Bizi Kafa Kafaya Tokuşturuyorlar!

Bilmek, bildiğini anlatabilmek ayrı şeylerdir. Kimi bilir, yalnızca yazar, konuşamaz. Konuşurken dili tutulur, kekeler, ne diyeceğini unutur. Kimi ise bilir, bildiğini bir anlatır bir anlatır, duyan eden öyle ağzına bakakalır…

Bazı kişiler için, ağzından bal damlar, denir. Konu önemli değildir, o kişi anlatsın da ne anlatırsa anlatsın… Sabaha kadar dinlersiniz…

 

Konu önemliyse, ilgini çekiyorsa, yaşamsal değeri varsa anlatılanların,  bunları anlatan da dediğim gibi, konuşurken ağzına baktıran, kendini soluksuz dinleten biriyse, dinlerken zamanı yeri unutursunuz… Üç saat mi geçti aradan, dört saat mi ayırdedemezsin. Sonra bir bakarsın dört buçuk saattir gazeteci Can Ataklı konuşuyor, sen de soluksuz, yerine mıhlanmış, tek yürek  olarak onu dinliyorsun… Ülkenin durumuna çare olacak, umut verecek sözü arıyorsun, çıkış yolu bulmak istiyorsun…

Önceki gün, Pazar günü Can Ataklı’nın medya üzerine olan söyleşisi böyleydi. Merkezi Frankfurt’ta olan Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği’nin çağrılısı olarak Almanya’daydı Can Ataklı. Kendi deyişiyle , “Gurbetteki yurtseverlere  seslenmek, böylece en azından kendisini dinleyen her bir kişinin birer sorgulayıcı birey olarak diğer bir kişiyi etkilemesini, düşünmesini sağlamak…” için.

Kendi zamanını bu işe verirken, onca yolu aşıp gelinken de, yalnızca nasıl yararlı olabileceğini düşünmek… Bunun için de bir karşılık beklemeden, gurbetteki Türkleri, esirgemediği beyin emeğiyle, bilgisiyle buluşturmak…

Böyle çağrıldıkları yerlere giden, yüz yüze konuşmanın önemini bilerek özveriyle bildiklerini anlatan ne kadar az  yurtsever gazetecimiz, yazarımız, bilim insanımız  var değil mi?

Toplantı için Frankfurt Hilton otelinin toplantı salonu tutulmuş. Genç bir doktor hanım, Serpil Şen, açılışı, Atatürk’e, Cumhuriyet Şehitlerine saygı duruşuyla yaptırdı. “Derneğimizin amacı, demokratik, laik  bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini sonsuza dek yaşatmak, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak, “ dedi. Sözü başkanlarına verdi.

Hessen Eyaleti Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı Mahmut Telli, “ Cumhuriyeti’miz 90’ıncı yılına girerken Türk medyası ” adlı bu buluşma gününe  bir ön bilgilendirme açılış konuşması hazırlamıştı.  Mütareke basınından başlayarak bir  bir kısaca özetledi Türk basınının dününü. Bu güne gelinirken, neler neler olduğunu, bu yollardan kimlerin gelip geçtiğini anlattı. Vatan hainlerini, yurtdışına kaçanları, kaçmayıp yeraltında kalanları, bunların yetiştirdiklerini…

Ali Kemal’le başlayıp vatan haini gazetecileri saydı, tutuklanan, hapis yatan, öldürülen gazetecilerimizden söz etti. Uğur Mumcu’nun sesiyle, onun ta o zamanlardaki öngörüsüyle söylediği sözleri, sahnenin iki yanına konan ışıklı büyük boy tanıtım tahtalarına yansıtılan resimlerle, yazılarla destekleterek  dinletti. Uğur Mumcu’nun sesinden,  gelecekte imam hatiplilerin devletteki  yerlerini, bu okullardan imam hatip değil, kaymakam, savcı, hakim yetiştirileceğini, bu kadroların devleti ele geçireceklerini dinledik. Onun yirmi yıl önceden bugünleri görmesi içimizi titretti, duyarsızlığımızdan utanç duyduk.

Can Ataklı konuklara şöyle tanıtıldı:

 “1956 Diyarbakır doğumlu. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun. Yeni Ortam Gazetesi’nde işe başladı. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı, yayın koordinatörlüğü, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği yaptı. Televizyonlarda haber sundu,  televizyon programı (Kırmızı Koltuk) hazırladı. İki kızı vardır.  Almanca bilir. Vatan gazetesinin köşe yazarıdır.”

Can Ataklı’nın aradan sonraki soru cevap bölümüyle neredeyse dört buçuk saat süren söyleşisinden bölümler:

 

Ali Kemal’le Başlayayım

 

Böyle bir tatil gününde, coşkulu ve büyük bir kalabalıkla beni karşılamanız beni memnun ediyor.

Başka bir ülkede yüreği Türkiye sevgisiyle atan Atatürk’ü unutmamış insanlarla karşılaşmak güzel.

