Türkiye Cumhuriyeti’mizinin kurucusu ve ilke ve devrimleriyle ülkemizi  çağdaşlaştıran ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü  70 yıl önce   10 Kassım  sabahı  saat 9:05 te ebediyete  uğurladık. Türk milletinin yetistirdiği en büyük Türk olan Atatürk’ümüzü büyük bir özlemle ve minnetle anıyor ve arıyoruz.

 Atatürk, Türk  Bağımsızlık  Savaşını  başlatan, yürüten, kazanan büyük bir komutan; Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran büyük bir devlet adamı ve ilke ve devrimleriyle Türk ulusunun  çehresini değiştiren güçlü bir devrimcidir.   

Bu başarılarıyla  Atatürk  tarihe damgasını  vurmuş ve dünyada  büyük saygınlık kazanmış, ölümsüz bir önderimizdir.

Bakın Ingiliz tarihçi yazar  Tarqui Olivier Atatürk hakkında ne diyor: 'Askerlik dehasıyla, insanlık idealini onun kadar nefsinde birleştirmiş bir adam tanımıyorum.   Kahramanlıklarını göz önüne aldığımızda, özetle diyebilirim ki,  tarihte ülkesi için Mustafa Kemal Atatürk'ten daha büyük işler başarmış hiç kimse yoktur.'  Fransız Dışişleri  Bakan'larından Edouard Herriot, 'Atatürk'ün askerlik tarafına hayret etmiyorum.  Her meslekte deha sahibi insanlar vardır, buna şaşılmaz.  Fakat İsviçre medeni Kanunu'nu kabul etmek ve Türkiye'de yürürlüğe koymak!  Bu adeta dehanın da üstünde bir şey.  İşte buna hayranım' diyor.   İngiliz Başbakan'larından  Winston Churchil ise,   'Atatürk sağ olsaydı dünyanın görüntüsü bugünden çok başka olurdu.  Keşke sağ olsaydı da o büyük adamın izinden gidebilseydik' diyor.

Milli mücadele,  Bağımsızlık Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması hiç kolay olmadi.  Bağımsızlık Savaşı'nda  Türk ulusu Atatürk'ün  önderliğinde, dünya tarihinde  eşine ender rastlanan bir destan  yazmıştır.   Bağımsızlık Savaşı insanlık tarihinin kaydettiği en büyük varoluş mücadelelerinden biridir.  Bağımsızlık Savaşı’nda Atatürk ve ona inananlar, yüzbinlerce silahlı düşmanla  çarpışırken içeride de onbinlerce silahlı, silahsız hainlerle  çarpıştılar; bütün zorlukları  yendiler de öyle kurdular  bu Cumhuriyeti.  Sonuçta milli mücadele yıllarında Atatürk’e karşı çıkan bu hainlerin büyük bir  kısmı  Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti benimsedi ve Atatürk’e saygı duydu.   Bir kısmı da yurt dışına kaçtı. Yurt  dışına kaçanların bir bölümü hainliklerini sürdürdüler, Cumhuriyet’e  karşı çeteler, cepheler kurdular; yalan ve iftira dolu kitaplar yayımladılar.  Memlekette kalanlar susup yeraltına  çekildiler.    Cumhuriyeti yıkmak için fırsat kolladılar.
 

Cumhuriyet’i yıkabilmenin en önemli  şartının Atatürk sevgisini yok etmek, Milli Mücadele’yi küçültmek, önemsememek, benimsememek olduğunu düşündüler.  Bu amaçla Atatürk ve Milli Mücadele  karşıtı, baştan sona yalanlarla iftiralarla, saptırma ve  çarpıtmalarla dolu, cahilce, insafsızca yazılar, kitaplar yayımladılar.  Genç  insanların  kulaklarına bu yalanları, iftiraları fısıldadılar.  Saptırma ve çarpıtmaları gerçekmiş gibi benimsetmeye  çabaladılar.    Aynı çalışmalar malesef  bugün de devam etmektedir.  Medyayı izleyenler bunları açıkça görebilir.    Gerçekten de bugün ülkemizde şeriat isteyen ve  irticayı  özleyen bir grup var.  Bu insanlar milli mücadelede yurt  dışına  kaçan ve sonra cumhuriyete karşı kinlerini kusan hainlerin, etkisi altında kalan zavallılardır.    
 

