Uğur Mumcu’nun katlinin üzerinden 21 yıl geçti. Bu 21 yıl boyunca karanlık cinayetin üzerindeki örtü aralanacağına kat be kat arttırıldı.

Uğur Mumcu cinayeti çözülebilse, belki de ülkemizdeki tüm karanlık cinayetler çözülecek. Türkiye karanlık cinayetleri besleyip destekleyen ülkelerden kopup bağımsızlaşacak.

Mumcu cinayeti tarihimizin gördüğü en karanlık cinayettir. Hem cinayetin yarattığı etki, hem de zan altında bıraktığı gurup ve ülke sayısı açısından karmaşıktır.

İlk bakışta bu cinayet sadece Uğur Mumcu’nun varlığını ortadan kaldırma amaçlı gibi görülebilir. Gerçekten de cinayeti işletenler, Uğur Mumcu gibi araştırmacı gazeteciliğin simgesinin ortadan kaldırılması gibi önemli bir sonuç aldılarsa da ardından gelen sonuçlar açısından çok daha büyük “kazanımlar” elde etmişlerdir.

Cinayetin tüm ülkede yarattığı şok dalgası umulanın ötesinde olmuştur. Türkiye’de hiçbir siyasi cinayet ülkeyi tepeden tırnağa böylesine sarsmamıştır. Bu cinayet 90’lı yıllarda işlenen siyasi cinayet ve katliamlar zincirinin en büyük ve en önemli halkasıdır. Bu cinayetle “artık hiç kimse için can güvenliği kalmamıştır” mesajı açıkça kitlelere verilmiştir. Kitlelerin cinayete tepkisi çok büyük olmasına rağmen istenen etki de yaratılmıştır.


Mumcu’nun katledilmesi ile daha sonra işlenecek cinayetlerin ve yapılacak tertiplerin aydınlatılmasının önü de peşinen kapatılmıştır.

Bu bakımdan 24 Ocak 1993 tarihi bir dönüm noktasıdır. Yine bir karanlık cinayet, 24 Ocak 2001’de işlenmiş, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan da 8 yıl sonra 24 Ocak’ta katledilmiştir.

Ülkeyi 24 Ocak 1993’e götüren karanlık tertiplerin ilk adımı da bir başka 24 Ocak’ta atılmıştır. 24 Ocak 1980 tarihinde ülkeyi tarihin gördüğü en karanlık günler olan 12 Eylül faşizmine götüren ünlü 24 Ocak kararları alınmıştır. Kararlar açıklandığında bu ülkenin aydınları 24 Ocak kararlarının ancak ve ancak bir faşist diktatörlük altında uygulanabileceği vurgusunu yapmışlardır. Uğur Mumcu da bu tespiti yapanlar arsındadır. Nitekim bu kararların üzerinden 7,5 ay geçmeden darbe gelmiş ve ülkenin bütün demokratik birikimi yok edilmiş, aydınlar, gençler zindanlara doldurulmuş, işkenceden geçirilmiştir.

24 Ocak kararlarının mimarı Turgut Özal, en etkin görevlerden birini almış, işçi sınıfının bütün hakları gasp edilmiş, sendikalar ezilmiş, yargı ele geçirilmiş, üniversiteler susturulmuş, basın darbecilere alkış yağdırmıştır. Bu dönemde yapılan Anayasa, Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu halen hükmünü yürütmektedir.

Darbecilerin ardından iktidara getirilen Turgut Özal darbenin yapamadıklarını tamamlamış, “zenginini seven” iktidarların kapısını açmıştır. Günümüzdeki AKP iktidarı da her fırsatta Özal hayranlığını dile getirmektedir. (Özal’ı iktidara taşıyan darbeciler AKP tarafından el üstünde tutulmuş, yan geldikleri yataklarında sözde yargılanmışlardır.) Bu dönemde ülkeye deli gömleği giydirilmiş, 2,5 parti, 2,5 gazete ile suskun, yılgın bir sürü yaratılmak hedeflenmiştir.

Uğur Mumcu işte bu karanlık perdeyi aralamış, karanlık köşelerde saklanan yarasaların gözüne ışık sıkmıştır. Mumcu sadece 12 Eylülün karanlığını yırtmamış ülkeyi bu karanlık günlere götüren tezgahları da açığa çıkarmıştır. İşlenen cinayetler, cinayet örgütlerine silah sağlayan çeteler, onların arkasındaki güçler ve ülkeler, ülkeyi ABD’nin “yeşil kuşak” teorisine uygun olarak ele geçirmek isteyen İslamcı örgütlenmeler, para kaynakları, dinci örgütlenmenin darbe lideri Kenan Evren’in bilgisi dahilinde Suudi Arabistan tarafından maaşa bağlanması, bölücü örgüt, arkasındaki ülkeler, terör örgütüne silah sağlayan mafyatik yapı, silahlanma giderlerini karşılayan uyuşturucu trafiği, Ermeni terör örgütü, katledilen diplomatlarımız bahane edilerek zırhlı araç alımında yapılan yolsuzluklar, özelleştirmenin önünü açmak için askeri ihalelerin iptal edilerek Sümerbank’ın çökertilmesi gibi tezgahlar hep Uğur Mumcu’nun ilgi alanında olmuştur.

Uğur Mumcu o kadar çok gurup, çete, örgüt ve ülkeyi rahatsız etmiştir ki cinayetten sonra azmettirenin kimliği konusunda tam bir kafa karışıklığı yaşanmış, bu da cinayeti işletenler açısından bir avantaj oluşturmuştur.

2002 yılında başlayan karanlık süreç ve 2006 yılındaki Danıştay cinayeti ile başlayan tertipler zinciri bize Uğur Mumcu’nun neden ve kim tarafından katlettirildiğini daha iyi anlatıyor.

Kemal Derviş’in Türkiye’ye getirilmesi ile başlayan süreç ve AKP’nin iktidar yapılması, Türk Ordusunun başına çuval geçirilmesi, Hırant Dink ve Danıştay Cinayeti, aydınların, rektörlerin, generallerin tutuklanması, CHP’ye yapılan operasyon, Türk Donanmasının tümden teslim alınarak kıpırdayamaz hale getirilmesi “Ergenekon”, “Balyoz”, “Casusluk”, “Poyrazköy”, “Amirallere Suikast” vb. davalar, tertipler hep Uğur Mumcu’nun katledilmesinin yarattığı boşluktan yararlanılarak sürdürülmüştür.

Uğur Mumcu katledilmeseydi büyük bir olasılıkla O da bugün Silivri’de olurdu. Ama artık iktidar tarafından bile suçlanan cemaat tertibinin ipliğini pazara çıkarırdı.

Türk halkı Uğur Mumcu’yu unutmayacak. Unutmadığı için de katledilişinin 21. yılında binlerce işçi vatan ve emek mücadelesi için bir 24 Ocak günü Ankara kapılarına dayanmıştır.

Binlerce Uğur Mumcu ülkenin her yerinde O’nun bıraktığı mücadeleyi sürdürmektedir.

23.01.2014

Lütfü Kırayoğlu

Joomla templates by a4joomla