Söze Ali Kemal’le başlayayım, ek bilgi vereyim:

Ali Kemal Kurtuluş Savaşı döneminde, Cumhuriyete giden yolda yaptığı hatayı anladı herhalde. İzmit’e kadar gitti, oradan öte gidemedi (linç edildi). Küçük çocuğu ve eşi geride kaldı. Eşi bizi burada yaşatmazlar diye İsviçre’ye yerleşti. Küçük Zeki büyüdü. Lozan’da  “Dış Politika” okudu. Artık Türkiye’ye dönmek istiyorum, dedi, kırklı yıllarda. Türkiye’nin yükseldiğini gördü. “Senin baban vatan haini,” diyor annesi, “Seni yaşatmazlar, gitme!”  Zeki, dışişlerine müracaat ediyor. O zamanlar cumhurbaşkanı imzalıyor burada çalışacakları. İnönü bir hata yapar diye vatan haini Ali Kemal’in oğludur, yazıyorlar kağıdın altına.

İnönü, “Biz bu Cumhuriyeti kanla kurduk, kinle yürütemeyiz!” diyor, onaylıyor. Sonra Zeki Kuneralp Asala saldırısında yaralanıyor.

Bütün namussuzlara karşı Atatürk ve silah arkadaşları bu ülke için her şeyi yapmışlar…

 

Yaşadığımız bazı özel olaylar var. Arkadaşlarımız ya işsiz kaldılar, ya hapisteler. Ya patron vasıtasıyla susmuş durumdalar.

Sen nasıl yazıyorsun? derseniz… Ben kendimi kahraman falan görmüyorum.

Belki iktidarın ihtiyacı var muhalefete.  Belki fazla rahatsız etmiyorumdur.

 

Algı Sorunu

 

İktidar patinaj yapmaya başladı.

Bu tür siyasi, sosyal oyunlar, kurnazlıklar, komplolar süreci uzatabilir…  

Türkiye halkı, sağduyusu, Atatürk’e bağlılığı, aydınlanma

İçgüdüsüyle bunu anlayacaktır.

Çok konuşulan iki konu:

1.     Kürt konusu.

2.     İnsan hakları ve darbeler.

Türkiye’de büyük bir propaganda var. Türkiye’de yaşamaktan rahatsız olan bunlar, her gece televizyonda.  Şu anda sistemli bir şekilde:

“Atatürk,

Cumhuriyetin bütün kurumları,

Cumhuriyet devrimleri… “ şiddetli bir saldırı altında.

 

AKP, “Ak parti “ diyorlar. Benim dilim dönmüyor. Telaffuz edemiyorum nedense.

AKP parti meclis üyesi, “Hepimiz Türk olmaktan kurtulduk!” dedi. Çıt çıkmadı.

Bugünkü gençlere bunlar başka şekilde empoze ediliyor.

Türkler deyince Türklerin kurduğu Cumhuriyet. Cumhuriyetin yapısı…

Herkes çevresiyle kavgalı. Allah cezası bir şey…

Alt üst kimlikler… karmakarışık…

Türkiye’nin başındaki en büyük sorun, algı sorunu.

 

12 Eylül Çocukları

 

12 Eylül darbesi toplum üzerinde müthiş bir baskı kurdu. Siyasiler, sendikalar, örgütlenme yok edildi.

Şöyle bir nesil yetişti: “ Sen bir şeye karışma. Uslu çocuk ol. Efendi çocuk ol.”

Şimdi kırklı yaşlarındaki nesil böyle yetişti:

“Duyarsız, bilgisiz, cahil.”

Bu, bizim en büyük sorunumuz. Çağımızda bilgiye erişmek çok kolaylaştı ama kimse bilgiye gitmiyor. 140 kuruşla “tivitter” de sorgulamadan inanıyor. Demin Uğur Mumcu’yu  sesinden dinledik. Sürpriz oldu bana. Uğur Mumcu’nun anlattığını gençler anlayamayacak. Sorgulamıyor. Sormuyor.

Milletvekiline ( Hakan Şükür) sordular: “ Ne düşünüyorsun?”

“Büyüklerim bilir!” dedi.

O bilgisizler, cahiller güdümlenmiş bir şekilde bir yana akıveriyorlar…

Geçmişe bugün ulaştığımız seviyeden bakıp yüz yıl önceyi eleştiriyor:

“Atatürk Cumhuriyeti kurarken halka mı sordu.” diyor.

 

O Günün Koşulları

 

O günlerin koşullarını herkes bilmek zorunda.

Şeriat Devleti- Mutlakiyet…

1850’ler… 1900’ler… 150 yıllık demokrasi tarihi… Sürgüne gönderilenler…

1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra bunların hepsi değişti. Kul olan, padişahın kulu olan Cumhuriyet’te yurttaş oldu. Kendisi için karar vermeye çalıştı.

Bugün herkes özgür. O günlerde dünya ne durumdaydı bunu iyi bilmek zorundayız.

1923’te bizde demokrasi ilan edilirken, dünyada demokrasi pek yoktu. Almanya’da faşist hareketlerin başladığı dönem… Portekiz’de, İtalya’da… Tüm Avrupa’da… Faşizm, kapitalist Amerika’yı bile etkiledi.

Türkiye Cumhuriyeti, ne faşist ne komünist bir ülke. Atatürk, faşist ülke yaptım sizi deseydi faşizmi kim biliyordu?

 

Aydınlanma Dönemi

 

“Cumhuriyet’le aydınlatma dönemi başladı. 1933’lere kadar süren bir dönem…”

1924’lerde iki binin üzerinde öğrenci gönderildi Batı ülkelerine. Piyano, Fizik, Kimya, Biyoloji, Tıp, Matematik… eğitimi gördüler ve döndüler vatana.

