Emekli Jandarma Albayı Sayın Erdal Sarızeybek, Kuzaey Bavyera Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı Sayın Süleyman Akgün, değerli konuklar ve sevgili gençler; hepinizi saygı ile selamlıyorum.  Hepiniz bugünkü etkinliğimize hoş geldiniz.

Üç gün önce 19 Mayıs Atatürkü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı kutladık.  Bugün de bu bayramımızın 91 inci yıldönümü nedeniyle bu toplantıyı düzenledik.  Gelecek hafta Cumartesi günü de yine 19 Mayıs Atatürkü Anma Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle, gençlerimiz için Strassburg’a bir kültür gezisi düzenledik.  Her yıl 45 gencimizle yaptığımız bu gezi bu yıl daha şimdiden 70 kişiyi geçti.  Bu durumda iki otobüs dolduracağız. İkinci otobüste çok az yerimiz kaldı.  Katılmak isteyen gençler yönetim kurulundaki arkadaşlarımızla görüşüp bugün biletlerini alabilirler.  Bizde Gençlik ve Spor Bayramı üniversite çağındaki gençlerimizin rağbet ettiği bir gençlik ve kültür bayramı havasına dönüştü.  Bu kültür gezimize katılan ve katılacak olan gençlerimize buradan teşekkür ediyorum. 

Bugün hepinizin bildiği gibi sayın Erdal Sarızeybek konuşmacımız. Konusu da Demokratik Açılımlar ve Türkiye. Sayın Sarızeybek Türk Silahlı Kuvvetlerimizin mücadele ettiği bölücü terör örgütü PKK’dan ve onlarla açılım adı altında neredeyse mücadeleyi müzakereye çeviren AKP hükümetinden bahsedecek.   Ben bugün size bu konuya bir giriş yaparak bölücülük hakkında ve ülkemizdeki gidişat ve sorunlar hakkında biraz bilgi vereceğim.

Değerli konuklar,

Bölücülük deyince aklımıza, ülke toprakları içinde başka bir ülke kurmak için terör örgütü kurmak gelse de bölücülüğün arabozuculuk olduğunu da unutmamak gerekir.  Bölücülükte, ilk aşamada toplum farklı fikir ve duygulara bölünür.  Sonra bu bölücü fikirler çatışmaya dönüşür.  Bu konuda ilk aklımıza gelen de bölücü terör örgütü olan PKK’dır.

Bölücülük, illaki PKK’nın yaptığı gibi  eylemsel olarak değil, fikirsel olarak da gerçekleşir.  Bu da  silahla ülkeyi bölmekten,     çok daha zor ve çok daha tehlikelidir.  Eylemler dağlarda, köylerde ve şehrin belli kesimlerinde silah ve benzeri araçlarla yapılırken, fikirler herzaman, her yerde ve her şekilde değiştirilebilir.  Hatta bu değişen fikirler zamanı gelince, eyleme dönüştürülebilir.  O nedenle çok tehlikeli olabilir. 

Bölücülük zihinlerde, ötekinden farklı olduğu düşüncesi ve inancıyla başlar.  Bir süre sonra kendisini doğrulayacak verilerle beslenir.  Bu veriler neler olabilir?  Haksız ve adaletsiz uygulamalar, kayırımcılık, çifte standart, propoganda , aşağılama v.s.  Bu verilerle beslenen bölücülük fikirleri sözcüklere, söylemlere dökülür. Söylemler, içerideki paradigmaların  dışarıya vurmasıdır.  İnsan nasıl düşünürse öyle konuşur. Öyle konuşanlar da siyasette gördüğümüz gibi ayrımcılığı getiriyor.  Ayırımcılık zihniyeti ile ötekileştirilenler yok olmadığı sürece, kimse kendisine uygulanan ötekileştirilmeye kayıtsız kalamaz ve bulduğu ilk fırsatta kendisini ifade eder.

Bölücülerde sadece  bölenler  ve bölünenler yoktur.  Burada en önemli unsur, bölücülerin arkasındaki böldüren güçlerdir.  Bölücüler sadece piyondur.  O piyonların arkasındaki güçleri tesbit etmek gerekir. Çünkü önemli olan o güçlerdir.  O güçler bölmeyi ve yönetmeyi severler. Bu işler en küçük insan toplumlarında da böyledir en büyük topluluklarda da böyledir.  Derneklerde de böyle, partilerde de böyle, iktidarlarda da böyle hatta devletlerde de böyledir. Bunları burada da görüyorsunuz ve içinde yaçıyosunuz. Büyük devletler kendilerinden daha küçük devletleri piyon olarak kullanır; o devleti böler ve yönetir.  Açıkçası sömürür.  İşte Atatürk gençliğe hitabesinde o nedenle bu konulara değiniyor ve ey Türk gençliği birinci vazifen Türk istiklal ve Cumhuriyetini sonsuza kadar muhafaza ve müdafa etmektir, diyor ve devam ediyor:

