Değerli konuşmacılarımız Sayın Ali Sirmen ve sayın Prof. Dr. Süheyl Batum, değerli dernek başkanları, değerli medya mensupları, değerli Atatürkçüler ve sevgili  gençler; hepinizi saygı ile selamlıyorum.  Hepiniz bugünkü  etkinliğimize hoş geldiniz.  Bugünkü etkinliğimizin konusu ‘Türkiyede hukuk devleti ve son gelişmeler’. Konuşmacılarımız da değerli  hocalarımız sayın Ali Sirmen ve sayın Prof. Dr. Süheyl Batum.  Her iki konuşmacımız da bu salonda daha önce birer defa konuğumuz olmuştu.

Değerli konuklar, sevgili gençler,

Bugün 31 Ocak 2010. 31 Ocak 1990 tarihinde haince öldürülen Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy’un aramızdan ayrılışının 20 inci yıldönümü.  Geçen Pazar günü de 24 Ocak 1993 tarinde öldürülen gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun aramızdan ayrılışının 17’inci yıldönümü idi.  Başta Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu olmak üzere yitirdiğimiz tüm aydınlık insanlarımızı saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. 

Atatürk ilkelerini  ve devrimlerini savundukları için, ulusalcı, anti emperyalist  ve tam bağımsız Türkiye’den yana oldukları için yaşamlarını yitiren tüm devrim şehitleri önünde saygı ile eğiliyoruz.

Uğur Mumcu’yu geçtiğimiz Pazar günü bütün yurtta ve yurt dışında andık; bugün aramızdan ayrılışının 20’inci yıldönümü olması nedeniyle Prof. Dr. Muammer Aksoy hakkında sizleri, kısa da olsa, biraz bilgilendirmek istiyorum.  Prof. Aksoy, gerçek demokrasiye, güçlü Türkiye’ye örgütlü toplumla ulaşılabileceğine inanan bir aydındı.  Mustafa Balbay’ın dediği gibi, mevcut yapının haracını yiyen değil, ülkesinin geleceğine harç taşiyan bir aydındı.  Zor günlerde, 1985’te Ankara Barosu Başkanlığını üstlendi.  50 ye yakın inanmış insanla birlikte, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu genel başkanlığını yürüttü.  Amacı Atatürkçü Düşünce sisteminin yeni kuşaklara taşınması ve yaygınlaştırılmasıydı.

Herşeyden önce, sorunları dile getirip dertlenmekten çok, çözüm üretmeye kafa yoran bir aydındı.  Bütün sorunların çözümü için öncelikle eğitim sorununun çözümlenmesi gerektiğine inanan bir hukuk adamıydı.

Atatürkçü Düşünce Derneğinin işlevsel olması için yaşamını ortaya koydu.  Bugün geldiğimiz noktaya bakın ki; teröre kurban giden Prof. Aksoy’un kurucusu olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği, terör örgütleriyle, terör olaylarıyla ilişkilendirilmek isteniyor...  Prof. Aksoy’un önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli konuklar, sevgili gençler,

 

Bugünkü  konumuz Türkiyede hukuk devleti ve son gelişmeler.  Değerli konuşmacılarımız bu konuyu irdeleyecekler ve Türkiye’nin demokrasinin neresinde olduğunu bizlere anlatacaklar.  Hepimiz için olan hukuk devleti, siyasi iktidarın gayretleriyle sadece kağıt üzerinde kalmaktadır.   Hukukun birgün kendilerine de gerekeceğini unutmuş gözükenler, hukukla oynamaktadırlar.

 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, hepinizin hatırlayacağı gibi 14 Mart 2008 tarihinde, AKP hakkında kapatma davası açtı

ve siyasi iktidar tarafından hedef gösterildi.  Kapatma davası açmasıyla birlikte ölüm tehditleri almaya başlayan ve koruma sayısı arttırılan Yalçınkaya’ya yönelik Bülent Arınç’ın sözlerini bir hatırlayın.  Bülent Arınç’ın ‘Ölüm en

büyük gerçek.  Bunu başsavcı da görmeli, siyasetçiler de görmeli, herkes

görmeli.  Ölüm bize şahdamarlarımızdan daha yakın’ sözleri üstü örtülü tehdit olarak yorumlanmıştı.

