Bugün Türk Milletinin en büyük millet bayramıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Atatürk cumhuriyeti şu sözlerle tanımlamıştır.

Cumhuriyet ahlâki fazilete müstenit bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Sultanlık korku ve tehdite müstenit bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuskâr insanlar yetiştirir, sultanlık korkuya , tehdite müstenit olduğu için korkak, zelil, sefil, rezil insanlar yetiştirir.  (14 Ekim 1925)

Şuur daima ileriye ve yeniliğe götürür,dönüşsüz bir haslet olduğuna göre, Türkiye Cumhuriyeti halkı, ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümeğe devam edecektir.  (1 Eylül 1925)

Memnuniyetle tekrar görüyorum ki, Lâik Cumhuriyet esasında beraberiz. Zaten benim siyasî hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur.   (11 Mart 1930)

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacaktır.   (Mayıs 1929)

Türk Milletinin tabiat ve şiarına en mutabık(uygun) olan idare Cumhuriyet idaresidir. (1924)
 

Bugün Cumhuriyet Bayramı. Cumhuriyetin 87. yıldönümü.

İzmir gibi Cumhuriyetin kalesi bir kentimizde bile bu seneki  kutlamalara özen gösterilmemiş. İki ayrı afiş asmışlar yanyana. Haberlerde söylediler, birinde Cumhuriyetin 87. yılı, diğerinde 86. yılı yazıyormuş.

Sabah saat dokuzdan sonra yarım saat boyunca devlet televizyonu TRT'ye bakıyorum.  TRT radyosunu dinliyorum. Meğer dün uzun zamandır deneme yayınlarını yaptıkları TRT Anadolu adlı bir kanal açmışlar. Özellikle böyle bir günün öncesinde...Bütün zevat açılışta aynı telden çalıyor açıklamalarında. O tüylerimizi diken diken eden şu sözlerle: Bu kanal Türkiye mozaiği sunacak.  Yeni kanal Türkiye mozaiği...Bu bir mozaik olacaktır. Bu kanaldan sesimizi daha güçlü duyuracağız...Yeni kanal mozaik...
Sonra o 24 saat yayın yapan TRT Çocuk kanalına geçiyorum. Bakalım devlet televizyonu üç-dört yıl öncesine kadar Türk Sanat Müziğini ve Türk Halk müziğini kesintisiz verdiği bu kanalı aniden çocuk kanalına çevirdikten, öz müzgimizi bize yasakladıktan sonra bakalım çocuklarımıza ne veriyor? Ne mi veriyormuş? Bir savaş öyküsü veriyor, Ortaçağ şövalyeleri savaşıyor. Üçüzler adlı bir yabancı dizi. Şövalyeler şehirlerini düşmandan koruyormuş. Kendi tarihimizin en önemli gününde bir ortaçağ hikayesi. Oradan TRT -Türk adını verdikleri garabet kanala bakıyorum. Tiyatro üzerine söyleşi yapıyorlar bir ara. Sonra Haberdar adlı programlarıyla "Dış basından "haberleri veriyorlar.Çin lideriyle Japon lideri...Koridorda Çin lider ne demiş, Mendenov... ..Putin...Moskova...Geliyorum, gidiyorum, hep bu haberler...Sonra haydi TRT Haber kanalına...Bu TRT Haber adlı  kanal zaten dış haberlerle kafayı yemiş durumda. Sanırsınız bu gümbür gümbür heyecanla haber okuyanlar bizden haberler veriyorlar. Ne gezer?Bir kulak veriyorsun:"Cuma günü Moskova kar yağışlı...Kar Cumartesi yerini yağmura bırakacak...Ne kaldı?

TRT 1 kanalı. Devletin bir numaralı kanalı. Bu kanal ne yapıyordu dersiniz? Sıkı durun: "Son Buluşma" adlı bir yayın gösteriyorlar. Son buluşma. Gazilerimizii rezil rüsva ediyorlar, genç sunucuları onlarla dalga geçiyor. Sakallı, yaşlı garipler Atatürk ve savaşlardan söz edecek oluyorlar,dede,dayı,he he...deyip susturuyorlar..."Son Buluşma" ne demektir dersiniz?En büyük bayramımızın sabahında? Son kez yapacağımız bayrama mı işaret ediyorlar acaba? Gizli duyurusunu mu yapıyorlar?Sonra dönüp kendime soruyorum: Ne oluyor bize? Nerede Cumhuriyet güçleri? Milletimiz? Gençlerimiz? Cumhuriyetimizin temel taşları?

Hani nerede o eski coşku? Hani yüzümüzdeki gurur?

Cumhuriyetin onuncu yıl kutlamalarında Atatürk'ün yaptığı bir konuşma vardır. Eskiden her okuma kitabımızın içinde mutlaka olurdu. Hepimiz sanki ezbere okurduk.