 Geleceğin insanı olan Atatürk, üstün liderlik vasiflarıyla aklı  ve sağduyuyu birleştirerek doğru kararlar vermiş, Türk toplumunun gelişmesini,  çağdaşlaşmasını sağlamak ve ulusumuzu  çağdaş uygarlık düzeyine  ulaştırmak için çok çaba harcamıştır.  Atatürk aklı ve bilimi daima en ön planda tutmustur.  Toplumumuzu  çağdaşlaştırmayı ve demokratikleştirmeyi hedefleyen Atatürk, köklü reformlarıyla kurduğu laik cumhuriyete halkçı, devrimci, ulusçu, özgürlükçü bir yönetim getirmiştir.    Atatürk Türk ulusuna ve insanlığa bir armağandır...
 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atarürk’ün gönlümüzdeki erişilmez yeri hiç bir zaman değişmeyecektir.  Bugünkü  çağdaş konumumuzu yüce Ata'mıza ve onunla yola  çıkan dava arkadaşlarına borçluyuz.  Büyük kurtarıcımızı, aramızdan  ayrılışının 70 nci yıldönümünde saygı, sevgi, özlem ve minnetle anıyor ve onu  çok ama çok arıyoruz…

 

 

Atatürk devrimleri ve Cumhuriyetin 85inci yılında Atatürk Türkiyesi

Yazdır

E-posta

 

Birinci Dünya Savaşı sonunda  30 Ekim 1918 de Mondros anlaşması ile ordularımız dağıtılmış, silahlarımız alınmış, topraklarımız işgal edilmiş, ülkemiz harap, ordumuz yorgun ve perişan ve İstanbul Hükümeti de kendi canının derdinde.

Yurdumuzun çeşitli şehirlerinde kuvayı milliye örgütleri işgalcilere karşı yerel direniş göstermeye başlamış.  19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal Samsuna çıkarak Türk Kurtuluş savaşını başlatıyor.  21/22 Haziranda Amasya genelgesi yayınlanıyor.  Genelgede: ‘Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.  Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır’  deniliyor.  Ardından 7 Ağustos 1919 da sona eren Erzurum  kongresi.  Bu kongre sonrası yayınlanan bildiride adeta kuruluş ve kurtuluşun, Cumhuriyet ve demokrasinin yollarını döşeyen ulus devlet örgütlenmesini tamamlamıştır.

Başlıca önemli maddelerini özetlersek:

1. Ulusal sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür.  Birbirinden ayrılmaz.

2. Ne olursa olsun, yabancıların topraklarımıza girmesine ve işlerimize karışmasına karşıyız.

3. Osmanlı hükümetinin dağılması halinde ulus birlikte direnecek ve yurdu savunacaktır.

4. Yabancı devletlerin mandası ve koruyuculuğu kabul edilemez.

Erzurum kongresi ilk ulusal kongredir.  Bu genel kurallar Sivas kongresi ile uygulamaya konulmuştur.  Böylece ulusal örgütlenme doğmuş ve Cumhuriyet o zaman kurulmuştur.  Ancak ilanı sonradır. Türkiye Cumhuriyeti savaşa başlamıştır.  Nasıl bir savaş?  Emperyalizme karşı ulusun özgürlük ve bağımsızlık savaşı... Müdafayı hukuk savaşı...Ulusal kuvvetlerin savaşı...İnsanlık onur ve gurur savaşı...

Başarı ile biten kurtuluş savaşı ve ‘tam bağımsızlık’...Toplumsal devrimler...Laik demokratik sosyal hukuk devleti... Ulusal devlet anlayışı ile donatılan Cumhuriyetimiz...

Bu  Cumhuriyetin kültür ve görev örgütü Atatürkçü Düşünce Dernekleridir.  Yani bizleriz.  ADDlere gönil veren sizlersiniz...
ADDler Atatürk ilke ve devrimlerinin canıdır ve kanıdır...

Şimdi Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin sadece isimlerini sayarak bu devrimleri bir hatırlayalımlım:

1 Kasım 1922            Saltanatın kaldırılması.

24 Temmuz 1923       Lozan Barış anlaşmasının imzalanması.

29 Ekim 1923            Cumhuriyetin ilanı.

3 Mart 1924               Halifeliğin kaldırılması ve Eğitim Birliği yasasının kabulü.

30 Kasım 1925          Tekkelerin zaviyelerin kapatılması.  Kılık ve kıyafetin  laikleştirilmesi.

26 Aralık 1925           Miladi tekvimin kabulü.

17 Şubat 1926            Medeni kanunun kabulü.  Böylece en gelişmiş medeni kanun olan İsviçre medeni kanunun kabul edildi.  Bu devrim hukuk devrimidir.  Bireyin hak ve özgürlükleri açısında en büyük devrimdir.