Eğitim seferberliği başladı. Çok önemli devrimler yapıldı. En önemlilerinden biri:

“Harf devrimi.”

“Bir gecede cahil kaldık” diyorlar.

Buna gülelim mi ağlayalım mı?

O dönemde toplumun yüzde beşi okuma biliyor: Doktorlar, hemşireler, öğretmenler, askerler…

Bunu yüzlerine deyince susuyorlar. Diyorlar ki:

“Tarihimizden kopmuşuz!”

Tarihimizden kopmadık. Tarihimizi öğrendik. Bunun için, üniversitede “Dil Tarih Coğrafya” bölümü açıldı. “Türk Dil Kurumu.” “ Türk Tarih Kurumu.”

Yeni bir ulus yaratma dönemi…

Bugün tartıştıkları gibi, kayataşı gibi bir ulus yaratmak değil…

Osmanlı Devleti önce şişmiş, sonra sınırları daralmış. Misak-i Millî sınırlarına gelmiş.

Bu sınırlar korunacak.

Yine unutulan, hiç hesaba katılmayan bir olay yaşadık, o zamanlar, altı yıl süren: “İkinci Dünya Savaşı.”

 

Asılsız Suçlamalar

 

Bunu hesaba katmazsanız dediğiniz her şey anlamsızlaşıyor. Bu savaşta altmış milyon insan öldü. Sonra benim başbakanım çıkıyor:

“ Bizi ekmeksiz bıraktılar…”

Berlin’de  o dönemde ot kemirdiler! Bunu kimse demiyor.

“Camileri kapattılar…”

Biri çıkıp anlatmıyor: O ekeceğiniz buğdayı nerde saklayacaksınız? Havalandırması iyi olan yerde! (Böyle bir iki cami kullanıldı)

Almanlar her an (ülkemize) girebilirdi.

Kutsal emanetler Ayasofya’da duruyor. Kaşıkçı elması duruyor. Hazineler duruyor…  Bunlar gizlice Niğde’ye getirilip bir camiye konuyor. Kapısına bekçi. Savaş bitene kadar orada ne olduğunu kimse bilmiyor.

Adam diyor ki:

“Dedem anlattı!” diyor. “Kuran-ı Kerim’i sakladı “. diyor. Soruyoruz:

Dedenin cenaze namazı kılındı mı? Cenazelere namaz kılındı mı? “Evet!”

Kur’an yasaksa cenaze namazı da kılınmaz!

Nasıl inanıyorsun buna!

1933’e kadar aydınlanma dönemi halkın. Batı’daki eserler Türkçeleştirildi.

İnsanlar düşünmeye sevkedildiler.

(1924’te yüzde beşti okuma oranı)1950’lere geldiğimizde yüzde elli okuma oranı.

Cumhuriyet nesli yaratmak için bütün çabalar…

“Ankara Ulus’a, İstanbul Taksim’e kıyafeti kötü olanlar alınmamış…”

İyi de, aynı bugün de örnekleme böyle yapılır. Bittiğinde böyle olacak. Topluma böyle yaşamak daha güzel, gör, demek. Zaten beş altı aydı bunun ömrü.

1938’lere doğru Atatürk’ün hastalığının ilerlemesi aydınlanmayı sekteye uğrattı…

 

İki Dünya

 

1946’dan beri farklı iki dünya var.

Sovyetler Birliği, 1917’de Komünist Rusya’yı ilan edip, İkinci Dünya Savaşı’ndan  sonra da bir dev olarak ortaya çıkmıştır. Almanya bölünmüş. Bazı ülkeler bunların idaresine girmiştir. Sovyetlerin Amerika ile eşitmiş gibi bir hale gelmeleriyle Türkiye’nin de kaderi değişti. Rusya bir hançer gibi bulunduğumuz bölgeye girdi. Türkiye tercihini Batı’dan yana yapan bir ülke. Türkiye’nin korunup kollanması lazım. Böylece NATO’ya girmesi…

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 1952 yılı itibariyle NATO’ya girmesi, onu, Türkiye Cumhuriyeti Ordusu olmaktan çıkarmış, TSK, bir NATO ordusu olmuştur!

Yönetmelikleri NATO tarafından dizayn (tasarım, tasarlama) edilmiştir.

Kontrgerilla sistemi kuruldu. Sovyetler saldırıya geçerse durdurulması için değil, saldırının önlenmesi için bu örgüt kurulmuş.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (o günkü) birinci görevi, komünizmi önlemek.

1923’te kurulmuş , ucu demokrasiye göre açılarak gelenTürkiye Cumhuriyeti, artık çok partili rejime geçer. Çok partili hayata geçer… Partiler kuruluyor. Demokrat parti iktidarı başlıyor.

O tarihe kadar bir devlet ideolojisi var. Kötü demiyeceğim ama hatalarla gelen… Laik sistem öyle ya da böyle daha dindar olanlara soğuk…

 

 

İsyanlar

 

Gericilik- ilericilik

Türkiye bunları yaşamış. 1925’te Şeyh Sait isyanı. Dersim isyanı…

O günleri bilmemekten kaynaklanıyor bugünlerimiz.

Türk halkı bunları bilmiyor… 26 isyan var. Bunlardan ikisi Kürt isyanı. Geri kalan hepsi din isyanı.  “Din elden gidiyor”  diyerek…

İçlerinde Kürtler var mı? Var!

