Görüntülü ve yazılı medyadan öğreniyoruz ki, Türkiye'nin değil de düşman bir ülkenin partisiymiş gibi  söylemlerde ve eylemlerde bulunmayı yoğunlaştırarak sürdüren BDP'nin eşbaşkanı, bölücübaşının heykelini dikeceklerini söylüyor.

Bölücübaşının heykelini dikecek kadar hem tehdit edici hem de Türk milletiyle alay edici tutum takınanlara haddini bildirmek, elbette Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının görevidir, ancak Başbakan, bu konuda beyanda bulunurken, Atatürk ve CHP'ye de çatarak ve hatta, faşizm gibi, insanlık düşmanı  kirli rejimlerle CHP'yi yanyana getiren sözler  sarfederek, asıl niyetini ve amacını ortaya koymuştur.
Başbakan'ın sözkonusu beyanını anımsatalım:
"-Bakın dün BDP'nin eşbaşkanı çıktı, bölücübaşının heykelini dikeceklerini söyledi. İşte bunlar sadece böyle beton dökerler. Kâlp taştan olunca ruh da işte böyle beton hayali görür. Dünyanın her yerinde diktatörlerin heykelleri yıkılırken bunların aklı sadece heykel dikmeye yetiyor. Bunu defalarca söyledim. BDP, Doğu'nun, Güneydoğu'nun CHP'si olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. İşte şimdi tam CHP oldunuz. Bu millet yeni bir CHP zulmüne ve yeni bir faşizm dalgasına izin vermez."

Görüldüğü gibi, Başbakan'ın son cümleleri, Atatürk'ü ve Atatürk'ün CHP'sini töhmet altında bırakan çok ağır cümlelerdir.

Yineleyelim: Bölücübaşının heykelini dikmek istemek, doğal olarak  derhal karşı çıkılması ve kınanması gereken, hatta cezai kovuşturma açılmasını gerektiren bir konudur. Ancak, bunları yaparken Atatürk ve CHP düşmanlığı da yapmak, tahammül edilecek gibi değildir.

Türkiye'de bulunan heykellerin ve anıtların büyük çoğunluğu, Atatürk'lü heykeller ve anıtlardır.
İşte Başbakan, CHP'yi de suçlayarak BDP kategorisi içine çekerken, asıl eleştiri amacının Atatürk heykelleri ve anıtları olduğunu açığa vurmuştur.  

Söylemleriyle bölücü ve gerici irticaya cesaret verenler; sanatı ve sanatçıyı aşağılayanlar, heykelleri "ucube" olarak niteleyenler, Atatürk heykellerini "beton" ya da "kaya" olarak görenler ve Halkı değil de iktidarda kalmayı sevenler şu gerçekleri iyi öğrenmelidirler:

Atatürk'lü zamanlarda dikilen tüm Atatürk'lü heykellerin ve anıtların hiçbiri Atatürk'ün buyruğuyla dikilmiş değildir. İllerin, ilçelerin, derneklerin, gazetelerin ve özellikle de vefakâr Halkımızın isteği ve önayak olmasıyla dikilmişlerdir. Heykeller ve anıtlar, topumların tunçtan, mermerden bellekleridir. Bunlar en çok da belleği zayıf toplumlarda pek yararlı olurlar. Yeryüzünde, heykelsiz ve anıtsız bir uygar toplum ya da şehir görülmüş müdür..?

Mustafa Kemal Atatürk heykelleri ve anıtları, yalnız kendisini değil aynı zamanda O'nun önderliğinde kazanılan zaferleri, kurtuluşu, kuruluşu, tam bağımsızlığı, özgürlüğü, şehitleri, gazileri, kağnılarla cephelere cephane taşıyan ve zaferlerde büyük payı olan Anadolu'nun dünyada eşi görülmemiş fedakâr kadınlarını, işgâlci ve istilacı düşmanlara karşı yurdumuzun her tarafında savaşan  yiğitleri, halka dayalı ve halk mayalı Cumhuriyeti, Cumhuriyet ordularını, temeli adalete dayanan devleti, medenî kanunu, millet egemenliğini,  barışı, kardeşliği, çağdaşlığı, uygarlığı ve de kurtarıcı ve kurucu düşünceyi temsil etmektedirler.

20. Yüzyılın yüzakı ve 21. Yüzyıla ışık tutan Mustafa Kemal Atatürk'ün heykellerini ve anıtlarını, diktatörlerin heykelleriyle karşılaştırmak ise, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmak, gerçekleri inkâr etmek, Atatürk'e karşı saygısızlık, nankörlük ve ihanet etmek demektir.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu) Atatürk'e "3 Ekim 1926'da Sarayburnu'nda heykelinizin açılış töreni yapılacak efendim" diyor. Yanıt: "Heykelimin yapılmasına izin vererek halkın isteğini kırmamış oldum. Heykel sanatına alışılmasına benim heykelimin yardımcı olacağını düşünüyorum. Belki bu yolla heykel sanatı gelişir. Memleket heykellerle süslenir. Bence ilk fırsatta mesela Mimar Sinan'ın, İbn-i Sina'nın, Pirî Reis'in de heykelleri yapılmalıdır. Bu büyük insanları unutturmamalıyız."  Turgut Özakman, Cumhuriyet,Türk Mucizesi.

Dursun ATILGAN
Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı

Joomla templates by a4joomla