Atatürk' ün sesinden dinlediğimiz tek belgeydi bu. İnanamaz, her satırıyla sarsılır, saygıyla dinlerdik.

Defterlerimiz onun resmiyle kaplıydı. Mikiler, batının pembe prensesleri, eli silahlı Amerikan robotları çocuklarımızı esir almamıştı o zamanlar daha...Sınıf duvarlarında  Atamızın  resmi asılı durur, göklerimizde al bayrağımızın yanında  ses bayrağımız dalgalanırdı. Çok şükür hâlâ öyle ama kara bulutlar arasında...Ses bayrağımızı ise çoktan göklerimizden indirdiler!  Türkçemiz  yaralanmamıştı o zamanlar...Avrupa Birliğinin  komiserleri duvarlarınızdan indirin bu resimleri demek cesaretini bulamamışlardı. Türkçeden başka bir dille de eğitim yaptırmalısınız deme cüretini gösterebilmeleri mümkün değildi yine o zamanlar...

Akşam TRT yani devletimizin televizyonu bir müzik yayınında sunucuyu konuşturuyor: Hepimiz Türkiyeliyiz! Bu toprakların evlatlarıyız, diye bir kaç kez tekrar ediyor sunucu bayan.  Ne demekse Türkiyelilik? Dünyada olmayan, hiç bir milletin kendi kimliği için kullanmayacağı bir bölücü, yıkıcı yakıştırma...(Yunan, Yunanistanlı mıyım diyor? Alman, Almanyalıyım, Fransız, Fransalıyım der mi hiç?)

Hem de tam böyle bir gecede. En büyük bayramımızın yıldönümünde özellikle söyletiyorlar belki de bu kişiye. Oysa bu sunucu da dahil bu tanımı kullanan herkes biliyor ki, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. Türkiyelilik diye bir tanım yoktur. Bu söz bir ihanetin, bir kendini inkarın, Atatürkün yolundan dönmenin ifadesidir!

Cumhuriyet Bayramının onuncu yılında neredeydik? Şimdi neredeyiz?

Gençler, Atatürkün onuncu yıl nutkunu , Atatürk' ün Gençliğe Hitabı gibi, Bursa Nutku gibi ezbere bilmelisiniz. Gönlünüze yerleştirmelisiniz...

Bizi zehirlemek için ortaya atılan bu tanımlamalardan uzak durmalısınız.  Atatürk bu kendi sesiyle dinleyebildiğimiz nutkunda bizlere bakın nasıl sesleniyor:

 “Türk Milleti;

Kurtuluş savaşına başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün; Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

Kutlu olsun.

Bu anda büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak , bu kutlu güne kavuşmanın , en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım,

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü , temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.”

Bu nutkun içinde demin oturdum saydım da, on sekiz defa Türk, Türk Milleti, Türklük sözü gördüm...

Bu konuşmanın ortalarında Türk Milletinin özelliklerini ne güzel anlatır Atatürk:

 

“...Çünkü Türk Milletinin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır.Türk milleti zekîdir...”

Sonra milletimizin özelliklerini sayarken:” ...Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk Milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.” diye bir tesbitte daha bulunur.

Daha sonra:

“Büyük Türk Milleti!” diye devam eder seslenmesine.

Bu nutkun son bölümü unutulmaz güzeldir. Ve  son cümlesi kalplerimize, beynimize kazınmıştır adeta...

“Türk Milleti;

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene!”

Evet, “Ne mutlu Türküm diyene!” sözü gibi Atasından bir güzel ders  alan Türk Milleti şimdi de hep o aynı millet değil midir?

Düşman yurdumumuzu mu işgal etti? Bir savaşı mı kaybettik?

Niye yüzlerimiz asık? Canımız sıkkın?

Bağımsızlığımızı kolay mı kazandık biz?Cumhuriyeti kolay mı kurdu atalarımız?

Eğer biz gerektiği gibi koruyamadıksa, bize "mozaik " demelerine ses çıkaramıyorsak, sus pus olmuş, şaşkınlıkla halimize bakıyorsak, bu bizim güçsüz olduğumuzu, ümitsiz olduğumuzu mu anlatır?

Gençler, ”Damarlarınızdaki asîl kana” güvenmiyor musunuz yoksa?

Böyle büyük günler, toparlanma, kendine gelme günüdür. Bilinçlenme, tarihini hatırlama, milletiyle bütünleşme günüdür...

Cumhuriyet düşmanlarına inat,Cumhuriyet yıkıcılarına inat, Cumhuriyet karşıtlarına inat, gelin bu gün yine sevinçle dolalım...

Kendimize güvenelim...

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

Feza Tiryaki / 29 Ekim 2010 /  HE-ADD Üyesi
Joomla templates by a4joomla