O devirde Kürtler kentleşmemiş. Ağalık sistemiyle yaşıyorlar.

Silah mühimmat, üniforma vereceğiz, güvenliği siz sağlayacaksınız demişler : “Hamidiye Alayları.”

Cumhuriyet’ten sonra bu Hamidiye Alayları kaldırılıyor.

Hilafet kaldırılmış. Her yerde aynı eğitim, aynı hukuk, aynı cezanın aynı suça yapılması, tek elde vergi toplanması…

Ağalık düzeni buna isyan ediyor. Eğitimi, yargıyı alıyorsun. Vergiyi de aldın mı bunların gelirini kesiyorsun.

Genç Cumhuriyet, eğitim, vergi, yargı bende kalmalı. Sen düzenine devam et diyor.

Benim doğumum Diyarbakır. Kardeşim Erzincanlı.

 

Solculuk - Kürtçülük

 

Şimdi çok aykırı bir şey söyleyeceğim:

1980 yılının başına kadar, halkların kendi kaderini tayin etme konuşulurken, Kürt kimliği yoktu. Bu, PKK ile başladı.

12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde olanlar, o günlerdeki askerler, o işkenceleri onlara Kürt oldukları için değil, solcu oldukları  için yaptı. Tehlike buydu. Etnik kimlikten ziyade ( bunlar) sol sosyalist kimliğiyle ortaya çıkıyorlardı.

Ordunun görevi o! Onu önlemek!

 

27 Mayıs

 

1950’lilere  geliyoruz. Demokrasi bilinmiyor. İnsan haklarından bir kelime yok!

Batıya entegre (bütünleşme) olamıyorsun. Demokraside eksiklik var.

27 Mayıs’ın sebebi budur. Yapanlardan biri amcam.

 

27 Mayıs Sonrası

 

1961 Anayasası, Kıta Avrupası’nın en özgürlükçü anayasası.

Türkiye bir şok daha yaşadı.

Sendikal haklar, özgürlükler, çeviriler yapma, kitaplar basma… Altmışlarda bunlara kavuşma, hemen ardından sol fikirlerin yeniden uyanması Türkiye’yi yeniden etkiledi…

65- 66- 68’e kadar  çok düzeyli, çok entelektüel( ileri düşünceli,bilgili, aydın) tartışmalar oluyordu… Devrimci gençlik…

Bu, Batı için endişe kaynağı oldu. Sol hareketin sonuçları daha vahim gelişmelere yol açabilirdi… Böylece 12 Mart geldi.

 

12 Mart ve Sonrası

 

(12 Mart) Sadece solcular üzerine geldi. Sol hareketi kırdı. Anayasadaki özgürlükleri eksiltti. Açıkça öldürdü ve yola devam etti.

1970’lerin ortalarında, Batı, sosyal sistemin sonunu getirecek en önemli adımı attı.

Sovyetler. Kaynaklar orada eşit paylaşılmaya çalışılıyor. Sovyetlerde kaynağı çektiler, halk fakirleşiyor. Amerika Sovyetlere buğday- gıda yardımı yaptı. Yeşil hilal dediği İslam ülkelerini örgütleyip Sovyetleri sarmaladı.

Batı için bu ülkeler önemli değil. Şeriata kaymışlar… beni ilgilendirmez diyor… Artık anlaşıldı ki on on beş yılda Sovyetler iflas edecek. Batı kapitalinin (para), sistemin, önemli kalesi olması gerekiyor. Enerji çok önemli olmuş. Sovyetlere etki yapabilmek için Türkiye’nin global (küresel) sistemin parçası olması gerekiyor.

 

Terör, Özal, 24 Ocak Kararları

 

Türkiye’nin kapitalist sistemde olması için her şeyin kalkması lazım.

1979’un sonunda bir paket hazırlandı. Yeni ekonomi sistemi paket olarak geldi.

24 Ocak 1979 kararları bunun manifestosudur (bildirim)!

On ay geçti. Bununla başa çıkmak mümkün değil. İnsanlar ölüyor. Buna dur demek lazım. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne müracaat ediliyor.

TSK, 24 Ocak Kararları’nı yazan zatı (kişiyi) hükümetin başına oturtuyor:  Turgut Özal. Bu zat seçimleri de kazanarak ülkenin başına oturuyor. Köşe dönme ekonomisinin Türkiye’ye sokulması…

 

“Vatansever”ler  - Vatanseverler

 

Birlik devletleri yıkılıyor. Komünist dünya tarihe karışıyor. Sorun:

“NATO’yu ne yapacağız?”

“Türkiye ne yapacak?”

Acı bir gerçek: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin vatan savunma gücü ve yeteneği yok. O görev NATO’nun görevi.

Türkiye’nin Yunanistan hariç etrafı Sovyetlerle sarılı.

“Biz hepsiyle düşmandık!” diyor (başbakan). Hayır değildik!

“Patriot’ lar (vatansever) geldi. Türkiye’nin hava füze savunma sistemi yok.

“Vatansever”leri kiraladık. Vatanseverleri  hapse attık!

Bunlar bir yıl için geldi.

Demek ki bir yıl içinde bir şeyler yapılacak!

 

PKK Belası

 

1980- 1990’larda PKK belası var. Türk Silahlı Kuvvetleri artık vatan savunması yapmamış olması gerekir ki, dibine kadar PKK bitirilmek istenmemiştir.