1 Kasım 1928             Türk harflerinin kabulü.

5 Aralık 1934             Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi.

 

Atatürk devrimleri çağdaş Türk ailesini de, erkekle eşit haklara sahip kadın yurttaşın özgür iradesiyle kuracağı bir birlik olarak saptamıştır.  Kadının toplum yaşamına, tam bir yetkiyle katılabileceği ilkesini yaşama geçirmiştir.  Cumhuriyet ailesi, kız çocuğuna, kendisini ‘eksik’ bir varlık olarak görmek şöyle dursun, tam tersine, insanlık değerine tam bir güven beslemesini sağlayan bir ailedir.  Kadın kendi iffetini, namusunu koruyabilecek bir varlıktır.  İffet de bir bez parçasında değil kafanın içindedir. Kız ve kadın yurttaşlar her eğitim düzeyine her mesleğe girebilmektedir.  Her türlü spor yapabilmekte; kültür, sanat ve eğlence yerlerine gidebilmektedir.  Böylece erkeklerin herhangi bir inanç adına, ulusun en iyi yarısını toplumsal yaşamın dışında tutması gibi bir zorbalık  yönetimine Atatürk devrimleriyle son verilmiştir.  Bu zorbalığı hortlatmamak Cumhuriyete bağlı olan hepimizin bir şeref borcudur.

Atatürk devriminin eğitim, bilim, ekonomik düzen, dil, yazı, sanat, felsefe, giyim ve benzeri alanlarda attığı öbür demokrasi adımlarını burada teker teker anlatmaya vaktimiz yeterli değil.  Bütün bu devrimlerin, insanların kafalarını özgürleştirdiği ve bilim dışı düşünüşten kurtardığı açıktır.  Örneğin arapçada ya da Arap yazısında, şu biçim giyinmede, ya da bez parçasında doğa üstü bir etki olabilirmiş; insanın iffeti kafasının içinde değil de taşıdığı giysideymiş; heykel, resim, fotoğraf günahmış gibi boş inançların ve çağdışı geleneklerin insan hak ve özgürlükleri üzerindeki baskılarına Atatürk devriminin son verdiği açıktır. 

Atatürk devrimlerinin Türkiyeyi nereden alıp nereye getirdiğini biliyoruz.  Şimdi nereye gitiğini de görüyor ve çok üzülüyoruz.  Bu yön değişiikliği ne zaman başladı ve nereye doğru gidiyor?

Bu yön değişikliği 14 Mayıs 1950 de başladı. 

14 Mayıs 1950 de Demokrat Parti seçimleri kazandı ve iktidar oldu.

6 Haziran 1950 de yani daha üç hafta geçmeden, Türkiyenin aydınlık yüzünün temsilcisi ve Atatürk devrimlerinin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını görevden aldı. 

16 Haziran 1950 de arapça ezana konmuş olan yasağı kaldırdı.  Tanrı uludur Tanrı uludur, Tanrıdan başka yoktur tapacak, Haydin namaza haydin felaha ...olarak okunan ezan böylece Hayyalel felah hayyalel selah olarak okunmaya başlandı. İşte bunlar Demokret Parti iktidarının ilk bir ayda yaptıkları.

5 Temuz 1950 de dini programların radyoda yayın yasağı kaldırıldı. 

3 Aralık 1950 de Arap harfleriyle tedrisat yasağı kaldırıldı. 

12 Mart 1951 de  Konya Demokrat  Parti kongresinde fes, çarşaf ve Arap harflerinin serbest bırakılması istendi.

4 Kasım 1951 de İlkokullara din dersi konuldu.

24 Aralık 1952 de, 1946 yılında Türkçeleştirilmiş olan Anayasamızın dili değiştirildi. Anayasannın ismi Teşkilatı Esasiye  Kanunu oldu.  Bakanlıklar Vekaletler oldu.  Genel Kurmay ise Erkanı Harbiyeyi Umumiye oldu...

13 Ağustos 1956 da Orta okullara din dersi konuldu.

19 Mayıs 1957 de Adnan Menderes 15,000 yeni cami yapıldığını ve 86 büyük caminin de onarıldığını ilan etti.

1956 da Said-i Nursi’nin Risale-i nurlarını serbest bırakan Menderes,  19 Ekim 1958 de Saidi Nursi’nin risale-i nurlarının basılması talimatını verdi. Fetullah Gülen’in nur dergahından yetişmiş birisi olduğunu  yani Said-i Nursi’nin talebesi olduğunu hepiniz biliyorsunuz.

Bu geriye gidiş 27 Mayıs 1960 a kadar devam etti.

27 Mayıs 1960 da Türk Silahlı Kuvvetleri idareyi ele aldı.  Meclisi feshetti.  Yeni Anayasa ve demokratik müesseselerin kurulması hazırlığına başlanıldı.

27 Mayıs devrimi; 12 Mart, 12 Eylül 28 Şubat derken geldik bugüne...

Yani Cumhuriyetimizin 85inci yılına....Bugünü  yazmak  istemiyorum.  Sadece sonunun iyi olmasını diliyorum.


Mahmut Telli

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı

Joomla templates by a4joomla