 

Başbakan her fırsatta yedi yıldır ülkenin çok değiştiğini  söylemektedir.  Evet doğru söylüyor zira yedi yıldır ülkemizde hukuksuzluk almış başını gitmektedir.  Ulusalcılar, aydınlar ne ile yargılandıklarını bilmeden Silivri’de hapis yatmaktadır.  Buna karşılık 19 ekim 2009 tarihinde terör örgütü PKK militanlarından 34 terörist, Habur sınır kapısından ülkemize giriş yapmıştır. 

Bu teröristleri PKK bayraklarıyla, halaylarla karşılamaya gelenler arasında, milletvekilleri, hükümet temsilcileri, devletin üst düzey yöneticileri bulunarak

ve seyyar mahkeme kurularak kirli bir oyun oynanmıştır.  Yüzyılın soygunu deniz feneri davasında hiç bir ilerleme yoktur. Bu dava ile ilgili haberlere yayın yasağı konmuştur.  Buna karşılık kozmik büro ile ilgili arama ve haberlere

yayın yasağı getirilmesi talebi ise yargıdan geri dönmüştür.

 

Değerli konuklar,

 

Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarda bulunarak meşruluğunu yitiren iktidarların görüldüğü ve yaşandığı ülkemizde hukuk, bir gün hukuku yok edenlere de gerekecektir.  Unutmayınız hukuk devleti hepimiz içindir...   

     

Değerli konuklar,

 

Ben bugünkü açış konuşmamda  ülkemizde 2009’un bir özetini yapacak ve gerilen ortamda 2010’da ülkemizi nelerin beklediği konusundaki görüşlerimi sizlerle paylaşacaktım.  Fakat Antalya ADD başkanımız sayın Mustafa Durna’dan  kendine has üslubuyla hazırladıgı 2009’un şiirsel tirajı komik bir özetini aldım. Onun hazırladığı 2009’un özetini sizlerle paylaşmaya kara verdim.

 

 

2009 KRİZ VE AÇILIM YILI ÖZETİ

2009 Yılı maalesef 7 üniversite öğrencisinin karbondioksitten zehirlenip

ölmeleriyle başladı.

Deniz Feneri davası, dumansız hava sahası, Zahit Akman’ın istifası

çok konuşuldu ama, sonuç alınamadı.

Ulusal işletmeleri sattılar, değerleri çürüttüler

Kimileri ağlarken, kimileri sırıttılar...

Danıştay yürütmeyi durdurmaya çalıştı ama

Yandaş yankesiciler milletin parasını yürüttüler!...

Birileri arı kovanına çomak soktu

Birisinin dilini eşek arısı soktu!

ABD ve AB iç işlerimize bile karıştılar.

Başbakan Meclis başkanı’nı azarladı, muhalefeti haşladı

Televizyonları, gazeteleri birer birer susturmaya başladı...

Günlerce Cem Garipoğlu cinayeti, aylarca ABD ve AB’nin inayeti,

Yıllarca her türlü bölücünün ihaneti konuşuldu...

İşçi-memur eylemlerinden sonra, Avukat, Doktor-Eczacı eylemleri oldu.

Esnaflar battı, emekliler mahvoldu...

Kentlerde olaylar çıkartıldı,

Kepenkler kapatıldı, arabalar taşlandı, yakıldı;

Otobüslere Molotof kokteylleri, havayi fişekler atıldı

Muş’un Bulanık İlçesinde bulanık suda balık avlandı...

Teröre verdiğimiz şehitlerin acısını ortak hissettik ama

Ateş yine düştüğü yeri yaktı, kavurdu,,,

Terörle mücadele edenlere iftiralar atıldı,,,

Ergenekon dalgalarında evler basıldı, tutuklamalar oldu

Polis Sabih Kanadoğlu’nun evinde Anayasa buldu...

