ve hep kötü rollere çıkartılırdı.  Halkımız da Erol Taş’ı gerçek hayatta da kötü adam sanıp taşlıyormuş, demez mi!  Tabii bizim açış konuşmamız alt üst oldu..

Pekiyi neden bahsedeceksiniz dedim? 

Önyargılarımız var dedi; "o ön yargılardan kurtulmalıyız.  Az okuyoruz; kendimizi dünyaya kapatıyoruz; yaşama farklı açılardan bakmasını bilmiyoruz.  Bunları öğrenmeliyiz" dedi.

Tabii bu arada bizim açış konuşmamız da güme gitti.  Ben de Erol Taş’a taş atmak denilince, farklı açılardan bakmam gereken bu konuya tek açıdan bakmışım, sadece taşlamayı düşünmüşüm.  Gerçekten, yaşama farklı açılardan bakmak çok ama çok önemli.

Benim artık söyleyecek sözüm kalmadı.  Daha fazla vaktinizi almadan konuyu üstadına bırakıyor ve  beni dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum


Mahmut Telli

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı

Joomla templates by a4joomla