(„Milli“ Eğitim Bakanlığı), 81 ilin millî eğitim müdürlüklerine gönderdiği bir genelge ile, „19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlama törenlerinin hazırlık döneminin mevsim olarak soğuk bir zamana denk gelmesi nedeniyle sağlık sorunlarına yol açmasına, çalışma süresinin uzun olması nedeniyle öğrencilerin derslere ilgisinin azalmasına, motivasyonlarının düşmesine, gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğu yönünde duyumlar alındığını“   iddia ederek, hem kutlama formatının değiştirilmesini ve hem de Ankara hariç, hiç bir il ve ilçede okulların dışında kutlanmamasını buyurmuş…

Önce şunu anımsatalım:
19 MAYIS, Mustafa Kemal’in, işgâl altındaki Yurdumuzu kurtarmak üzere Türk Tarihi’nin en Kutsal Eylemini başlatmak üzere Samsun'a çıktığı ve Türk Devrimi’nin temelini attığı Büyük Gün’dür. Aynı zamanda, kendisinin de benimsediği üzere, doğum günü olarak kutlanmaktadır.

Bu çok anlamlı bayramı, 1938 yılında yasal olarak Türk Gençliğine armağan eden Atatürk’ün şu inanç ve sevgi dolu özlü sözünü de anımsatalım:
"Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık yaymaya ve aramaya çalışan bir GENÇLİK görmemdir."

Şimdi de, („Millî“ Eğitim Bakanlığı)nın  asıl amacının, yukarda sözünü ettiğimiz genelgede nasıl da sırıttığına bakalım : Mayıs ayı soğuk bir aymış  ve de «gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep oluyormuş bu kutlamalar». Aslında Bakanlık,  gençlere « soğuk aylarda hareket etmeyin, uyuyun, uyuşuk kalın ! » demek istiyor galiba ve de « kutlamalara karşı olan veliler var » iddiasıyla, onları kalkan olarak kullanmak istiyor…

Söz konusu genelgedeki, «kutlamalar gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep oluyor»cümlesinde yatan sinsi amaç, laik eğitim- öğretim ile eğitimde ve öğretimde birlik karşıtlığı bilinen Bakanın, kendi amacı doğrultusunda, öğrenci velilerini yönlendirmek ve bu tür kutlamalara karşı çıkmalarını sağlamaktır.
Bunun da yanında Türk Gençliğine Atatürk’ü unutturmaktır…

Özellikle Bakanın bu konuda esinlendiği kişi, Zaman gazetesi köşe yazarı, amansız Atatürk ve Atatürkçü düşmanı, söylem ve eylemi kendi adıyla tamamen zıt olan Mümtazer Türköne’dir. (Kendisinin Atatürkçü olarak nitelenmesini hakaret sayan, ama, Cumhurbaşkanı tarafından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yönetim kuruluna üyeliğine atanan, sonra da Atatürkçü Türk Kamuoyunun yoğun tepkisi nedeniyle istifa ettirilen malûm zat.)

Kanıt mı gerekli ? Buyrun, Mümtazer Türköne’nin, 16 Eylül 2011 tarihli Zaman gazetesindeki köşesinde yazdığı makaleden bir bölümü birlikte okuyalım :
„…Millî Eğitim Bakanlığı'nın yeni kanuna göre ilk görevi, artık 'Atatürk ilke ve inkılapları', 'Atatürk milliyetçiliği', 'Türk milletinin millî, ahlâkî, manevî, tarihî ve kültürel değerleri' gibi, ne olduklarını bugüne kadar bir Allah'ın kulunun bile kavrayamadığı ideolojik mugalatayı 'benimsetmek' değildir…“

Eğitim ve öğretim birliğini ideolojik eğitim olarak tanımlayan Mümtazer Türköne sürdürüyor sözlerini  „…İdeolojik eğitim yıllardır içinde debelendiğimiz bir tuzaktı. Adeta eğitim sistemimizi kilitlemiş ve çağa uygun ilerlemeleri engellemişti. Şimdi öğretmenlerimiz ne anlama geldiği hakkında en küçük bir fikir sahibi olmadıkları Atatürk milliyetçiliğini, gençlere benimsetmek yerine sadece İngilizce, trigonometri ve diğer bilgileri öğretecekler. Doğrudan doğruya bu ideolojik yükün altında ezilen meslekî eğitim -imam hatiplerin önünü kesmek adına olduğu gibi- artık, tekstil sanayiinde son teknolojileri yeni işgücünün sahip olması gereken nitelikleri takip edip öğretmeye çalışacak…“

Cumhuriyet ile daha doğrusu Aydınlanma devrimi ile birlikte elde edilmeye başlanan tüm kazanımları, birer birer yok etmeye yönelik bir anlayış sergileyen   („Millî“ Eğitim Bakanlığı), artık « Millî » sözcüğüyle örtüşmeyen bir konuma düşürülmek istenmektedir.