Ulusalcılar hukuksuz yere içeriye tıkıldı...

Prof. Türkan Saylan kanserden değil, kahrından öldü...

Zigana’da çığ düştü, Kahramanmaraş’ta helikopter, Amsterdam’da uçak düştü.

İstanbul’u sel bastı, Bursa’da grizu patladı...

Adana’da yedirilen atlar, eşekler

Etnik ve dinsel konularda yapılan çalıştaylar

“Demokratik” şekilde kapatılan kepenkler

Saman yiyip süt vermeyen inekler;

360 derece dönen dönekler tarafından güzel şeyler olarak sunuldu.

İzdivaç-yemekteyiz, var mısın yok musun programları ile

Basit, yararsız, cıvık yarışma programları ile

Toplumu aptallaştırmak istediler...

68 ülkede birden başlayan bu programlarla, değerleri alt üst ettiler.

Başvurular Acun’a yapıldı, umutlar Hamdi Bey’e bağlandı

Boş kutular açıldıkça toplu olarak ağlandı.

 

 

Bütün bunlar olurken;

Topraktan paslanmamış, ıslanmamış silahlar fışkırtıldı

Sahte krokiler, sahte imzalar havalarda uçuşturuldu.

İktidar ABD’ye ve AB’ye yaslandı, kuru imzalar ıslandı...

Ayşenur Arkabahçe “Türklüğü Anayasadan” kaldıralım dedi.

Tayip Erdoğan ile Abdullah Gül Çukurambar’da buluştular;

Bülent Arınç ile Osman Baydemir Diyarbakır’da kucaklaşıp ağlaştılar.

Kentler savaş alanına çevrildi;

Bülent Arınç’a suikast balonu söndü

Kozmik baskın, trajikomik baskına döndü...

Bölücüler, Teröristler hoş görüldü, kahramanların başına çorap örüldü.

Ergenekon tertibi, Bülent Arınç Balonu, özelleştirme talanı…

Bunların hepsinin Amerikan planı olduğu görüldü...

Kriz bizi teğet geçti!

Abdullah Gül “güzel şeyler olacak” dedi

Ermenistan’da, Irak’ın Kuzeyinde, İmralı’da güller açtı!!!

 

ABD’nin ve AB’nin “Ermenistan sınırını açın” baskısı

Türkiye’de tepkiye, Azerbaycan’da sinir krizine yol açtı.

Kriz bizi teğet geçince ve de açılım açılınca;

Kebap salonlarının yerine, simit sarayları açıldı…

Tele kulaklar, gizli tanıklar, ihbar mektupları, hukuku dolanmalar

gündemden hiç düşmedi.

Cumhuriyet Devrimi karşıtları tarafından

Türk Ordusu düşman ordusu gibi görüldü!!!

Türk Ordusu, Türk Yargısı, Türk Bağımsızlığı ve egemenliği

demokrasi karşıtıymış gibi gösterildi!!!

Terörle mücadele, terörle müzakereye çevrildi!

Sömürü, bölücülük, gericilik, işgal ve tecavüz yaygınlaştı, dünya gerildi.

İşgalci ABD Başkanı Obama’ya “Nobel Barış Ödülü” verildi!

Deli danadan, kuş gribinden sonra, beklenen oldu:

Dünya’da “Domuz gribi” paniği yaratıldı!

Domuz gribi aşısı tartışmalarında

Aileler bölündü, doktorlar bölündü, bakanlar bölündü, Recepler bölündü…

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar tartışmasıyla kafalar allak bullak edildi.

Toplum Kafes operasyonuyla, Nefes Filmiyle meşgul edildi...

Böylece işsizlik, yoksulluk ve açlık ustalıkla perdelendi...