Montrö (Boğazlar sözleşmesi) anlaşması, Karadeniz’in güvenli olmasını kayda bağlamış. Amerika  Karadeniz’de egemen olmak istiyor. Bunu bastıran Türk Deniz Kuvvetleri hedefte. Montrö’yü değiştirmek için Amerika çok ciddi çalışmalar yapıyor.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri

 

Deniz Kuvvetleri, kendi sistemlerini geliştirerek Türkiye’ye  güç sağlıyor.

Kıbrıs’ta “Yes be annem” le kendi çıkarları için Türkiye’yi devreden çıkarmak…  Deniz Kuvvetleri bu çıkarlara karşı çıktı. Kara- Hava  Kuvvetlerinde  de NATO’yu sorgulamaya başlayan subaylar oluşmaya başladı.

“Ne yapacağız?”

“Atın hepsini  içeri!”

NATO sistemine karşı çıkan herkes hapse atıldı!

Üç darbe geçirdik. Hangisine karşı çıktılar? NATO’dan ses çıkmadı o zaman.

Hangi darbe bir yıldan fazla sürdü?

Anayasa, ikinci yılda seçimler yapıldı.

Türk Silahlı Kuvvetlerine ağzına geleni söylüyorlar. Darbe ihtimali yüzde bir olsa, sen bunu burda konuşamazsın!

Buna güç yok!

Dünyada karşılığı da yok!

 

Model Ülke Türkiye

 

Türkiye yeşil kuşak  ortasında, tek demokratik, laik, eğitimi, hukuku laik olan tek devlet!

İslam ülkeleri bu yüzden Türkiye’yi müslüman kabul etmiyor.

Arap baharı dediler. Bunlar yerle yeksan oldu. Demokrasi yok!

Bunlara model lazım.

BOP’un ortaya çıkması, Türkiye’nin model ülke olması. Ne lazım?

Ta Menderes’le başlayan din istismarı( kullanma)…

Türkiye’nin başına kendisi sığ, müslüman, onun eğitimini almış biri gelsin:

“Tayyip Erdoğan!”

“Uyumludur, müslümandır, laf dinler…”

Bugün İmralı diyorlar ya, teröristle pazarlığa… Teröristle pazarlık demiyorlar, kafa karışsın!

Bunlar 2003’lerde konuşulan konular. Biz Türkler, bugünü düşünüyoruz, konuşuyoruz.

Alman etkili çevreler 15 yıl sonrasını düşünür.

4 artı 4 artı 4 başladı, dindar değil kindar …

Batı plan yapar. Geldiğimiz noktada bu plan işliyor.

 

Planda Tıkanma

 

Şimdi son bir yıldır iki yerde tıkanma var.

Birincisi işler planlandığı gibi gitmiyor. İran’ın iki yıl önce halledilmesi lazımdı.

Irak’t a Saddam gitti. (Irak) Değişmedi.

Suriye’de Esad gidiciydi. Gitmiyor.

Türkiye’deki iktidar denetimden çıkamıyor.

Burada bir sorun var herhalde. Başbakan, uzun tutukluluklardan şikayet ediyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin morali sıfır.

PKK terörü ile uğraşanı içeri atıyorlar!

Savaş riskiyle karşı karşıya. Senin ordun duruverirse, yarın ne olacak diyorlar.  İki saat komuta hareketsiz kalsa incirlik ne olur?

Donanmanın yarısı içerde. Dışarda olanlara yurtdışı yasağı koyuyorsunuz.

 

Konuşa Konuşa Yorulduk

 

Bütün bunlar yaşanırken en ağır baskıyı medyada yaşıyoruz.

Bunları  konuşuyoruz… Konuşa konuşa yorulduk…

Etnik kavga…

Kimlik kavgası…

Türk Silahlı Kuvvetleri…

Türk kimliği…

Türk derken, Türk, millet adı…

Tek millet adı…

Türkiye…

Sakık çıktı, öyle değil, dedi…

Sadece Türkiye olacak…

….

Dünyanın bütün kritik bölgelerinde bir el, bu kavgaları çıkarıyor!

Hepsi iki yıldır uğraşıyor. Irak, Suriye bitirilemedi. Anti( karşıt) Amerikancıları parçaladılar. Yerlerine hepsi Amerikancı… Suriye dörde bölünüyor. Hepsi Amerika’dan medet (yardım) umuyor. Bu açıdan şaşırtıcı geliyor…

“Evlendir beni!” “ Koca bul!” “ En yetenekli benim!”

Bunları kim buluyor?

Bunların hepsi( bu tür televizyon programları) satın alınıyor:

“ En güzel ben döverim!”

32 ülkede birden başlıyor bunlar… Halkı böyle oyalıyorlar…

“İntikam” dizisi.

Dubai’de… Zengin kız, kız güzel, oğlan güzel… Kültürü farklı, dizide her şey aykırı… Herkesin elinde içki… Dekolte kıyafetler… Onu seyrediyor…” Ben güzelim!”

ABD Dışişleri Bakanı Rice (2003’te), “ Ortadoğu’da haritalar (22’si) değişecek!” dedi.

Bunlardan(ülkelerden) yedisini görüyorsunuz…

Öyle sistemli şekilde medyayı( basın yayın) yönettiler ki…

 Geçmişte bizi ekonomik olarak kuşatırlar, adam satın almaya çalışırlardı..