Varlığının ve geleceğinin yegane temeli budur.  Bu temel senin en kıymetli hazinendir.  Gelecekte de seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek yurt içi ve yurt dışı düşmanların olacaktır.  Bir gün bağımsızlığını ve Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için, içinde bulunacağın ortamın olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin.  Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir.  Bağımsızlığına ve Cumhuriyet’ine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi olabilirler.  Zorla ya da hileyle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir.  Bütün bu durumdan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, Yurt içinde yönetimin başında bulunanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet yani, aymazlık ve sapkınlık ve hatta hainlik içinde bulunabilirler.  Hatta, yönetim başında bulunan bu kişiler, kişisel çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmaların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler.  Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı yani Ey Türk geleceğinin gençliği!  İşte bu ortam ve koşullar içinde bile görevin Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini  kurtarmaktır.  Muhtac olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur

Değerli konuklar,

Atatürk’ün gençliğe hitabesini size neden okudum?  Çünkü Atatürk’ün bu nutukta sözünü ettiği şartlara doğru bir gidiş var yurdumuzda.  Türkiye büyük bir değişim içinde.  Bu değişimi ‘demokrasi adına’ yaptığını söyleyenlerin tamamına yakını, tarikat ve cemaat çıkışlı kişiler.  2002’de AKP iktidarı ile başlayan bu değişim hareketi, doğrudan Türkiye’nin demokratik ve laik yapısını hedef almış durumda.  AKP iktidara geldiği ilk 1-1.5 yıl içinde AB ye uyum çalışmaları adı altında bir kaç kanun çıkardı.  Daha sonra AB’ye uyum rafa kalktı, daha doğrusu giderek bu paravananın arkasına gizlenmek gereğini duymamaya başladılar. Sürekli olarak Türkiyenin temel taşları ile oynayan yasalar çıkardılar.  Bürokraside inanılmaz atamalar yaparak devlet dairelerinde tarikat ve cemaat kaleleri kurdular.  Ülkedeki medya kuruluşlarının büyük bir kısmını ele geçirdiler.  İnsanların özel hayatları, telefon dinlemelerle gizli görüntülerle ayaklar altına alındı.  Yargıya vurulan darbeler ortada... Türkiye dolu dizgin tek parti diktatölüğüne gidiyor.  Bütün bunlar olurken, insan hakları bekçisi batı dünyasından ses çıkmıyor.  Hatta Türkiye demokratikleşiyor diye alkışlayanlar bile var...  Çünkü onlar da oynanan bu oyunun bir parçası.  ABD ve Batı Atatürk’ün Türkiye’sini bölüp yeni bir biçim vermeye çalışıyor...

Türkiye Cumhuriyeti’nin direnç noktalarını düşünün: Ordusu, yargısı, bürokrasisi, medyası, üniversiteleri, aydınları...  Bütün bu direnç noktalarının hepsi çökertilmeye başlandı.  Bunlar AKP’nin tek başına gerçekleştirebileceği oyunlar değildir diyor bir çok yazarımız.  AKP’yi bu oyunda sadece bir piyon olarak olarak görüyorlar.  Ona biçilen rol zamanında Gorbatchov ve Yeltsine biçilen rolle aynıdır deniliyor.  Hatırlar mısınız?  Gorbatchov glasnos yani açıklık, perestroyka yani yeniden yapılanma derken Sovyetler Birliği bölünüp parçalanmış ve tarihe gömülmüştü.  AKP’nin ağzında çiğnediği sakızın adı ise açılım.  Açılım açılım diye diye Türkiye bölünmeye doğru gidiyor.

Ülkeye yayılan tarikat ve cemaatler de, Güneydoğudaki ağa çocuklarına kurdurulan siyasi partiler de, PKK terör örgütü de; hepsi bu büyük oyunun küçük piyonlarıdır.  Bu büyük oyunda Türkiye’nin, Ortadoğu’daki diğer müslüman ülkeler gibi, dinle uyutulan, antidemokratik, zayıf ve küçük bir ülke olması gerekiyor.  Gördüğünüz gibi AKP kullanılarak Türkiye’ye kabuk değiştirme operasyonu devam ediyor.  Görülen resim işte budur değerli konukllar. 

Ortadoğuyu çok iyi bilen tarihçi Bernard Lewis, Atatürkün kurduğu laik Cumhuriyet on yıl içinde İran İslam Cumhuriyetini andıracak diyor. Sıkıntılarla boğuşan Türk halkı, iktidarın yoğun propagandası ile bu geriye gidişi göremiyor diyor.  İş işten geçmeden halkınızı uyandırın diyor.  Bu sözleri de Bret Step, Wall Street Journal’daki köşesine taşıyor ve ekliyor, Türkiye’de sadece bir iç savaş değil, Türkiye’ye yeni bir şekil vermek isteyenlerle ciddi bir savaş var diyor.  Görüyorsunuz yabancı gazeteciler, tarihçiler bile fotoğrafı gayet güzel görüyor ve halkımızın uyandırılmasının gerektiğini söylüyor, yazıyor.  Bize düşen görev de halkımızın uyanmasını sağlamak.  Ben de yüce milletimizin, sağduyusu ve şaşmaz öngörüsü ile bu gidişe demokratik yollarla dur deme zamanı gelmiştir diyor ve beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.


Mahmut Telli

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı

Joomla templates by a4joomla