Habur’da yaşanan karşılama rezaletini

Silivri’de yapılan hukuksuzluk eziyetini

Hukukçular “kepazelik” olarak nitelediler...

Bu arada, fabrikaları kapattılar;

Direnen emekçilere biber gazı sıktılar!

 

 

Ödenmez duruma gelen borçların vadesini ötelediler

Yandık diyen çiftçileri, öldük diyen emeklileri itelediler

Aptallaştırılan insanlardaki akıl tutulması

2009 yılındaki 6 dakika 38 saniye süren güneş tutulmasını gölgede bıraktı!

Başbakan’ın bağırmaktan sesi kısıldı!

Gençlerin umudu kırıldı

Onurlu insanların onuru kırıldı

İşi tıkırında olanlar gülmekten kırıldı!

Bu arada Berlusconi’nin burnu kırıldı...

Zamanı saman gibi önemsiz görenler

Zamanı gene iyi değerlendiremediler.

Ne boy aynasına baktılar, ne Emine Ayna’ya baktılar

Gerçeği bir türlü göremediler...

Emperyalist ellerin maşaları tutması

Bölücülerin küfürlü açıklamalar yapması

Meşe’lerin gözlere batması

İlgilileri ilgilendirmedi...

Milletin acı içinde kıvranması

Emperyalistleri çok neşelendirdi…

2009 yılında ülke bölünme noktasına getirildi...

Apo’ya beş milyon dolarlık malikâne yapıldı

Toplum gerildikçe gerildi!

İşsizlik rekora koştu, Borsa coştu!

Umutlar başka yıllara kaldı...

2009 yılında yeni fabrika dikilmedi, tarlalar ekilmedi,

Beş yıldır devam eden “Yaprak dökümü”dizisinde yapraklar bir türlü dökülmedi...

2009 yılında yanlış musluklar açtılar

İnsanlar acı çekti gözler yaşlarla doldu...

2009 Kriz ve Açılım yılı, kayıplar ve ayıplar yılı oldu.

 

Şimdi gelelim bugüne:

Bugün;

Emekçiler ekmek mücadelesinde, emekliler ölüm kalım çizgisinde;

Doktorlar eczacılar eylemde; iktidar anketlerde düşmekte

Sarıgül yedekte...

ABD’nin, AB’nin keyfi yerinde,

Turuncu balondan sonra sarı balon şişmekte;

İşsizler umutsuzluk içinde

Halk hak arayışında,

Ordu’nun kozmik odaları aranıyor

Yargı mahkum edilmek isteniyor.

Yani orduya baskın var yargıda yangın var!

 

 

Bülent Arınç bir ağlıyor bir gülüyor!?

Wahdettin Gülen sürekli gülüyor.

Denizli’de fabrikalar kapanıyor, intiharlar oluyor

Tekel işçileri Ankara’nın soğuğunda ölümüne direniyor.

Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan İstanbul’da şenliklerde!

Cumhuriyetin başkenti zor günler yaşaken

Tarhan, kültür başkentinde konserler veriyor.

Havayi fişekler atılıyor İstanbul’un yedi tepesinden.

Tepeler ışıltılı; vatandaş sıkıntılı!

 

İktidar iç politikada sıkıştıkça

İsrail’e bir tokat atıyormuş gibi yaparak dikkatleri başka yere çekiyor

Geçen yıl wan münit

Bu yıl alçak kanepe krizi,

Baktılar ki iş tuttu, yutanlar yuttu’

Öyleyse oyuna devam...

Barak Obama’ya- Ehud Barak’a selam...

İşler tıkır tıkır

Elmalar, armutlar kütür kütür

Mankenler çıtır çıtır

Yiyorlar kıtır kıtır!

Krizi fırsat bilenlerin gözleri parlıyor

Krizin vurduğu halkın gözleri yaşlı

Her zaman olduğu gibi

Tepeler ışıltılı, vatandaş sıkıntılı!                                                                     

 

 

Teşekkür ederim


Mahmut Telli

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı

 

Joomla templates by a4joomla