Bu iktidar (basın yayını) direkt satın aldı.”Hakiki” (gerçekten) satın aldı.

Sabah grubunu satın aldı… Uzaktan kumandayla televizyon bile açamayan adam Türkiye’de televizyon sahibi oldu.

 

Resmi Tarih

 

Cumhuriyet dönemiyle hesaplaşacağım diye…

Abdülhamit demokrat mıydı? Fatih’in evlatlarını öldürmesi dince caiz miydi?..

 

Kadının Yeri

 

 Ali Bulaç anlatıyor: “Kadının yeri evi. ”

Başbakan beş çocuk, diyor.

Beş çocuk olsa çalışabilir misiniz?

“Türbanlılar gidin üniversitede okuyun!” diyorlar. Ama hiçbiri çalışmıyor! Bakan kızları çalışmıyor!

“Neden müdürleriniz türbanlı değil?” Müşteri kaçırıyormuş.

Türbanlı kızlar geliyor bana. Bazıları el sıkıyor. Bazıları el sıkmıyor. Soruyorum:

“Sabah kaçta kalkıyorsun?”

“Yedi, yedi buçuk…”

“E… ” diyorum, “ Sabah namazı?”

Bunu bayrak yapacaksın, sonra da…

4 artı 4 artı 4 sisteme tam girmedi. Bilmiyoruz… Bu sistemle 167 bin kız çocuğunu okuldan almışlar…

 

Taşımalı Eğitim

 

Bir şey daha uydurdular: “Taşımalı eğitim.”

Taşımalı eğitim yapalım diye beş altı köy toplanıyor.

Her köyde bir cami, bir okul olur. Bir öğretmen, bir imam.

Öğretmen sosyal bir ortamdan gelmiştir. İmama alternatif olarak söyler, insanlar onu dinlerlerdi…

(Okul yok. Öğretmen yok. )Sadece cami kaldı geriye.

Bildiğimiz çok konuşmadığımız konular:

Hayvancılık memleketi. Trabzon’a gittim. Yağ arıyorum.

“Yağ yok!”

Tarım , hayvancılık ölmüş…

 

Türkiye’nin Muhalefet Sorunu

Türkiye’nin muhalefet sorunu var.

(Burada bir izleyici şu soruyu sordu):

 

“Atatürk’te Birleşelim!  çalışmaları yapılıyor.

Bu çalışmalar halkımıza kadar inebiliyor mu?”

(Can Ataklı yanıtladı)

İktidar çok büyüdü. Tek adam iktidarına doğru gidiyoruz.

Bu diktatör yapılanmaların yükseldiği dönemlerde bakın muhalefet yoktur!

1999’dan sonra… Kendi hırsızları bankaları yıktılar… Buna tepki gösteren halktan yüzde otuz üç oy alanlar Meclis’te yüzde 65 oldu.

Bunların bir bölümüne destek verdiler iş adamları. Döviz- faiz- borsaya dokunmayın dediler.

AB (kendine) sordu 2000’lerde: “Bunlar ne istiyor?”  AB’ye girmek… “Şunlara bir şans daha verelim!” dediler. Tayyip Erdoğan bunu değerlendirdi. 2003’ün sonu geldi. “ Görüşmeye başlayalım mı?” “ Ne zaman?” 2005’te. O gün iş gününde( gündüz) hava-i fişek patlattık…

AB türbanda üniversite haklıdır, dedi.  Cumhurbaşkanı seçimi… Muhtıra… Sonra yüzde kırk yedi oy alınınca işin rengi değişti… Başladılar her şeye…

Muhalefet sermaye  ister! Küresel dünyada… Türkiye’ye yer ve görev biçmişler:

“Sen enerji naklinin güvenliğini sağlayacaksın!”

Şiiler öyle… Sünniler öyle… Kürtler öyle… Hepsi Amerika’nın güvenliğini sağlıyor… Amerika  bu çıkarının zedeleneceğini hissederse müdahale eder.

Tayyip Erdoğan: “Ben Putin”e dedim ki,” kabadayı kabadayı konuşuyor ya,” Şanghay Beşlisi’ne alsana!”

Hemen Amerika konuştu.

Bu ürkütebilir. Kabuk değiştirme niyeti…Yoksa adam asmışsın, kesmişsin… ilgilendirmez. Eskiden tuvaletlere bile bakarlardı, nerdeler şimdi?

Aynı oyun Çin’de. Çin’de hâlâ demokrasi yok. Aylık 200 dolar. 400 yap dese ekonomi bitti…İnsanların üstünden tanklar geçti, tık çıkmadı…

 

Yerel Seçimler

 

Yerel seçimler yaklaşıyor. AKP kimi aday gösterir? Topbaş… Söylüyorlar, sonra şu…

CHP’de? “Sarıgül!”

Adam önce kovulduğu partiye girecek…

1989 yılında “ Dalan’ efsanesi var. Oyu yüzde altmış görünüyordu. Nasılsa kazanamaz dedikleri Nurettin Sözen kazandı.

Bu gün çalıyorlar ama iyi iş yapıyorlar dedikleri adamlar iktidarda.

İktidar daima kazanıyor. Dağıtıyor bunlara devletin kasasından…

 

Basında Sorma Sorgulama

 

Eskiden yapılmış çok hatalar var, çok ihmaller var. Vurduk mu dibe…

Herkes öfkeli. Çare mi?