Öyle anlaşılıyor ki, („Millî“ Eğitim Bakanlığı) bu eğitim ve öğretim siyasetiyle,  3 Mart 1924’te çıkarılan « Tevhid-i Tedrisat = Eğitim ve Öğretimde Birlik »  yasasını geçersiz kılmak ; Osmanlı zamanındaki üç ayrı tip eğitim ve öğretim sistemine geri dönmek ; Atatürk’ü unutturmak ve de cehaletin cesaret bulmasına katkı sağlamak niyetindedir.

Çağdaş Türkiye’nin gerçek sahipleri, tüm demokratik ve laik sivil toplum kuruluşları ve « Emanet »in güvencesi gençlerle birlikte, bu konuda sesini yükseltmek ve Aydınlanma Devrimi ile birlikte elde edilen değerler dizgesine
ve kazanımlara sahip çıkmak zorundadır.

Bu, Anti Kemalist ve Aydınlıktan Karanlığa Parti iktidarına rağmen, hem anayasal hem de yasal bir haktır…


Dursun ATILGAN
Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı

 

 

ATATÜRK'ÜN SON KONUŞMASI / AADD-Avrupa

Yazdır

E-posta

 

Anti Kemalist Parti ileri gelenlerinin öncülüğünde cehalet cesaret bulmakta ve Mustafa Kemal Atatürk’e, O’nun önderliğinde gerçekleştirilen Türk Devrimi’ne ve O’nun ilkelerine saldırmayı kendileri için ana hedef olarak belirleyenlerin sayıları gittikçe artmaktadır.

Atatürk’ü sanık sandalyasına oturtmak üzere, her türlü istismar ve iftira yapılmaktadır.

ĺktidara yandaşlık ve Atatürk karşıtlığına destek olma yarışındaki „mütareke basını“ benzeri, medya kuruluşları gittikçe güçlenmektedir.

Alevi yurttaşlarımızın Atatürk sevgisini ve saygısını yok etmek ve onları Atatürk karşıtlığına sürüklemek için yapılan sinsî ve aynı zamanda alenî çalışmalar - taraflı bir varakpareye göre - yer yer benimsenmektedir bile…

ĺktidarın Atatürk karşıtlığı hesaplarının üzerine inşa ettiği siyaset müdahanecilerin desteğiyle yoğunlaştırılmaktadır.

ĺktidar partisi AKP’nin etnisite, mezhep ve cemaatçilik üzerinden yürüttüğü olağanüstü tehlikeli „böl ve yönet“ siyaseti, bir taraftan birlik ve beraberliğimizi temelinden sarsarken, diğer taraftan çağdaş ve uygar Türkiye’ye çok ağır ve onulmaz darbeler vurmaktadır…

CEHALET CESARET BULMAKTADIR:

iktidar partisinin atanmış bir „milletvekili(!)“ „Yunan tarihinde Ege’de Türklerle bir savaş yok“ biçiminde – üniversitelerin, eğitim ve öğretim kurumlarının, aydın denilen kesimin, devleti yönetenlerin seyirciliğinde,
halkın ise gözünün içine baka baka bilimsel bir cinayet işlemektedir; tarihi inkâr etmektedir.
Bu vekil(!) Türk tarihine inanmadığı gibi, dünya tarihine de inanmamaktadır.
Belli ki, inandığı tarih Yunan tarihidir…

ĺktidar partisi, İran’daki „Mollarşi“ düzenini örnek alarak, „Mele = Molla“ sistemini, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan başlayarak, uygulamaya koymak istemektedir. Bu konudaki proje, Cumhuriyet Halk Partisini „Cumhuriyet Halt Partisi“ olarak niteledikten sonra Başbakan yardımcısı yapılan bir zat tarafından açıklanmıştır.

