Türk Milleti ne Atatürk’ten vazgeçebilir ne de O’nun devrim arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Cumhuriyet’ten.

Bağımsız, insan haklarına dayalı, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti O’nun önderliğinde, emperyalizme karşı kazanılan Bağımsızlık Savaşı ve sonrasında başarılan Aydınlanma Devrimi ile kurulmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk tek dünya lideridir. Doğumunun yüzüncü yılında, yüz elli iki üyenin imzaladığı UNESCO belgesindeki tanımıyla: “Atatürk uluslar arası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi O’nun düşünce ve eylemleridir. Bilim insanı Ahmet Taner Kışlalı’nın tanımıyla: “Kemalizm, ne Atatürk’ün bekçiliğidir ne de 1920 koşullarında yapılmış olanların toplamıdır. Kemalizm, demokratik toplumcu öze sahip, sürekli devrimcilik ilkesine dayalı, bir çağdaşlaşma ideolojisidir. Kemalizm, geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncülüğüdür.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Milletine gösterdiği hedef: Akıl, bilim ve teknolojinin en son ilkelerine dayanan çağdaş, kalkınmış, uygar bir Türkiye yaratmaktır.

Atatürk yaşamdan ve aramızdan ayrılırken sadece manevi miras bırakmıştır. Atatürk diyordu ki: “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir.

Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki amaçlara tamamen eremediğimizi, akıl ve bilimi kılavuz edindiğimizi tasdik edeceklerdir.

Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişmesini inkar etmek olur. Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.

Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin kılavuzluğunu kabul ederlerse, benim manevi mirasçılarım olurlar.”

Atatürk, “Türk bağımsızlığını ve Türk Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar korumayı ve savunmayı” Türk Gençliğine bırakmıştır. Türk Gençliği ve Türk Milleti de O’nun kendisine bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatacak bilinçte, güçte, kararlılıktadır. Bu gün Türkiye’yi bölmeyi ve bir din devletine dönüştürmeyi amaçlayan emperyalizm bu yüzden Atatürk’ü de Kemalizm’i de aşamamaktadır.

Ne yazık ki Atatürk’ün aramızdan ayrılışından sonra ülke yönetimine gelen siyasal iktidarlar Atatürk ilkelerini, devrimlerini ve manevi mirasını yeterince sahiplenememişlerdir.

Ülkeyi on üç yıl kesintisiz yöneten ve 7 Haziran 2015 genel seçiminde ömrü biten siyasal iktidar, emperyalizmin koyu gölgesi altında, Cumhuriyetle hesaplaşmayı sürdürmüş, devletin ve toplumun “değişim ve dönüşüm”ü için çabalamıştır. Bu dönemde bölücü terör örgütüyle mücadele bırakılmış, bilinmez “açılım” müzakereleriyle zaman geçirilmiştir. Sonunda vatanın Güneydoğu Bölgesinde alan hakimiyeti kaybedilmiş, bölücü terör örgütü güçlenerek dağdan şehir yapılanmasına geçmiştir. Komşu ülkelerle yaşanan sorunlar yüzünden sınırlarımız yolgeçen hanına dönmüş, ülkenin her yanı Suriyeli sığınmacılar ve diğer terör örgütleriyle dolmuştur. Bu yüzden Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da canlı bombalarla katliamlar yaşanmıştır. Yürütülen yanlış politikalarla bağımsız yargı siyasallaşmış, hukuksuz davalarla Türk Ordusu ve “Cumhuriyetçi” aydınlar etkisizleştirilmiş, ortaya saçılan yolsuzlukların üzerine gidilememiş, adalete güven sarsılmıştır. Seçim sonucunda parlamentoda çoğunluğu elde eden muhalefet partileri bir koalisyon hükümeti kuramayınca genel seçimler 1 Kasım 2015’de tekrarlanmıştır. Bu seçimde seçmen tercihini değiştirmiş ve son on üç yılda yaşanan her şeye rağmen “Yeni AKP” iktidarının yolunu açmıştır.

Oysa Atatürk bizi çok önceden uyarmıştı: “Saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne dek çıkaracağı adamların kanındaki, bilincindeki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten hiçbir zaman geri kalmasın.”

Atatürk’ün öğüdünü tutabilseydik böyle mi olurdu?

Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ve yaşamdan ayrılışının yetmiş yedinci yılında sevgi ve saygıyla anıyoruz.

Güngör BERK / ADD BDK ÜYESİ

Kaynak: add.org.tr

Joomla templates by a4joomla