Biz birbirimizle konuşarak sorunları çözmüyoruz. Gazeteler bile haber yapmıyor.

En güzel haber: Mobese kameraları.

Böyle bir haber varsa, gazeteci olarak gider öyküsünü çıkarırsın. Kimse gitmiyor. Haberlere bak, sonu yok. Sorma ve sorgulama bitti.

Biz basın olarak, Malatya Kürecik’te  füzeler yerleştiğini köylülerden öğrendik. Telefon ettiler:

“Burada Coni var!”

Yunanlar adalara Yunan bayrağı çektiler. Kimse gidip bakmıyor.

İstanbul’a on bin militan gelmiş… İstanbul’da konuşlanıyorlar. Askeri malzeme satıyorlar, çoraplar, şeyler… Kadıköy’de kazulet bir şey diktiler: Hilton.” Oradan geliyorlarmış. Koliler yapılıp Antakya’ya gidiyor. Bunu ben yazıyorum. Nihayet on yazıdan sonra bir gazete bir şey( muhabir) gönderdi.

İnternet (bilgiağı) sitesine bir haber olarak koyuyorsun. Haberden başbakan rahatsız oluyor: “Kaldır!”

Hilton otelinde toplantı var: “Yayınlama!”

Başbakan, yanında kardeşi, Şeytan Rıdvan’la uçakta karşılaştılar,yemek yediler: “Acaba başbaşa ne konuştular?”

Ertesi gün: “ Bunu düzeltin!” “Kardeşi var ya işin içinde, Başbakan çok hassas…”

Eskiden gazeteler gazete çıkarırdı.

Gazete, bir yerde kalkan, bir yerde kılıç!

 

Kanal Türk

 

Gazetelerin diğer işleri var. Başka bir işine engel oluyor. Bir cümle kızdırmış, beş milyarlık zarar olmuş…

Kanal Türk’e reklam vermediler.” Beyefendi  pek hoşlanmıyor…”

Vergi veremiyor, geliri yok. Altı yedi ay sıfır gelir. Tak, vergiye geldiler. 26 milyon vergi. Ödemesi mümkün değil.” Sat!” Kime satacak? Can Ataklı 35 veriyor. “ Olmaz!” “Şu arkadaşa sat!” Kaça? 28 milyona. 26 milyon vergi. İki milyon çalışanlarına. Altı ay sonra da aldılar içeri. Beş yıldır içerde!

 

İntikam Alıyorlar

 

Parti parti salıyorlar!

İntikam alıyorlar!

Fatih Hilmioğlu. Atatürkçü. Bilimsel hamleler yaptı…  Oğlunu işadamının parasıyla okuttun diyor. Sen misin diyen?..

 

Böyle namussuzluk olmaz… Organ nakli artık yetmeyebilir… Yüz felci geçiriyor. İlaçlar… Karaciğere, sonra böbreklere vuruyor… Öyle bir hastaneye koyuyorlar ki, karaciğere bakar, böbreğe bakamaz!

Böyle bir iki general var. Levent Ersöz. Ölüm halinde. Ergun Saygun. O da öyle…

Bir vicdansızlık var.

Kamuoyuna yansıtılan:

“ Bunlar darbeci… Şöyle… böyle…”

 

İktidar  Kadroları (Gazeteleri)

 

İktidarın ana kadrosunda ( gazetelerinde) aklı başında, iyi eğitim görmüş, bilgili, görgülü kimse yok… Zaman, Akit gazeteleri ilkel kişiler tarafından hazırlanırdı. Alt kadro yeteneksiz ve yetersizdi…

İktidara geldiler. Ellerinde malzeme yok. Eski komünistlerden medet umdular. 60’lı, 70’li yılları bilenler bilir.”Mağduriyet ortamı”.

Eski solcular, kendilerini gördüler onlarda. Çelişkiye düştüler, lojistik destek sağladılar. Altı yedi yıl önce alt kadroları yoktu. Bir kısmını yetiştirdiler.

 

Okulları, Televizyonları

 

Amerikan okulları… Bunların misyoner hareketleri…  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki soğuk savaş dönemlerinde Amerikan karşıtı hareketler oldu. Amerika bu okullarını sokamadı bazı bölgelere. Bu görev bize verildi. (Fethullah okulları)

Mehtap TV var. 24 saatin 20 saati Pensilvanya’daki kişinin konuşmalarını yayınlar.

Bir tanesini seyredeceksin.  Sonra ne konuştuğunu bana söyleceksin!

Hiçbir şey söylemiyor. Öyle etkiliyor!..

Rusya bunun Amerikan projesi olduğunu biliyor. Buraya sokmam, diyor.

Psikolojik olarak bu hareket çok önemli gösteriliyor. Üç dayanağı:

1. Medya( basın yayın)

2. Finans (para- alım satım)

3. Yardım

Bunlar fazladan güçlü gösterme…

 

Sıcak Para

 

Bunlar müslüman(!)  Cahil kesimde:  “Tamam da bunlar müslüman… “  Bu biattan kaynaklanıyor.

Duayı eleştirebilir misiniz?

Kimse soru sormuyor!

Bunlar ekonomik. Türkiye sanal bir zenginlik içinde:

“Sıcak para.”

Bu sistem zengin ediyor.

Bunu baştan paylaştılar. Yavaş yavaş palazlanmalar başladı.

Saadet zinciri kırılırsa vatandaş döner!