Atatürk, Cumhuriyet, Laiklik, Ulus Devlet, Devrimler ve ĺlkeler  karşıtı bazı tarikat, cemaat liderleri iktidarca – birer birer - kutsal ilan edilmektedir.

Tarikatlar, tekkeler, zaviyeler- yeni tanımıyla  „CEMAATLER“ öncülüğünde yürütülmekte olan „KARŞI DEVRĺM“in son aşamaya getirildiği – görme, duyma ve dokunma duyuları işlemesine rağmen susanlar için – kafalara inen balyoz misali kanıtlardır.

Bu tehlikeleri, bir asır önce gören ATATÜRK ne demişti? Okuyalım:

 
"Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve hayatlarını emanet eden insanlardan mürekkep bir kitleye, medenî bir millet nazariyle bakılabilir mi?”

"Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."

"Tekkeler de behemahal kapatılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti her şubede irşatlarda bulunacak kudreti haizdir. Hiçbirimiz tekkelerin irşadına muhtaç değiliz. Biz medeniyet, ilim ve fenden kuvvet alıyoruz. Başka bir şey tanımıyoruz."

***

Tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında „Yeni CHP“’nin „yeni yöneticileri“ bir taraftan AKP’ye benzemeye çalışarak oy alabilmek için, Atatürk adını mümkün mertebe anmayarak ve çağdaş demokrasilerin sigortası olan laiklik ilkesine
vurgu yapmayarak, ödün verirken; diğer taraftan Atatürkçüleri Korkutma Partisi iktidarının sindirdiği üniversiteler, sendikalar, demokratik sivil toplum kuruluşları v.b. sanki bu korkunç olaylar ve gelişmeler bize çok uzak bir ülkede oluyormuş gibi seyretmektedirler…

Cesaretinin, okuyucusundan kaynaklandığını sandığımız bir-iki medya kuruluşu da, „güvendiğimiz dağlara kar yağdığını“ kendi tutumlarıyla kanıtlamaktadırlar…

***

 

Zafere ulaştığını ilan etmek üzere seslerini yükselterek, devletin kurumlarına yüksek sesle meydan okuyanlara ve halka tepeden bakanlara, yanıtı yine TARİHİN - HİÇ BİR DEVİRDE - EMSÂL GÖSTEREMEDİĞİ
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK BİR ASIR ÖNCE VERMİŞTİ…

ATATÜRK bu son konuşmasında, hükümet edenlerden güvenlik ve hukuk usûllerine; topraksız çiftçiden, köylüye; alevi yurttaşlarımızı cumhuriyetimiz ile sorunlu göstermek isteyenlerden, etnisite üzerine siyaset yapanlara; eğitimden öğretime (bugün Atatürk’ü unutturmak isteyen eğitim  bakanına ve bakanlık teşkilatına); sosyal devlet anlayışından, ticarî ahlâka; planlı kalkınma konusuna; yeraltı ve yer üstü zenginliklerimize; ülkenin bayındırlığına; tarihimize; bilim ve tekniğe; kara, deniz ve hava yollarına; kurtuluşumuzda ve kuruluşumuzda el ele – omuz omuza vermiş olan milletimizin birlik ve baraberliğine; bu asil milletin bağrından çıkmış olan ordumuza ve bütün milletin hükümeti olmanın ne demek olduğuna ilişkin olarak neler söylemişti, buyrun birlikte okuyalım:
 

ĺŞTE O’NUN 1 KASIM 1937’DE TBMM’NİN 5. DÖNEM 3. ÇALIŞMA YILINI AÇIŞ KONUŞMASI – DAHA DOĞRUSU SON KONUŞMASI:

„ İleri hükümetçiliğin şiarı, halkı kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir.  Büyük küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en geniş ölçüde inkişafına önem vermek çok yerinde olur.

Emniyet ve hak işleriyle ilgili usüllerde ve kanunlarda, kolaylık, çabukluk, açıklık ve kesinlik esas olmalıdır.

Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir mahiyet almasıdır. Büyük çiftçilerin, çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliğini, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlandırmak lâzımdır… Her hâlde en küçük bir çiftçi ailesi bir çift hayvan sahibi kılınmalıdır… Köyde ve yakın köylerde ortak harman makinaları kullandırmak, köylünün ayrılamayacağı bir âdet haline getirilmelidir…

Kesin zaruret olmadıkça piyasalara karışılamaz. Bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir. Sırası gelmişken Cumhuriyetin tüccar telâkkisini de kısaca ifade edeyim: Tüccar, milletin emeği ve üretimi kıymetlendirilmek için eline ve zekâsına emniyet edilen ve emniyete liyâkat göstermesi gereken kimsedir.

Beş yıllık ilk sanayi planının geri kalan ve bütün hazırlıkları bitirilmiş olan birkaç fabrikasını da süratle başarmak ve yeni plan için hazırlanmak icap eder.

Elde bulunan madenlerin en önemlileri için üç yıllık bir plan yapılmalıdır.

Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyla aydınlatan kutsal bir meşaledir… Sivas’tan sonra, Doğuya doğru uzayıp gitmekte olan hat, ilk menzili Divriği’ye varmıştır. Bu kol önümüzdeki yıl Erzincan’a ulaşmış bulunacaktır. Diyarbakır’dan Doğuya uzanacak hattın da inşasına başlanmıştır…

78 köprü geçişe açılmış bulunuyor. 23 köprü de inşa halindedir. Bu köprülerin her biri başlıbaşına birer fen ve sanat eseri olarak yeni nesillere Cumhuriyetin armağan anıtları olacaktır.

Ankara’ya yeni bir radyo istasyonunun inşasına başlanmış olduğunu memnuniyetle kaydederim.

Büyük dâvamız, en medenî ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir… Bu dâva, büyük Türk milletinin dinamik idealidir.
Bu ideali, en kısa zamanda başarmak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek zorundayız. Bu teşebbüste başarı ancak planlı ve rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. Bu sebeple, okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, memleket dâvalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak fert ve kurumları yaratmak; işte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin etmek, Eğitim Bakanlığının üzerine aldığı büyük ve ağır mecburiyetlerdir.

Merkez bölgesi için Ankara Üniversitesini az zamanda kurmak lâzımdır. Doğu bölgesi için Van gölü sahilinin en güzel bir yerinde, her şubeden ilkokullarıyla ve nihayet üniversitesiyle modern bir kültür şehri yaratmak yolunda şimdiden fiiliyata geçilmelidir.

Ordu, Türk Ordusu..! İşte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad! Onu bu yıl içinde kısa fasılalarla, Trakya ve Ege büyük manevralarında, iki defa yakından gördüm. Disiplinini, enerjisini, subaylarının vukuflu gayretini, büyük komutan ve generallerimizin yüksek sevk ve idare kaabiliyetlerini gördüm. Derin iftihar duydum, takdir ettim. Ordumuz Türk birliğinin, Türk kaabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Ordumuz Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların, yenilmesi imkânsız teminatıdır.

Bu yıl içinde denizaltılarımızı memleketimizde yapmaya başladık.

Bundan sonrası için bütün uçaklarımızın ve motorlarının memleketimizde yapılması ve harp hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi gerekir.

Büyük bir millî dâvamız olan Hatay işinin geçirdiği safhalar malûmunuzdur. Milletler cemiyeti yüksek idaresi altında cereyan etmiş olan müzakereler, Hatay halkını lâyık olduğu mesut ve bağımsız idareye kavuşması yolunda amaçladığımız gayeye, Hatay rejiminin yürürlüğe girmesine, kısa bir zaman kaldı. Bu rejimi, kendileriyle en dostane bir zihniyetle emek birliği yapmış olduğumuz Fransızların, iyi niyetle ve amaçlanan gayeyi temin edebilecek şekilde tatbike başlayacaklarına şüphe edilmemelidir. Yarınki Türk-Fransız münasebetlerinin dilediğimiz yolda inkişafına, Hatay işinin iyi bir yönde yürümesi, esaslı bir ölçü ve amil olacaktır kanaatindeyim.

Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız millet ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.
Elimizdeki programın ruhu, bizi, yalnız bir kısım vatandaşla alâkalı kalmaktan meneder. Biz bütün Türk milletinin hizmetindeyiz.“


Dursun ATILGAN

ADD-Avrupa Atatürkçü Düsünce Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı


KÖLN, 12.12.2011

 

Joomla templates by a4joomla