( Ekonomik krizde) 2008’de , yerel seçimde yüzde otuz sekize inmişlerdi.

Cep telefonuyla alınan krediler var. Herkes borçlu.

Türk halkının bankalara 248 milyar borcu var. Ne gurur, ne bir şey etkiler…

“Aman istikrar!”.. diyor.

İktidarı beğenmiyor: “ CHP tek başına gelemez. İkisi (CHP- MHP) geçinemez. Banka evimi alır…”

Evi, yazlığı, arabası… hepsi borç!

 

Kredi Borcu

                        

İktidar iş istihdamı yaratmıyor. Bir kişiye iş sağlamıyor.

Üretim de artış yok.

Bir saadet zinciri…

Bir kişi, CHP’yi alıp götürecek diyelim…

Görecekler: Şu kadar borç. Diyecekler: “Bu parti bir şey sağlayamaz…”

 

Teröristbaşıyla Görüşme

 

Bir ülkede huzur sağlanacaksa, insanlar rahat edecekse görüşün…

CHP, bunu başlattık dedikleri gün, kredi açtık derse şüphelenirim.

Başbakana, gel konuşalım, ne istiyor bu adam? diye sor.

“ Ben sana kredi açtım!” olmaz…

Bu ülke bölünemez!

Bu ülkenin bu yapıda kalması mümkün değil. Ya savaşılacak… Ya federasyon… Ya…

Adam, Kürtçe bilen eleman arıyoruz, diyor. Bileni bulamıyor! Banka Kürtçe bilen arıyor. Şimdiye kadar nasıl konuşuyordun?

Otuz yıl kan döküldü.

Benim düşmanım yok! Ben savaşmadım!

35 bin ölü… 35 bin cenazenin birinde bir Türk, Kürt’e ateş açtı mı? Taciz etti mi?

Kadifekale’de bile şehit cenazesi kalktı. Eğer bir düşmanlık varsa, Kürtler, Türkler arasında amansız kan dökülürdü… Otuz askerimiz öldü, kimse kahrolsun Kürt demedi. Kahrolsun PKK dedi.

Çözüm diyorlar.

Ne konuşuyorsun? Bir kişiden duydunuz mu, “Kürt vilayeti saptadık, üç beş tane yerde eğitim vereceğiz…”

Anadilde savunma: Ya açık konuş! CHP, çıksın desin ki, Kürt açılımı yaptın. Böyle bir Türkiye. Önce bir öğren. Niyetin ne? sor. Sonra katkı sağlayayım veya katkı sağlamayayım…

 

Toplumu Yoruyorlar

 

Anayasa Komisyonu:

Oturma orada! Sen adamın ne yaptığını biliyorsun!

Adam toplumu yoruyor!

Üç yıl önce :

“Ey ahali, Anayasa’dan “Türk “ kelimesini kaldıracağım.” dense kıyamet kopardı. Şimdi ses çıkmıyor. Türk olmaktan kurtulduk, diyor. Ses çıkmıyor.

CHP İmralı’ya heyet göndersin, dedim. Ortada hiçbir şey yok.

Şahsi kanaatim, bu iş çoktan bitti.

Anlaşmalar bitti…

Bizi kafa kafaya tokuşturuyorlar!

O kadın( Birgül Ayman Güler) ne dedi?

Türkler Kürtlerden üstün demedi. Gerisi  boş laf…

Muhalefet görevini yerine getiremediği için bunlar güçlü!

Yerel seçimler için CHP’nin adaylar bulup şimdiden ilan etmesi lazım.

Birileri gelip darbe yapmayacak!..

 

Millî Anayasa Forumu

 

CHP, MHP dışındaki, Millî Anayasa Forumu.

Sıfırdan anayasa yapma. Hatayı orada yapıyorlar:

“Sen değil, ben iyi yaparım!”

Anayasa zaten değişmiş. Şu kadar maddesi değiştirilmiş…

Esas konuşulmak istenen Kürt sorunu.

Esas ilk üç madde! İlk üç maddeyi değiştirmek istiyorlar.

Adam ne dedi?

“Mart sonunda referanduma gidelim!”

Hayır çıkma ihtimali yüzde bir. “Yetmez ama evet”.

 

Yıpratma

 

Bize baskı var mı? Var tabii. Filan gelip bunu yazmayacaksınız… diye olmuyor.

“Yıpratma…”

“Dün itibariyle Can Ataklı’nın işine son verildi.” yazıyorlar. Yazıişlerine iniyorum: “Yazayım mı, yazmayayım mı?

Bu yıpratma…

Akla düşürüyorsunuz…

Bir gün bitirdik dediklerinde tepki göstermezsiniz…

Sivil tepki süreli gösterilince etkili olur. Üç gün 550 bin olan satışı 450 bine düşürürsün…

İktidar adamlarını çok iyi kullanıyor. Bizim tarafta kimse yardım eli uzatmıyor…

Yazım, otuz bin gazetede okunsa, yüz binin üzerinde de internet ( bilgiağı) üzerinden okunuyor.

Biz sürekli dizayn edildiğimiz için ayrıntılı anayasalar yazılmıştır… Keşke kısa anayasa yapabilsek…Etnik ve inançsal ayrılıkların körüklenmesi bunu yaratıyor…

Seçim yasasını, seçim barajını kimse tartışmıyor…

 

Feza Tiryaki, 7 Şubat 2013

Joomla templates by a4joomla